egitimsen

egitimsen

Bağımsız Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Tahir ÇETİN ve Maden Emekçisi Ali Faik İLTER Somalı Madencilerin haklarını almak için gittikleri Ankara Yürüyüşü dönüşünde geçirdikleri trafik kazası sonucu yaşamlarını yitirdiler.

Talepleri kıdem, ihbar tazminatı ve ücret talepleriydi. Kara yerin altında bir ömür vererek emekleriyle kazandıkları haklarıydı istedikleri. Yasalarda da yazılıydı ayrıca.

Mukadderat diyecek egemenler. Acı, zulüm, sömürü sonunda bu kahredici ölümler, egemenlerin sermayenin dilinde mukadderattır hep. Güzel, insanca, demokratik, eşitlikçi, barışçıl bir yaşam hiçbir zaman mukadderat olmadı. İşçi sınıfının, hepimizin yazgısı sınıf mücadelesidir.

İşçi sınıfının bu iki yiğit önderi ve şu ana kadar bu mücadele tarihine yaşam adayan, yaşamlarıyla bedel ödeyen tüm sınıf öncüleri ve emekçileri… Emek ve mücadeleleri ile güzellikler yaratan, kıvanç veren, yol açan anılarıyla… İnsanlık tarihinin kızıl yıldızlarıdır.

 

Eğitim Sen Adana Şube Yürütme Kurulu

İLİŞKİSEL İHTİYAÇLAR

İntegratif Psikoterapi, ilişkisel odaklı ve gelişimsel temelli en yeni psikoterapi okullarından biridir. İntegratif kelimesi psikoterapinin duyusal, davranışsal, bilişsel, ilişkisel, fizyolojik teori ve metotlarına, hem de psikoterapinin sonucunda KİŞİLİĞİN BÜTÜNLEŞMESİNE işaret eder (Erskine, 2017).

Kuramın kurucusu Richard Erskine samimi, gerçek, doyurucu ilişkiler için 8 ilişkisel ihtiyaç belirtmiştir. Kurduğumuz ilişkilerde bu ihtiyaçların karşılanması bizi ruhsal olarak sağlık kılar.

“Biz ilişkiye doğarız

Doğumdan ölüme ilişki içinde kırılırız,

İlişki içinde yıpranırız,

İlişki içinde vazgeçeriz,

Yine de hepimizi ilişki onarır.”

Arkadaşlarınızla, ailenizle ve partnerinizle gerçekten yakın ve samimi ilişkiler kurmak istiyorsanız bu 8 kategori üzerinde çalışmanızı öneririm. Kategoriler şöyle:

 

  • Güvenlik ihtiyacı:

İlişkide güvenlik ihtiyacı, fiziksel bir yakınlık olması, aşağılamanın ve fiziksel şiddetin olmaması (Erskine, 2015).

Güven duygusu hayatımızın ilk yılında anneyle kurulan ilişkiyle başlar. Annesi tarafından beslenen, dokunulan, sevgi gören bir bebek insanlara güvenebileceğini öğrenir. Çocukluk döneminde yeterince ilgi ve sevgi göremeyen, terk edilen, bir kayıp yaşayan bir çocuk ise insanlara güvenmemeyi öğrenecektir.

Bir ilişki için en temel ihtiyaç güvendir. Güven yoksa, o ilişki temeli sağlam olmayan bir bina gibi en ufak bir depremde yıkılmaya mahkumdur.

İlişkide olduğunuz kişinin fikirlerine, kişiliğine saygı duyun, onu dinleyin ve onu olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Aşağılamayın. Şiddet göstermeyin.  Size ihtiyacı olduğunda onun yanında olun.

  • Onaylanma ihtiyacı:

Çocuğun duyguları, düşünceleri, fantezileri ve çeşitli ihtiyaçlarının onaylanması

(Erskine, 2015). 

Hepimizin anlaşılmaya ve önemsenmeye ihtiyacı var. İlişkide olduğunuz kişinin anlattıklarına ve yaşadıklarına değer verin çünkü onun için bir anlam ifade ediyor. Onu anlamaya istekli olun. Bir problem yaşandığında haklı haksız bulmak ya da onun problemli olduğunu düşünmek yerine o davranışı yapmasının önemli bir sebebi ve anlamı olduğunu kabul ederek işe başlayın.

 

  • Varlığını hissetme ihtiyacı:

Çocuğun koruma, destek ve rehberlik için güvenebileceği birinin mevcudiyetinin olması (Erskine, 2015). Sadece çocukların değil hepimizin bazen bizden daha güçlü, erdemli, olgun birinin etrafında olmaya ve ihtiyaç duyduğumuzda bizi korumasına ihtiyacımız var.

Bazen danışanlarımdan şu şözleri duyarım; ‘Varlığınızı bilmek güven veriyor’, ‘İyi ki varsınız’. Birilerinin bizi dinliyor olması, önemsemesi ve yardım etme isteği bizi rahatlatır ve umut verir.

İlişkide olduğunuz kişiye varlığınızla güç verin.

  • Deneyimleri paylaşma ihtiyacı:

Birlikte oynama ve öğrenme gibi paylaşılmış deneyimlere sahip olma (Erskine, 2015).

Ne zaman ki bir kişiyle ortak deneyim paylaşırız, işte o noktada o kişiyle yakınlaşmaya başlarız. Ortak zevkleri, hobileri paylaşan kişiler arasında daha samimi ilişkilerin kurulması bu yüzdendir.

