egitimsen

egitimsen

Eğitim Sen Kılık Kıyafet Eylem Kararı 2017-2018

İş yerlerine serbest kılık-kıyafetle gitme eylem kararımız (2018-2019)yenilenmiştir.

Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte, daha önce sendikamızın almış olduğu özgür kılık kıyafet eylem kararının devam edip etmediği yönünde sorular gelmektedir.

Sendikamız Eğitim Sen’in tek tipleştirmeye tepki olarak ortaya koyduğu iş yerlerine serbest kılık-kıyafetle gitme eylem kararı yenilenmiştir.

Üyelerimiz, Merkez Yürütme Kurulumuzun 30.06.2017 tarihli kararına dayanarak 1 Temmuz 2018 tarihine kadar iş yerlerine özgür kılık-kıyafetle gidebilecektir.

Serbest kılık-kıyafet tercihinden dolayı hiç bir üyemiz cezai yaptırıma uğramamaktadır.

İş yerlerine serbest kılık-kıyafetle gittiği için sözlü/yazılı müdahaleye maruz kalan üyelerimiz şube hukuk sekreterliğimize başvurabilir.

İlgili karar için tıklayınız

 

Şube Özlük ve Hukuk Sekreteri Okan BOLAT 05353473936

Bir Öğretmen Dünyayı Değiștirir…

Değerli öğretmen arkadașım, İlk günlerin heyecanı ya da birikmiș hikâyeleri paylașmanın engellenemeyen arzusu tüm gücüyle sınıflarımıza doldu. Üzerinden yıllar geçse de unutulamayacak anıların kapısı aralandı.

Her birimizin yașamında olduğu gibi șimdi öğrencilerimiz de yıllar geçse de unutamayacakları, kendi yașamlarında örnek alacakları öğretmenleriyle karșı karșıyalar. Yani sevgili meslektașlarım, bir tebessümün, bir kitabın, sevgi dolu bir dokunușun hayatı değiștirecek gücü ellerimizde.

Öğrencilerimize sevgiyle, emekle, fedakârlıkla dokunușlarımız, her kușağın zihninde derin izler bırakıyor. Eğitimin her türlü yapısal sorununa rağmen yaratıcılığını, potansiyelini desteklediğimiz öğrencilerimizin yașantısında; eșitlikten, barıștan, laiklikten, özgürlükten, insandan ve emekten yana aydınlık nesillerin yetișmesinde katkımızın olduğunu görmenin mutluluğunu yașıyoruz.

Ancak mesleğimizi hakkıyla yerine getirmeye çalıșırken bizlere öğretmenliği değil, kapı kulu olmayı dayatan uygulamalara maruz kalıyoruz. Yașanan ihraçları, sürgünleri, haksızlıkları sineye çekmemizi isteyenler, her an ișten çıkarılma kaygısıyla yașamayı bizlere reva görenler, hukuksuz uygulamalar karșısında susmamızı telkin edenler bugünümüze ve yarınımıza ipotek koyuyor, geleceği ellerinden alınan kușaklar yetiștirmelerine sessiz kalmamızı istiyor.

Sevgili Meslektașım,

Yüzbinlerce ataması yapılmayan öğretmene; aynı iși yapmamıza rağmen örülen duvarlarla birbirinden sözleșmeli, ücretli, kadrolu denilerek ayrıștırılan öğretmenlere; eğitim hizmetinin yok sayılan, görülmeyen emekçileri hizmetli, idari ve teknik personele de aba altından sopa sallanıyor.

Özveriyle yürüttüğümüz mesleğimiz ve emeğimiz her gün daha fazla itibarsızlaștırılıyor. Ekonomik kayıplarımız had safhaya çıktığı; zamlarla, artan enflasyon ve vergilerle hayat pahalılığının geçinmemizi zorlaștırdığı ve sadece çalıșabiliyor olmanın kendisinin lütufmuș gibi sunulduğu günleri yașıyoruz.

Haklarımızın ve gelirlerimizin her gün daha fazla eksilmesi; eğitim sisteminin içinden çıkılması güç sorunlarla karșı karșıya kalması yetmezmiș gibi șimdi de sorunun muhatap ve sorumluları bizlere sosyal medyadan sanal umutlar dağıtıyor. Bizler kendimizi değerli ve güvende hissetmek isterken, sesimiz ve taleplerimiz görmezden geliniyor.

İyi Dersler Öğretmenim…

Güvencesiz istihdamın kalıcı istihdam biçimine dönüștürüldüğü, mesleğimizin itibarsızlaștırıldığı, yarınımız ne olacak kaygısıyla yașamak zorunda bırakıldığımız bir dönemde tek tek serzenișlerimizle sesimizi, taleplerimizi duyuramayacağımızı bilmek için kâhin olmamıza gerek yok.

Bizler, sorunların ve umudun iç içe geçtiği bir mesleği icra etmenin getirdiği gücün farkında olmalıyız. Sorunlarımızın karșısında karalar bağlamanın da sorunlarımızın bizatihi yaratıcıları tarafından bir gün çözüleceğini beklemenin de bizlere bir yararının olmadığını görmeliyiz.

Peki, ne yapmalıyız? Eğitim emekçileri olarak sorunlarımızın çözümünü ancak birlikte üretebileceğimiz gerçeğiyle hareket etmeliyiz. Emeğimizi sahiplenmek, haklarımızı geliștirmek ve geleceğe güvenle bakabilmek için el ele vermeliyiz. Bizleri ayrıștırmak isteyenlere, angarya dayatmalarına, eğitimi sorunlar yumağına dönüștürenlere karșı güvenceli iș, güvenli gelecek talebimizde ısrarcı olmalıyız. Kısacası taleplerimiz etrafında yan yana durmalı, bir arada tutum geliștirmeliyiz.

Bunları ve daha fazlasını ancak örgütlü gücümüzle, birlikte bașarabiliriz…

Ders verme sırası bizlerde! İyi dersler öğretmenim!

Eğitim Sen Genel Bașkanı

Feray Aytekin Aydoğan

Bugün resmi gazetede yayınlanan, 12 Eylül 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile üniversitelere ağır bir darbe indirildi.

Söz konusu kararnamenin 12 Eylül’e denk gelmesinin sembolik anlamı bir yana, norm kadro uygulamasının içerdiği tasfiye mantığı 12 Eylül ruhunun diriliğini göstermektedir.

Kararname ile öğretim elemanı kadrolarına YÖK tarafından 60 gün içerisinde çıkarılacak norm kadro yönetmeliğince atama yapılacağı ve yönetmelik yayınlanana kadar yükseköğretim kurumlarının atama yetkisini kullanabileceği düzenlenmiştir.

Üniversitelere Getirilen Norm Kadro Uygulamasıyla Yeni Bir Tasfiye Amaçlanıyor!

Bu düzenlemenin anlamı, yönetmelik hazırlanana kadar üniversitelerin atamalarını, dolayısıyla kadrolaşama çabalarını hızlandırması ve hazırlanan yönetmelik sonrasında da çok sayıda öğretim elemanının norm kadro fazlası ilan edilmesidir.

Bilindiği üzere norm kadro uygulaması, piyasacı bir mantığı, yani maliyet ve verimlilik arasındaki ilişkiyi temel almaktadır. MEB uygulamalarından çok iyi bildiğimiz norm kadro düzenlemesi, maliyetleri düşürüp, verimliliği artırmayı hedefleyen ve emekçilerin özlük haklarında tahribatlar yaratan bir içeriğe sahiptir.

Dolayısıyla AKP’nin üniversiteler üzerinde yürüttüğü tasfiye politikasıyla birlikte bu düzenleme ele alındığında, norm kadro fazlası olacak öğretim elemanlarının sözleşmelerinin yenilenmemesi, doçent ve profesör kadrolarındaki bilim insanlarının rotasyon ya da geçici görevlendirme adı altında sürgün edilebilmesinin önünün açılacağı açıktır. Üstelik akademik teşvik sistemi ve akademik yükselme kriterleri ile birlikte öğretim elemanlarının puan avcısına dönüştürüldüğü bir sistemde, norm kadro uygulamasının sadece iş güvencesini değil, siyasi iktidarın makbul gördüğü bilginin üretilmesini ve haliyle makbul üniversitenin inşasını hedeflediği de açıktır.