Bir travmayı birlikte yaşayan kişiler arasında, yaşanan duygu yoğunluğundan dolayı güçlü bir bağ kurulur.

İlişkide olduğunuz kişi ile ortak deneyimlerinizi arttırın. Ortak keyif aldığınız bir hobiye birlikte zaman ayırarak yatırım yapın. Acıyı ve hüznü de paylaşın.

 

  • Kendini ifade etme ihtiyacı:

İlişki içinde kendini tanımlama (Erskine, 2015). İlişkilerdeki pek çok problem kendini yeterince ifade edememekten kaynaklanır. Pek çok zaman duygumuzu içe atar ve paylaşmayız. Karşımızdaki kişiyi kırmaktan korkarız. Halbuki net olmanın ve kendini ifade etmenin pek çok faydası vardır.

  • Bu benim sevdiğim….
  • Bu benim sevmediğim….
  • Benim buna…..ihtiyacım var….

Yukardaki boşlukları doldurun ve onunla paylaşmaktan korkmayın. Kendinizi ifade edin. Açık ve net olun. Kendinizi tüm samimiyetinizle ifade etmeniz pek çok problemi büyütmeden çözecek.

  • Etki yaratma ihtiyacı:

Etki yaratma diğerlerini etkileme, en azından bazı zamanlarda çocuğun istekleriyle ya da arzularıyla uyumlu cevap vermek (Erskine, 2015).

Hepimizin içinde bulunduğumuz ortamda etki yaratmaya ve fark edilmeye ihtiyacımız var. Ama pek çok zaman özellikle çocuklukta gerçek tepkilerimizi göstermemiz engellenir, buna izin verilmez. Çocukluk da ifade edilemeyen, bastırılan öfke, korku gibi duygular ilerleyen yaşamda kişinin yaşam kalitesini bozar ve ilişki problemlerine yol açar.

İlişkide olduğunuz kişinin hayallerini gerçekleştirmesi konusunda cesaretlendirmeye ve gerçek duygularını ifade etmesine, ‘HAYIR’ demesine izin verin. Bırakın öfkesini ifade etsin onu ciddiye alın, korkularını ifade etsin ona koruma sağlayın, üzüntüsünü ifade etsin ona şefkat gösterin, sevincini ifade etsin onunla paylaşın. Göreceksiniz ki yaptığınız bu duygusal uyumlanma sizi daha da yakınlaştıracak.

 

  1. İnsiyatif alma/ İlişkiyi karşı tarafın başlatma ihtiyacı:

Ötekinin teması başlatması (Erskine, 2015). İletişimi başlatma ve bir şeylerin olması için sorumluluk almak önemlidir. İlk hareketi sizin yaptığı,  her şeyi sizin başlattığınız tüm ilişkiler, zaman içinde  yetersiz bir hal alır.

Sürekli iletişimiz siz başlatıyorsanız, karşıdakinin başlatmasına izin vererek belki de uzun süredir ilk kez sorumluluk almayacaksınız.

 

8-Sevgiyi gösterme ihtiyacı:

Bakım verene minnettarlık ve sevgi ifadesi, bağ kurma ve sadakat göstergesi (Erskine, 2015).

Samimi bir ilişkide sevgiyi, şükranı ifade etmek, göstermek, paylaşmak bir ihtiyaçtır. İlişkide olduğunuz kişiye sözel ve sözel olmayan yollarla sevgisini ifade etmesine, paylaşmasına izin verin.

İlişkilerinizi gözden geçirin. Bu sekiz ihtiyacın kaçını gerçekten doyurabiliyorsunuz?

Bu ihtiyaçları doyurmanızı ne ya da neler engelliyor?

Geçmişten gelen aşamadığınız konular için mutlaka profesyonel destek alın. Göreceksiniz geçmişi anlamlandırmak, ifade etmek size iyi gelecek.

Samimi gerçek ilişkiler yaşadığınızda, yaşamdan daha fazla doyum alırız.

İntegratif psikoterapi de felsefesi sayıltımız “ruhsal olarak acıyı, karşılanmayan ilişkisel ihtiyaçlardan dolayı yaşarız. Sağlıklı ilişki bizi iyileştirir.”

İlişkisel ihtiyaçlarınızın karşılandığı, samimi, doyurucu ilişkiler yaşamanızı dilerim.

Hepinize selam ve sevgilerimle...

                 Elif AKAR

                                                            Uzm. Eğitimci &Psikoterapist

 

 

KAYNAKÇA:

ERSKINE, G. Richard, (2015) İlişkisel Örüntüler Terapötik Varoluş,“İntegratif Psikoterapisinin Kavramları ve Uygulamaları”,(Çev.Ed: Muzaffer Şahin), Ankara: Nobel.

ERSKINE, G. Richard; MOURSUND, P. Janet,; TRAUTMANN, L. Rebecca, (2015),Empatinin Ötesi “İlişki İçinde Bir Temas Terapisi”, (Çev.Ed: Muzaffer Şahin), Ankara: Nobel.

ESKİNE,G. Richard, (2017),  Yaşam Kurguları, “Farkında Olunmayan İlişkisel Örüntülerin Transaksiyonel Analizi”, (Çev.Ed: Muzaffer Şahin) Ankara: Nobel.

İşyerlerine özgür kılık kıyafetle gidilmesi eylemimizin 01.07.2022 tarihine kadar uzatılmasına ve covid 19 salgını kapsamında üyelerimizin; istek dışı verilen, görev tanımı ve meslekleri dışındaki, sağlıklarını riske sokacak görevleri yerine getirmemesine ilişkin Merkez Yürütme Kurulumuzun almış olduğu kararlar ektedir.

 

Kılık Kıyafet Kararını İndirmek İçin Tıklayın

Covid 19 Salgın Kapsamında İstek Dışı Görevlendirme  Kararını İndirmek İçin Tıklayın

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMİYORUZ!

20 Mart 2021 gününün ilk saatlerinde Resmi Gazete ’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nin “Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine” karar verildiği açıklandı.
Meclis’te oybirliği ile kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden tek kişilik Cumhurbaşkanı Kararı ile çıkılamaz! Meclis’in iradesi tek kişiye devredilemez! Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler böyle yok edilemez! Bu hukuksuz kararı KABUL ETMİYORUZ!



İstanbul Sözleşmesi hayatlarımızın güvencesidir. Vazgeçmiyoruz!
Şiddetin, kadın katliamının, tecavüz ve tacizlerin artarak sürdüğü, kadına karşı tüm şiddet biçimlerinin sıradanlaştırıldığı, LGBTİ+’ların sistematik olarak hedef gösterildiği bir ortamda, sözleşmenin kaldırılmasını gündeme getirmek tüm bu suçlara zemin hazırlamak demektir.
Bu girişimin arkasından, 6284’ün etkisiz hale getirilmesi, boşanan kadının yoksulluk nafakasının kısıtlanması, çocuk istismarcılarının affedilmesi, tecavüzcü ile evliliğin yeniden getirilmesi ve evlilik yaşının 16’nın da altına, çocuklarla cinsel ilişki yaşının 15’in de altına indirilmesi, şiddet suçlarında belge istenmesi, çocuk cinsel istismarı ve tecavüz suçlarında kadına karşı şiddet suçlarında “somut delil” aranması, aile arabuluculuğu gibi temel haklara saldırıların gündeme alındığını biliyoruz.
Açık açık ilan ediyoruz: Kazanılmış haklarımızın hiçbirinden VAZGEÇMİYORUZ!

İstanbul Sözleşmesi eşit ve şiddetten uzak hayat hakkımızın güvencesidir. İstanbul Sözleşmesi, din, dil, ırk, sınıf, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, yaş, medeni hal, doğum yeri, göçmenlik gibi nedenlerle ayrımcılığa uğramaksızın şiddetten uzak bir hayat yaşama hakkının garantisidir. İstanbul Sözleşmesi, sınırları aşan mücadelemizin belgesidir. Şiddetle mücadeleyi en kapsamlı şekilde ele alan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıp, “milli” ve “yerli” söylemleriyle mücadelemizin evrenselliğini yadsıyan yeni sözleşmeleri asla kabul etmiyoruz.
Haklarımız ve hayatlarımız hakkında pazarlık yapmıyoruz.


EŞİTLİK İÇİN İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN VAZGEÇMİYORUZ!

Kadınlar en çok boşanmak istedikleri eşlerinden, ayrılmak istedikleri partnerlerinden, en yakın ve akrabaları olan erkeklerden şiddet görüyor ya da öldürülüyor. Aile içi diye üstü örtülen, karakollarda uzlaştırılan, yargıya taşınmayan şiddet vakaları bizi yaşamdan koparıyor. Görevlerini yapmayan kolluk güçleri bizi şiddet ile baş başa bırakırken, erkek yargı failleri aklarken, siyaset cezasızlığı beslerken faillerin sırtı sıvazlanıyor. Hayatını savunmak için şiddet gördüğü erkekleri öldürmek zorunda kalan onlarca kadın, binlerce düşünce suçlusu hala cezaevlerindeyken, çıkarılan aflar, yapılan infaz yasası düzenlemeleriyle binlerce şiddet faili erkek serbest bırakılıyor.
Buradan bir kez daha teşhir ediyoruz. Katiller aramızda! Şiddet failleri aramızda!
Cezasızlık politikasıyla faillere ortaklık eden bir devlet bu şiddetin ve cinayetlerin suç ortağıdır.
Yargısal süreçlerde ayrımcılığın, adaletsizliklerin ve yeni şiddet biçimlerinin tekrar tekrar ortaya çıkmaması için,
Etkin ve ivedi koruma, soruşturma ve yargılama için,
Erkek adalet değil, gerçek adalet için İstanbul Sözleşmesinden Vazgeçmiyoruz!

İstanbul Sözleşmesi yaşamı korurken, yerine koymak istediğiniz göstermelik sözleşmelerin, komisyonların, torba yasaların şiddete karşı etkin bir mücadele niyeti olmadığını, hatta tam tersine bütün yasal haklarımızı tırpanlamak için adımlar olduğunu biliyoruz.
Göz boyamak için kurulan şiddeti araştırma komisyonlarında devletin insan haklarını ve eşitliği garanti altına almakla yükümlü kurumunun temsilcisi, çocuk yaşta evliliklerin meşrulaştırılmasından nafakanın kaldırılmasına kadar bütün haklarımızı “aile değerlerini koruma” adı altında yok etme çağrısı yapılıyor. Mecliste İstanbul Sözleşmesini etkin uygulamayı tartışmak yerine, kadına yönelik şiddete ilişkin binlerce soru önergesine cevap vermek yerine, toplumsal cinsiyet eşitliğini tüm ülkede hâkim kılacak bütünlüklü bir politikayı tartışmak yerine erkek egemen sistemi güçlendiren ve şiddete cesaret veren düzenlemeler gündeme getiriliyor.
Göstermelik komisyonlar, torba yasalar ve düzenlemelerle hakikat çarpıtılamaz. İstanbul Sözleşmesi yaşam garantörüdür.
Biz güvenli bir yaşam ve toplumsal cinsiyet eşitliği için, dil ve kimlik haklarımız için İstanbul Sözleşmesinden Vazgeçmiyoruz!