Özetle, üniversiteler norm kadro uygulamasının siyasi iktidar tarafından makbul görülmeyen akademisyenlerin tasfiyesini, bununla birlikte de yeni rejimin yeni üniversitelerini makbul kadrolarla inşa etmeyi amaçlayacağı bilinmelidir. Üstelik aynı kararname ile cumhurbaşkanı tarafından atanacak rektörlerde “en az üç yıl profesörlük yapmış olma” şartındaki “üç yıl” kriteri de kaldırılmıştır. “Üç yıl” kriterine dahi tahammül edilememesi, siyasi iktidarın arzularının önüne geçecek küçücük sınırlamayı dahi kabul etmediğini gözler önüne sermektedir.

Eğitim Sen olarak, öğretim elemanlarının haklarına darbe indirecek norm kadro uygulamasını, üniversitelerin saray vesayetine bağlanmasını, bilim özgürlüğünün ve üniversitelerin kurumsal özerkliğinin yok sayılmasını kabul etmiyor, örgütlü gücümüzle gerekli adımları atacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açama, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nde 10 Eylül 2018 tarihinde yapılan değişiklikler ve arkasından başlayan tartışmalar sonucunda, siyasi iktidarın eğitim politikalarına yön veren yaklaşım yeniden görünür hale geldi. İlgili yönetmeliğin 7. maddesinin 11. fıkrasının yönetmelikten çıkarılması karma eğitimle ilgili yeni bir adım atılıyor kaygısı yarattı. Madde 7-(11) Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır. Bu maddenin çıkarılmasının ardından MEB tarafından yapılan açıklamada, söz konusu değişikliğin bir yargı kararının gereği olarak yapıldığı ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 15. maddesinin karma eğitimle ilgili bir düzenleme içermesinden kaynaklı, ayrıca yönetmelikte yer verilmesine gerek olmadığı ifade edildi. MEB açıklamasında ayrıca karma eğitimin kaldırılmasına dönük bir çalışmalarının olmadığını da belirtti.

Karma Eğitim Tartışmaları Ve Gerçekler

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise ”Bakanlığımız bu konuda açıklama yaptı. Bir mahkeme kararına istinaden bir düzenleme yapıldı. ‘Karma eğitim kaldırılıyor’ gibi propagandaya dönüştürüldü. Karma eğitim olduğu halde devam ediyor. Karma eğitimin ortadan kaldırılması gibi bir şey söz konusu değil. Fakat belli okullarda kız-erkek ayrımı şeklinde eğitim verilmesine imkân sağlayan bir karar da var ortada. Burada tercihlerin daraltılması değil çoğaltılması söz konusu. Demokratik toplumlarda aslolan vatandaşın bu tür taleplerini karşılayacak seçeneklerin arttırılmasıdır. Hiç kimse, hiçbir veliye karmaya ya da olmayana göndermek zorundasın diye bir şey empoze etmiyor. Ama alternatifleri sunuyoruz. Devletin yapması gereken de budur.” diyerek tartışmayı ayrı bir boyuta taşıdı.

1739 sayılı yasanın 15. maddesi “Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne imkân ve zorluklara göre bazı okullar, yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.” şeklindedir. Yasa açıkça karma eğitimin temel olduğunu vurgulamakta ancak ikinci bölümde ifade edilen tür, imkan ve zorluklar bölümü kullanarak çok sayıda Anadolu lisesi ve Anadolu imam hatip lisesi sadece kız öğrenciler için açılmaktadır. Söz konusu yönetmelikte MEB hangi okul türlerinin, hangi imkan ve zorluklara göre sadece kız veya erkek öğrencilere ayrılabileceğine dair bir düzenleme yapmayarak karma eğitim dışı uygulamaların önünü açmaktadır. Herhangi bir düzenleme yapılmamış olması istenen her okulun karma eğitim dışına çıkarılmasına olanak sağlamaktadır.

10 Eylül 2018 tarihinde MEB tarafından yapılan ise hakkında düzenleme yapılmış olan üç okul türüne dair maddeyi kaldırarak bu okulları da aynı keyfiyet torbasına dahil etmesidir. Bu okullarla ilgili yönetmelikte açıkça “…karma eğitim yapılır.” ibaresi bulunduğu için bu okullar karma eğitim dışına çıkarılamamış idi. Yapılan değişiklikle, bu okullarda “görülen lüzum” üzerine sadece kız veya sadece erkekler için ayrılabilecek. MEB yaptığı açıklamada samimi olsaydı, bu maddeyi çıkarmak yerine maddeyi 1739 sayılı yasanın 15. maddesine uygun hale getirir ve “Tüm kademelerdeki eğitim kurumlarında karma eğitim esastır.” şeklinde düzenlerdi. Bu nedenle maddeyi yasaya uygun şekilde düzenlemek yerine, madde metnini olduğu gibi yönetmelikten çıkarmak karma eğitim dışı uygulamalara engel olabilecek düzenlemelerin kaldırılması olarak yorumlanmalıdır.