Gerçeklerin üstü örtülmesin, bir kişi daha aramızdan ayrılmasın, şiddete karşı somut adımlar atılsın diye İstanbul Sözleşmesinden Vazgeçmiyoruz!

Eşit, özgür, şiddetsiz bir üniversite, eğitimin her kademesinde toplumsal cinsiyet eşitliği için İstanbul Sözleşmesinden Vazgeçmiyoruz!

Doğduğu yerde yaşadığı yoksulluk, savaş ve şiddet nedeniyle göçe zorlananların şiddete karşı korunmasının güvencesi İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz!

Sözümüz açık, kararımız net: Biz yalnızca İstanbul Sözleşmesi’ne dokunulmamasını değil, Sözleşmenin tüm gereklerinin acilen yerine getirilmesi için acil eylem planı açıklanmasını istiyoruz. BÜTÜN BİR HAYATI İSTİYORUZ, DAHA AZINI DEĞİL!

* Eşit yurttaşlık hakkımızın garanti altına alınması için hayatın her alanında somut adımlar atılmasını istiyoruz…

*Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yasalarda ve hayatın her alanında sağlanmasını istiyoruz.

* Kazanılmış haklarımızı ve mücadeleyle yazdığımız yasaları tehdit eden söylemlere ve girişimlere son verilmesini istiyoruz…

* Şiddetsiz bir yaşam sürme hakkımız için acil bir eylem planı açıklanması ve uygulanmasını istiyoruz… 7/24 çalışacak etkin, farklı dillerde hizmet veren özel bir Alo Şiddet Hattı… Her semtte bir kadın danışma evi, her 100 bin nüfusa en az bir sığınak, her 200 bin nüfusa en az bir cinsel şiddet kriz merkezi… Şiddetle ilgili ulusal mücadele ağı... Şiddete uğrayan kadınların ve LGBTİ+’ların bağımsız bir yaşam kurmak için ihtiyaç duyduğu barınma, eğitim, sağlık, istihdam olanaklarının kamusal hizmet olarak sağlanması… Göçmen kadın ve çocuklara yönelik şiddeti önleme ve şiddete karşı korumada ayrımcılığa son verilmesi… 6284 kadınları şiddetten koruma yasasının etkin uygulanmasını istiyoruz… Yasaların eksiksiz uygulanmasını istiyoruz…

* TCK 103. madde kapsamındaki çocuk cinsel istismarcılarına af, “erken evlilik” “genç evlilik” gibi adlar altında çocuk cinsel istismarının meşrulaştırılmasına; kadınların Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve şiddet ile ilgili kanunlardaki kazanılmış haklarını ve anayasal eşit vatandaşlık ilkesini kamuoyu önünde sürekli olarak tartışmaya açan tüm söylem ve girişimlere son verilmesini istiyoruz…

* Çocuk yaşta evlendirmeleri ve çocuk istismarını önlemesi gerekirken; aksine teşvik eden, kolaylaştıran ya da göz yumanların soruşturulmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz...

* İşyerinde şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi için etkin politikalar, örgütlenme özgürlüğü ve İLO 190 sayılı sözleşmenin imzalanıp uygulanmasını istiyoruz…

* Eğitimin her kademesinde, medyada, toplumsal hayatın her alanında cinsiyetçi rolleri, kalıplaşmış tutum ve davranışları değiştirmek üzere somut adımlar atılmasını istiyoruz…

* Tüm şüpheli kadın ve LGBTİ ölümlerinin mercek altına alınmasını; Yeldana Kaharman, Nadira Kadirova, Gülistan Doku, Aleyna Çakır gibi ekonomik ve siyasal olarak nüfuzlu kişilerle ilgili cinsel saldırı ve cinayet iddialarının aydınlığa kavuşturulmasını, faillerin ve soruşturmaların kapatılmasında rolü olanların cezalandırılmalarını istiyoruz…

Biz, İstanbul Sözleşmesi’ni istiyoruz!
Biz haklarından, hayatlarından, İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyen milyonlarız… Haklarımızı güvenceye alan yasaları hayatı pahasına kazananlarız. Ve daha nice hakkımızı mücadelemizle kazanacak olanlarız.

Haklarımıza, sözleşmemize göz dikenlere sesleniyoruz… Mücadeleyle kazandığımız, artık bütün toplumun kabul ettiği haklarımızın bir tekinden bile vazgeçmeyeceğiz. İstanbul Sözleşmesini nasıl kazandık ise öyle savunmaya devam edeceğiz.

2021 TİS Taleplerimiz

 BASINA ve KAMUOYUNA

      2021 Ağustos ayında Kamu emekçileri ile hükümet arasında toplu iş sözleşmesi yapılacak. 2021 yılı TİS sürecine yönelik Eğitim Sen Adana şube olarak Adana’daki eğitim emekçileriyle TİS taleplerine yönelik anket çalışması gerçekleştirdik. Bu çalışmamızda temel amacımız, eğitim emekçilerinin TİS taleplerini belirlemek ve ortaklaştırmaktı. Farklı sendikalara üye olan ve sendika üyesi olmayan arkadaşlarımız arasında gerçekleştirdiğimiz anket sonucunda elde ettiğimiz sonuçları sizlerle paylaşmak istiyoruz.  Çalışmalarımızla ilgi sonuçları vermeden önce bu çalışmayla ilgili bazı bilgileri aktarmak isteriz.

  • Bu ankete katılan eğitim emekçilerinin %71.7’i erkek, %28.3'ü kadın
  • % 89.4 'ü sendikalı, %10.6 'sı sendikasız,
  • %91.6 'sı öğretmen, %5'i idareci, %4.1'i yardımcı personel arkadaşlardan oluşmuştur.

Bir 3 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir

 

        Ankete katılan eğitim emekçisi arkadaşlarımızın ortak sorun ve talepleri aşağıdaki gibidir:

  • 3600 ek gösterge hayata geçirilmelidir. %99,6
  • Ücretsiz kamu kreşi her emekçinin hakkı olmalıdır. %81,4
  • Artan oranlı vergi dilimi uygulamasına son verilmelidir. %94,2
  • Eğitim hayatının planlanmasında öğretmenler de söz sahibi olmalıdır. %89,9
  • Bir önceki sözleşmeden kaynaklı kayıplarımızın karşılanması için maaşlara %25 ek zam yapılmalıdır. %92
  • Eğitim ödeneği en az bir maaş tutarında olmalıdır. %92
  • Pandemi sürecinde iyice artan esnek çalışma uygulamalarına son verilmelidir.%64,2
  • Bütçeden eğitime ayırılan pay artırılmalıdır. %93,8
  • Eğitim iş kolunda her türlü güvencesiz (ücretli, sözleşmeli, taşereon vb.) çalıştırma uygulamasına son verilmelidir.%89,8
  • Toplu sözleşme eğitim çalışanlarının onayı olmadan imzalanmamalıdır.%91,2
  • TİS süreci Ekim ayında yapılmalıdır diyenlerin oranı% 81 olurken, Ağıstosta olmalıdır diyenler %19 da kalmıştır.
  • Eğitim emekçilerinin tamamına yakını mevcut maaşlarının çok yetersiz olduğunu, maaşların en az 10.000 olması gerekir diyenler % 41.6, en az 9.000 olsun diyenler %28.8, en az 8.000 olsun diyenler %18.1 dir.
  • Bütün sendikalar ortak taleplerle masaya oturmalıdır %76, her sendika kendi üyelerinin talepleriyle masaya oturmalıdır %22.7
  • Sendikaların yapacağı ortak eyleme katılırım diyenler %89.2, katılmam diyenler %10.8
  • ’’Uzaktan eğitim’’ pandemi sonrası devam etmemeli diyenler % 79.2, uzaktan eğitim devam etmeli diyenler % 20.8 dir.

 Bir 3 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir

       Anketimize katılan Eğitim emekçilerinin diğer ortak talepleri şöyledir:

  • Ekonomik, sosyal, özlük, çalışma hayatı, toplumsal hayata yönelik temel sorunlarınız ve/veya talepler:

 

  • Ülkedeki yaşam koşullarına göre maaşlarımız çok yetersiz.
  • Öğretmenlik toplum gözünde saygınlığını yitirmiştir. Siyasi iktidarın öğretmenlere bakış açısı bunda çok önemli etken olmuştur. Öğretmenlerin mesleki saygınlığı yeniden sağlanmalıdır.
  • İşe almada, görevde yükselmede liyakat ilkesi uygulanmamaktadır. Siyasi yakınlık ve torpil liyakatin önüne geçmiştir.
  • Liyakat sistemi eğitimin her kademesinde uygulanmalı, idareci atamalarında mülakat sistemi kaldırılmalıdır.
  • Öğretmenlerin okul dışında bir araya gelecekleri sosyal, kültürel, sanatsal, spor tesisler oluşturulmalıdır.
  • TİS sürecinde sosyal medyanın, basılı ve görsel medyanın sürekli kullanılarak taleplerimizde ısrarcı olduğumuz vurgulanmalıdır.
  • Ana sınıfı öğretmenlerinin dinlenme ve teneffüs saatleri yoktur. Sabah başlayıp öğlen biten kesintisiz eğitim anlayışından vazgeçilmeli, dinlenecekleri saatler ayarlanmalıdır.
  • Geçim sıkıntısı nedeniyle öğretmenler borçlanmış durumdadır. Banka kredilerini, yeni kredi çekerek ödemek durumunda kalmaktadırlar.

 

  • Kadın eğitim emekçisi arkadaşlarımızın "Çalışma hayatı, ekonomik, siyasal, toplumsal, yasal-hukuksal, pandemi süreci vb." ilişkin talepleri:

 

  • Okullarda ve başka çalışma alanlarında cinsiyetçi yaklaşımların son bulması, kadınların işyerlerinde tam eşitlik hakkına sahip olması gerekir.
  • Cinsiyet eşitsizliği her alanda yok edilmelidir.
  • Çocuk bakımı ve eğitimiyle ilgili ücretsiz kreş, anaokulu zorunlu olmalıdır.
  • Her okulda kadın idareci zorunluluğu getirilmelidir.
  • Kadınların sosyal, kültürel ve sanatsal yeteneklerinin geliştirilmesi için ortamlar hazırlanmalıdır.
  • İstanbul Sözleşmesi uygulanmalıdır, kaldırılamaz.