Karma eğitim ile ilgili tartışmalar planlı şekilde sürdürülmekte ve karma eğitimin zararlarına dönük akıl, bilim dışı düşünceler yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Yaşamın kendi doğallığı, toplumsal işbölümü ve evrensel çocuk hakları ve eğitim bilimi dikkate alındığında karma eğitimden vazgeçmenin olası ve doğru olmadığı görülmektedir. Tüm bunlara rağmen karma eğitim dışı uygulamalarda ısrar etmenin “çocuğun okuyacağı okulun türünü seçme özgürlüğü” ile açıklanamayacağı da ortadadır.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından yapılan açıklama ise asıl niyetin karma eğitim dışı pratiklerin artırılması ve eğitimde yaşanan gerici dönüşümün sürdürülmesi olduğunu göstermektedir. İnşa edilmekte olan yeni rejim için eğitim kurucu bir işleve sahiptir. Bu işlevin istendiği şekilde yerine getirilmesi için ise eğitimin piyasa ile uyumlu ve aynı zamanda da siyasi iktidarı her gün yeniden üreten şekilde işlemesi hedeflenmiştir. Bu nedenle karma eğitim dışı pratiklerin artırılması ile beraber aynı zamanda akademik eğitim alan öğrenci sayılarının baskı altında tutularak, öğrencilerin çoğunluğunun imam hatip okullarına ve meslek okullarına yönlendirilmesi hedeflenmiş ve tüm mevzuat bu hedefe uygun olarak düzenlenmeye çalışılmıştır. Söz konusu yönetmelik bu nedenle ortaöğretim genel müdürlüğüne bağlı okulların açılmasını katı kurallara bağlayarak zorlaştırırken, imam hatip okulları ve meslek liselerinin çoğunluğunun açılmasında adeta hiçbir şart aramamaktadır.

Siyasi iktidar velilere ve öğrencilere imam hatip okullarını işaret etmekte, öğrencilerin bu okullara gitmelerini istemektedir. Ancak yapılan bu çağrı genel olarak kabul görmemekte, yapılan tüm yönlendirme, özendirme ve kimi zaman örtülü zorlamalara rağmen öğrenciler tercihlerini bilimden, sanattan ve spordan yana yapmaktadır. MEB öğrencilerin tercihleri ortada olmasına rağmen, fen, sosyal bilimler, Anadolu, güzel sanatlar ve spor liselerinin açılmasını ve kontenjanlarını sınırlandırmaktadır. Oysa yapılması gereken öğrencilerin ilgi, istek, tercih ve gereksinimleri ile uyumlu bir okullaşma politikasını yaşama geçirmek olmalıdır.

Kurulduğu günden bu yana laik, bilimsel, kamusal, anadilinde, eşit ve ücretsiz eğitim hakkını her koşulda savunmuş olan Eğitim Sen, tüm öğrencilerin eğitim hakkının hiçbir engel olmadan kullanılmasını savunmaktadır. Karma eğitim ile ilgili tartışmaların kendisi pedagojik ve bilimsel temellerde değil, siyasal referanslarla tartışılmakta ve bunun olumsuz sonuçlarına da öğrencilerimiz katlanmak durumunda kalmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki dönemin en temel önceliklerinden birini de eğitim alanında yaşanan gerici ve piyasacı dönüşüme karşı çıkmak ve tüm öğrencilerin istedikleri okul türünde ve okulda eğitim almasını sağlamak oluşturmaktadır.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve dağ

30 AĞUSTOS
Emperyalizme karşı verilen mücadelenin sonucunda; bağımsız, laik, demokratik ve eşit yurttaşlık üzerine kurulacak cumhuriyetin habercisi olan zaferdi. Sadece bizim için değil, ezilmiş, sömürülmüş tüm dünya halklarının umuduydu 30 Ağustos. EĞİTİM SEN olarak bu onurlu mücadelenin önderi Mustafa Kemal ATATÜRK ve Kurtuluş Savaşının isimsiz kahramanlarına saygı ve şükranla 30 Ağustos Zafer Bayramını kutluyoruz.