 Bir 3 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir

  • Toplu sözleşme taleplerini kazanmak için emekçiler ve sendikalar nasıl bir mücadele yolu izlemelidir, ne yapmalıyız? soruna yönelik öneriler şöyledir:
  • Ortak talepler belirlenmeli
  • Sendikalar ortak hareket etmeli
  • Sendikalar birlikte, kararlı ve sürekli mücadele etmeli
  • Ortak grevler yapılmalı
  • TİS sürecinde farklılıklarını bir kenara bırakan, sadece kamu emekçilerinin çıkarlarını gözeten bir tutum alınmalı.
  • Sendikaların iktidar partisi ve diğer siyasi partilerden bağlarını kopararak, özlük ve ekonomik haklara yönelmeleri gereklidir.

Bir 1 kişi, ayakta ve açık hava görseli olabilir

Değerli basın emekçileri

2021 TİS sürecinden eğitim emekçilerin beklentisi, taleplerinin ve sorunlarının ortaklaştırılmasıdır. Ortaklaştırılan bu taleplerin, oluşturulan bir TİS taslağıyla, hükümetin karşısına bütün sendikaların birlikte çıkmasını istemektedirler.  Eğitim emekçileri, ortak talepler çerçevesinde oluşturulan böyle bir TİS taslağının yaşam bulması için birlikte hareket etmeye, grev dahil her eyleme destek vermeye hazır olduklarını da ifade etmektedirler.

Konfederasyonumuz KESK’in kamu emekçilerinin ortak talepleri için mücadeleye hazır olduğunu biliyoruz. Ağustos ayında yapılacak TİS görüşmelerinde, KESK’in ortak mücadele için kararlığı ve samimiyeti ortadadır. Bu toplu sözleşme sürecinde diğer sendikaların da eğitim emekçilerinin talep ve isteklerine bağlı kalarak birleşik, ortak bir mücadeleyi örgütlemesini bekliyoruz.

Eğitim Sen Adana şube yürütme kurulu adına

 HÜSEYİN KAYA

Şube Başkanı

YAŞASIN EĞİTİM-SEN

YAŞASIN KESK

YAŞASIN BİRLEŞİK MÜCADELEMİZ.

Eğitim Sen Adana Şube Yürütme Kurulu 2020-2021 yılına ait Eğitim-Öğretim yılsonu değerlendirme raporu

2020-2021 eğitim öğretim yılında eğitim alanında yaşanan gelişmeler, MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek için gerekli adımları atmaktan geri durduğunu göstermiştir.

Pandemi nedeniyle uygulanan uzaktan eğitim ile ilgili sorunların çözümü için gerekli adımların atılmadığı, eğitim alanında yaşanan yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretilmediği görülmüştür. Eğitime erişimde yaşanan sorunlar başta olmak üzere eğitimde dayatmacı politikaların sürmesi nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin mutsuz olduğu, eğitim sürecinde farklı dil, kimlik ve inançların dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği, öğretmenlerin esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı bir eğitim sisteminin başarılı olması mümkün değildir.

Kamusal eğitim, siyasal iktidarın ve bir bütün olarak devletin ekonomik ve demokratik talepleri karşılamasını, eğitim hizmetinin herkes için eşit, parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını ifade eden bir kavramdır. Bir ülkede herkesin eşit koşullarda yararlanabileceği bir eğitim hakkından bahsedebilmek için eğitimin fiziksel ve ekonomik yönden de erişilebilir olması gerekir. Eğitime erişim hakkını düzenleyen her türlü ulusal/uluslararası yasa/sözleşme, devletlere bu hakkın ayrım yapılmaksızın sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir.

Eğitim sisteminde yaşanan sorunlar, elbette ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız değildir. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okulöncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılıkların ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçileri olarak kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelemizi sürdüreceğimiz bilinmelidir.

Şube Yürütme Kurulu adına

Süleyman Kavuncuoğlu

Eğitim Sen Adana Şube Sekreteri

 

2020/’21 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI SONUNDA EĞİTİMİN DURUMU RAPORUN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN LİNKE TIKLAYINIZ.

LGS iptal edilmeli!

Basına ve kamuoyuna

Pandemi bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaşamın her alanını olumsuz etkilemiştir. Olumsuz etkilenen alanlardan bir tanesi de şüphesiz ki eğitim hizmetleri olmuştur.

Türkiye’de pandemi süreci MEB tarafından doğru yönetilememiş, milyonlarca öğrencimiz en temel insan hakkı olan eğitim öğretim hakkından mahrum bırakılmıştır. Okullar yüz yüze eğitime yaklaşık bir buçuk yıl kapatılmış, eğitim ailelerin olanakları ile uzaktan ve internet ortamında yapılmaya çalışılmıştır. İnterneti erişimi bulunmayan, tableti, bilgisayarı olmayan yoksul emekçi aile çocukları eğitim öğretime ulaşamamış,  bu süreç yoksul öğrencilerimiz açısından eğitimde tam bir fırsat eşitsizliğine neden olmuştur.

Okulların bir buçuk yıl kapalı kaldığı ve uzaktan eğitime erişimin eşit olmadığı koşullarda LGS’nin yapılmasının tek bir amacı vardır. Bu da parası olanın özel okul ve etütler de eğitim alan öğrencilerin başarılı olmasına ve nitelikli okullara yönlendirilmesine yöneliktir.

LGS de sorulan sorular incelendiğinde matematik sorularının zorluk derecesinin oldukça yüksek olduğu, belirleyici olan bu soruları düzenli eğitim öğretim görmeyen öğrencilerimizin doğru yanıtlaması mümkün değildir.  Bu süreçte eğitim öğretime ulaşamayan yoksul emekçi ailelerin çocukları başarısızlığa mahkûm edilmiştir.

Özel okullar, etüt ve dershaneler bir biçimde yüz yüze eğitime devlet okullarına göre daha fazla devam etmiştir. LGS sorularını çözmek bu nedenle özel okul, etüt ve dershaneler de eğitim alabilen öğrencilerin avantajına dönüşmüştür. Yaşanan bu fırsat eşitsizliği nedeniyle LGS iptal edilmeli, bütün ortaöğretim okullarının niteliği eşitlenerek, eğitim nitelikli ve kamusal hak olarak bütün öğrencilerimize eşit sunulmalıdır. Böylelikle nitelikli lise projesinden vazgeçilmeli, her öğrenci evine en yakın liselerde eğitim öğretim görmelidir.

 

Hüseyin KAYA

Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ’NDE UYARIYORUZ: YOK EDİCİ BU ANLAYIŞLA GİDİLİRSE “ÇEVRE” DİYE BİR ŞEY KALMAYACAK!
 
Bugün, 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olarak ilan edilmesine sebep olan 1972 Stockholm İnsan ve Çevre Konferansı’nın, yani dünyanın ilk Birleşmiş Milletler çevre zirvesinin 49. yılı. Bundan tam 49 yıl önce, bilim insanları mevcut ekonomik büyüme modelinin hem kaynakların tükenmesine yol açacağını, hem de atıklarıyla doğayı tahrip ederek yeryüzünü yaşanmaz bir gezegen haline getireceğini söylemişlerdi. Ekonominin, bir başka deyişle kapitalizmin değil; yaşamın, doğanın ve insan uygarlığının sürdürülebilir olmasını sağlamak için hedefler belirlemişlerdi. Bugün de dünyanın en önemli bilim insanları; ekonomik büyüme, kalkınma, siyasi ve askeri egemenlik kurma adına aynı şekilde devam edilirse küresel ısınma, kuraklık, iklim felaketleri, ormansızlaşma, canlı türlerinin ve biyoçeşitliliğin ortadan kalkması ve ekolojik krizin geri dönülmez noktaya gelmesi nedeniyle, önümüzdeki yıllarda üzerinde yaşayabileceğimiz özelliklere sahip bir dünyanın kalmayacağını net bir şekilde belirtiyorlar.
Bir 2 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir
 
Eskiden bunun için vadeyi yüzyılın sonu olarak veren bilim insanları, artık bu kadar iyimser değiller. Bu yok edicilik hızla devam ederse, bir 49 yıl sonra “çevre” den söz etmek mümkün olmayacaktır. Çünkü; iklim değişikliği nedeniyle dünya 2050’ye kadar ortalama 2-3 derece daha ısınacak, ortalığı sel alacak, tarımsal üretim düşecek, denizlerde balık kalmayacak, iklim değişikliğinin gıda krizi, açlık ve iklim göçleri gibi sosyo-ekonomik sonuçları dünyamızı bugünkünden çok daha ağır ve yaşamsal krizlere sürükleyecek... İnsanı doğadan koparan, iklimi değiştiren ve ekolojik krizi derinleştiren şey, büyüme saplantısıyla gözü dönmüş, kârdan başka bir hedef gözetmeyen ve her alanda eşitsizliği, adaletsizliği körükleyen kapitalist sistemdir.
 
Bizler, Adanalı ekolojistler olarak, ekolojik krizden cinsiyet eşitsizliğine, yoksulluktan savaşlara kadar aşırı tüketime dayalı endüstriyel kapitalizmin derinleştirdiği tüm kötülükleri ortadan kaldırmak için mücadele etmeye kararlı olduğumuzu, çevre meselesi diye küçümsenen ve siyasetin ilgi alanından çıkarılmaya çalışılan bu sorunların aslında bir sistem sorunu olduğunu vurguluyoruz.
Türkiye son 19 yıldır, tam da böyle, ekonomik büyüme saplantısının esir aldığı, özgürlük, eşitlik, dayanışma gibi hiçbir değeri tanımayan, tıpkı işçi ve emekçi düşmanı olduğu gibi, doğaya ve diğer canlılara da düşman olan, onları ezen ve yok eden bir iktidar tarafından, AKP iktidarı tarafından yönetiliyor.
 
Bugün AKP iktidarının vazgeçemediği şeyler, doğayı ve insanın doğayla uyumunu yok sayan enerji, tarım, madencilik ve sanayi politikalarıdır. AKP iktidarının yaşam alanlarını ve doğasını korumak için mücadele eden insanlara rağmen, bu yıkıcı politikaları sürdürmek için aldığı önlemler, barışı ve demokrasiyi de tahrip ediyor. Türkiye bu politikalar nedeniyle dünyanın iklim, biyoçeşitlilik gibi tüm çevre göstergelerinde, dünya ülkeleri arasında son sıralarda yer alıyor. Artık bütün dünyanın vazgeçme yolunda olduğu nükleer enerjiye, kara sevdaya tutulmuş gibi bağlanan iktidar, Akkuyu ve Sinop’ta nükleer santral kurmakta ısrar ediyor. Oysa Mersin ve Sinop halkları nükleer santrala karşı yıllardır direniyorlar ve yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Türkiye’de yaşayan her üç kişiden en az ikisi nükleere hayır diyor. Çernobil ve Fukuşima nükleer felaketleri bile AKP iktidarınca önemsenmiyor.
 