Şakirpaşa Anadolu Lisesinde üyemiz Nesrin ŞAH vefat etmiştir. Başta ailesi, dostları olmak üzere tüm eğitim ve bilim emekçilerine başsağlığı diliyoruz.
Şube Yürütme Kurulu

Ortaöğretime geçiş sisteminde yapılan değişiklik ve öğrencilerimizin karşı karşıya olduğu durumun kabul edilebilir hiçbir yönü yoktur. Pek çok gerekçe ile kaldırılan TEOG yerine getirilen bu yeni sistem vaat edilen hiçbir hususu gerçekleştirememiş, aksine çocuklarımızın hayallerini, beklentilerini, geleceklerini olumsuz şekilde etkileyerek, derin bir belirsizliğe sürüklemiştir. 30 Temmuz 2018 tarihinde açıklanan yerleştirme sonuçları ise tüm öğrenci ve velilerde kaygı, hoşnutsuzluk, belirsizlik oluşturmuştur. Açıklanan sonuçlar öğrencilerde ve velilerde tam bir hayal kırıklığı yaratmıştır.

Öğrencilerimizin Düşleri Ve Umutları İçin…

Eğitim Sen olarak bizlerin de sık sık vurguladığı ve yerleştirme sonuçlarının açığa çıkardığı en önemli husus, öğrencilerin tercihlerinin ve yönelimlerinin akademik eğitim almaktan yana olduğudur. Yerel yerleştirme sonuçlarına göre Anadolu liselerinin doluluk oranı % 95,1; mesleki ve teknik Anadolu liselerinin doluluk oranı % 55,5, Anadolu imam hatip liselerinin doluluk oranı % 52,3 olmuştur. Bu veriler dahi MEB’in okullaşma politikasının neden şu an olduğu gibi olmaması gerektiğini açığa çıkarmaktadır. Bakanlığın yapması gereken öğrencilerin ilgi, istek, gereksinim ve tercihlerine dayalı bir okullaşma politikası oluşturmaktır. Bunu yapmak yerine, okullaşmayı siyasi iktidarın kendini yeniden üretebilmesinin aracı olarak kurgularsanız işte bugünkü tablo karşınıza çıkar.

Yukarıda ifade edilen duruma bir de “Yerleştirme Kılavuzu” aracılığı ile aynı okul türünden en fazla üç tercih yapma sınırı eklendiğinde durum daha da vahimleşmektir. Yerel yerleştirme sonucunda yerleşmeyen öğrenci sayısı 91.687’dir. Bu sayıya 4. ve 5. tercihine yerleşen 92.010 öğrenci de eklendiğinde öncelikle tercih ettiği lisede okuma şansını baştan kaybetmiş 183.697 öğrenciden bahsetmek mümkündür. Bunların 21.070 tanesi boş kalan Anadolu liselerine yerleşse dahi geriye 162.627 öğrenci kalmaktadır. Öncelikle hiç yerleşemeyen 91.687 öğrenci “Nakil ve Yerleştirme Komisyonu” tarafından, tercihleri dahi alınmadan boş kontenjanlara yerleştirilecektir. Öğrencilerin iradesini yok sayarak yapılacak olan bu yerleştirme çocuk haklarına da insan haklarına da aykırıdır.

Yerleştirme sonuçları dikkatle incelendiğinde ortaya çıkan bir diğer sonuç ise “merkezi yerleştirme” ile yerleşen 127.480 öğrencinin toplam merkezi yerleştirme tercihi yapan 437.070 öğrenciye olan oranının % 29,1 olmasıdır. Diğer bir ifade ile merkezi olarak yerleşmek isteyen öğrencilerin %70,9’u tercihlerinden birine yerleşememiştir. Bunlardan kaçı yerel yerleştirmede istediği bir okula yerleşmiş veya hiç yerleşememiştir? Bu konu ile ilgili MEB bir bilgi açıklamamıştır. Bu durumda bulunan 309.590 öğrencinin zorunlu olarak yerel yerleştirme tercihinde bulunduğu dikkate alındığında, rakamların ne kadar yanıltıcı olabileceği gerçeği ile karşılaşmaktayız.