Öte yandan iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının atmosfere salımı son yıllarda dünya rekoru kıracak şekilde artmıştır. AKP hükümeti, iklime, çevreye ve sağlığa en fazla zarar veren kömürlü termik santrallar kurmaktan vazgeçmiyor. Bölgemizde de bu öldürücü politikanın örneklerini yaşıyoruz. 20 yıldır çevreyi zehirleyen İSKEN kömür santrali yetmezmiş gibi, şimdi de yine Sugözü Köyü’nde ve İSKEN’in 7 km. yakınında Çinli firmaların sahibi olduğu EMBA kömür santraline izin verildi ve bu santral de yakında zehir saçmaya başlayacak. Tufanbeyli İlçesi’nde ENERJİ-SA’nın kurduğu kömür santrali de saatte 1.000 ton kömür yakmaya on senedir devam ediyor.
Bir 6 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir
 
 
Yanlış enerji politikaları bununla da bitmiyor. 2023’e kadar Türkiye’nin hidroelektrik potansiyelinin tamamını kullanmak gibi akıl dışı bir strateji belirleyen hükümet, akan tek bir dere bırakmayacak şekilde 4 bin hidroelektrik santralin yapımını zorluyor.
 
Bütün derelerin kurutulması, bütün vadilerin yok edilmesi, insanların ve tüm canlıların bağımlı olduğu su kaynaklarının şirketlere satılması dur durak tanımıyor. Kaz Dağlarında, İkizdere de, Van da madencilik şirketlerinin tahribatı devam ediyor, Kanal İstanbul gibi akıl ve bilim dışı projeler inatla uygulanmak isteniyor. Yürütülen ekoloji mücadelesi, aslında demokrasi mücadelesidir. Doğanın ve gelecek kuşakların hakları için verilen ekoloji mücadelesi, barış ve demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
 
Şehrimiz Adana, son aylarda Avrupa’dan getirilen plastik çöplerin ortalığa saçılması, yakılması, tarım alanlarına gelişigüzel gömülmesi ve su kanallarına dökülmesi ile oluşan kirlilik ile gündemden düşmedi. Uluslararası basın ve daha sonra ulusal ve yerel basın konuyu gündeme taşıdılar. Ülkemizi ve şehrimizi başka ülkelerin çöplüğü haline getiren AKP hükümetinin bu yanlış politikasını elbette protesto ediyoruz. Ama, yasal görevi çöpleri toplamak ve toplanan çöpleri bertaraf etmek olan İlçe ve Büyükşehir belediyelerinin yaşanan bu olumsuz durum konusunda tavırlarını da görmezden gelemeyiz. Oy verdiğimiz belediyelerimiz yaşanan bu çöp rezaleti konusunda hiçbir şey yapmadıkları gibi, bunun doğal sonucu olarak da bir tek söz söylemediler. Kendilerini görevlerini yapmaya davet ediyor ve durumun takipçisi olacağımızı bilmelerini istiyoruz.
Söz belediyelerden açılmışken bir talebimizi daha seslendirmemiz gerekiyor. Bilindiği gibi; Tufanbeyli, Saimbeyli ve Feke İlçelerinden geçen Göksu Irmağı Çatalan Barajı’na dökülmektedir. Bu üç ilçede de atık su arıtma tesisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla yıllardır bu üç ilçenin atık suları arıtılmadan Çatalan Barajı’na taşınmaktadır. Adana’nın içme suyunun temizliğinin gelecek kuşaklar için de garantiye alınması için söz konusu ilçelerde atık su arıtma tesislerinin bir an önce yapılması aciliyet ve öncelik taşımaktadır. Büyükşehir belediyesi bir an önce yasaların kendisine yüklediği görevini yerine getirmelidir.
 
Bir 2 kişi, ayakta duran insanlar, ağaç ve açık hava görseli olabilir
 
SEVGİLİ ARKADAŞLAR, DEĞERLİ BASIN EMEKÇİLERİ, ADANALI EKOLOJİSTLER,
 
Doğayı insanın mülkü olarak gören, doğal varlıkları sınırsızca ve sorumsuzca tüketen politikaları reddedenler olarak diyoruz; doğanın sahibi değiliz. Parçasıyız. Tüm bu sorumsuz politikaların gezegenimiz adına geri dönüşü olmayacağını da biliyoruz.
 
Tüm canlıların yaşam kaynağı olan doğanın para kazanma aracı olarak görülmesini ve ticarileştirilmesini reddediyoruz. Doğa, ticari bir mal değildir. Ranta kurban edilmemelidir.
Doğal varlıklarımız üzerinde vahşi saldırılara karşı, seslerimizi, ellerimizi, yüreklerimizi ve mücadelelerimizi birleştirme zamanıdır.
Sesimizi duyan her bireyi, her örgütü Dünya Çevre Günü’nde, tüm canlıları ve yaşam alanlarını korumaya ve bu uğurda verilen mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz.
 
ADANA EKOLOJİ PLATFORMU Adına
Cemil Özen
Eğitim Sen Adana Şube Özlük ve Hukuk Sekreteri