2017-2018 eğitim-öğretim yılında 8. sınıfta okuyan toplam öğrenci sayısının MEB eski Bakanı İsmet Yılmaz tarafından ortalama 1.180.000 olarak açıklandığı ve yerel yerleştirmeye toplam 1.017.891 öğrenci başvurduğu dikkate alındığında, başvuru yapmayan 162.109 öğrencinin büyük bir bölümünün tercihinin baştan özel okullar olduğu ortaya çıkmaktadır. Ortaöğretime geçiş sisteminde değişiklik tartışmalarının başından bu yana yapılan uyarılar maalesef doğru çıkmış, yaratılan kaygı ve belirsizlik ortamı özel okulların kontenjanlarının dolmasına hizmet etmiştir.

MEB yaşanan bunca soruna seyirci kalmamalı ve hızla adım atmalıdır. Öncelikle öğrencilerin tercihlerinin akademik eğitim almaktan yana olduğu gerçeğinden hareketle okulların kontenjanlarının artırılması sağlanmalıdır. ”Yerleştirme Kılavuzu” ile tercihe getirilen sayı ve okul türü sınırlandırılması kaldırılarak, öğrencilere yeniden tercih hakkı verilmelidir. Tek bir öğrencinin bile istemediği bir okul türüne gitmesine izin verilmemelidir.

Yerleşemeyen veya yerleştiği okuldan başka bir okula geçmek isteyen öğrencilerin tercihlerini sağlıklı şekilde yapabilmeleri için okulların açık olan kontenjanları ilan edilmelidir. Ayrıca “Öğrenci Nakil Ve Yerleştirme Komisyonu” tarafından 10-14 Eylül 2018 tarihleri arasında hiçbir ortaöğretim kurumuna yerleşememiş öğrencilerin başvuruları alınacaktır. Yayınlanan takvime göre bu başvuruların sonucunda yerleştirme işlemlerinin 16 Eylül 2018 tarihine kadar sonlandırılması gerekmektedir. “Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği” başvuru ve yerleştirme işlemlerinin öğrencilerin tercihlerine göre yapılmasını düzenlerken, “Ortaöğretime Geçiş, Tercih ve Yerleştirme Kılavuzu” öğrencilerin tercih hakkını yok saymaktadır. Yönetmelik ile tanınan bir hakkın kılavuz ile sınırlandırılması hukuken mümkün değildir. Aksi durumda öğrenciler kendilerinin değil, komisyonun tercih ettiği okullara yerleşmek zorunda kalacaklardır. Bu durum eğitim hakkının engellenmesi anlamına gelir.

En önemlisi ise öğrencilerin ilgi, istek, tercih ve gereksinimlerini yok sayan bu “Ortaöğretime Geçiş Sistemi Uygulamasının ” derhal sonlandırılması ve her öğrencinin istediği okul türünde ve okulda eğitim almasına olanak sağlayacak bir sistemin inşası için tartışma başlatılmasıdır.

Ancak bu ağır sorunların altından MEB’e yapılan çağrılarla kalkılamayacağı da ortadadır. Yaşanan bu vahim durum ve öğrencilerimizin mağduriyeti biz eğitim emekçilerine, öğrenci velilerine, eğitim alanında çalışma yürüten tüm kitle örgütlerine, derneklere, vakıflara ve diğer kesimlere ağır sorumluluklar yüklemektedir. Öncelikle yapılması gereken yaşanan mağduriyetleri kayıt altına almak ve kamuoyunun bilgilendirilmesini sağlamaktır. Bu nedenle tanık olduğunuz, sizlere iletilen tüm soru ve sorunları bizlere iletin. Emin olun ki Eğitim Sen sonuna dek bunların takipçisi olacaktır.

Yapılması gereken tüm mağdurların ve yaşananlardan hoşnut olmayanların, itirazı olanların, başka bir dünya mümkün diyenlerin yan yana gelerek bu olumsuzluğa dur demesi ve çocuklarımızın çıkaramadığı ses olmasıdır. Çocuklarımızın düşleri ve umutları için sorumluluk bizdedir, hepimizdedir.

*Açıklamada kullanılan tüm sayısal veriler MEB tarafından 30.07.2018 tarihinde yapılan basın açıklamasından alınmıştır.

http://www.meb.gov.tr/basin-aciklamasi/haber/16884/tr