egitimsen

egitimsen

Dünya Sendikaları Dayanışmak İçin Eğitim Sen Etrafında Kenetlendi

Sendikal haklar ve özgürlükler alanında yaşanan ihlallere dikkat çekmek ve bu ihlallere karşı uluslararası dayanışmayı büyütmek için eğitim sendikaları 6-7 Mart 2019 tarihlerinde Ankara’da buluştu. Eğitim Sen’in çağrısıyla ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Danimarka, Belçika, Yunanistan ve KKTC’den gelen sendikalar, bir taraftan gündemlerinde bulunan konuları tartışırken, diğer taraftan da Eğitim Sen’le olan dayanışma duygularını bir kez daha kamuoyuna açıkladılar.

4 oturum şeklinde gerçekleştirilen sempozyumun, “sendikal haklar ve özgürlükler ve siyasi iktidarların tutumu” konulu ilk oturumu Türkiye’den sadece Eğitim Sen’in üyesi olduğu Eğitim Enternasyonali’nin Genel Sekreteri David Edwards’ın açılış konuşmasıyla başladı. Edwards’ın ardından Avrupa Eğitim Sendikaları Eğitim Komitesi Avrupa Direktörü Susan Flocken, Genel Başkanımız Feray Aytekin Aydoğan, KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, CHP Milletvekili ve Eğitim Sen Kurucu Genel Başkanı Yıldırım Kaya da birer konuşma yaptı. Kamu hukuku doktoru ve ihraç akademisyen Cenk Yiğiter ile ihraç öğretmen Canan Çalağan da kendi deneyimlerini anlattı.

Genel Örgütlenme Sekreterimiz İsmail Sağdıç’ın engellenen sendikal hak ve özgürlükler konusunda sunum yaparak süreç hakkında bilgi verdiği oturum KTÖS adına Emel Tel ve Fransa’dan FNEC FP-FO adına Jacques Paris’in konuşmalarıyla tamamlandı.

“Öğretmenlik mesleğinin statüsü ve öğretmenlik meslek kanunlarının ülkelerde uygulanma biçimleri” konulu ikinci oturum Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreterimiz Özgür Bozdoğan’ın Öğretmenlik Meslek Kanunu konusundaki sunumuyla başladı. Oturumda, KTOEOS adına Selma Eylem, Fransa’dan SNESUP-FSU adına Xavier Lambert ve FNEC FP-FO adına Ceale Kohler, Yunanistan’dan OLME adına Panayota Ioannidu, ABD’den NEA adına George Sheridan, Yunanistan’dan DOE adına Zisiz Kapranos ve İngiltere NASUWT’dan Russel Walters ülkelerindeki durumu anlattı.

Akademik Özgürlük ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği de Sempozyumda Ele Alındı

Sempozyumun ikinci günü “yükseköğretim alanında yaşanan sorunlar ve mücadele olanakları” konulu oturumla başladı.

Eğitim Sen Ankara 5 No’lu Şube Başkanı Meltem Kayıran’ın OHAL sürecinde akademide yaşananlarla ilgili sunum yaptığı oturumda, İngiltere UCU’dan ve aynı zamanda ETUCE Yükseköğretim Komite Üyesi Robert Copeland, Fransa WFSW (Dünya Bilim Emekçileri Federasyonu) Başkanı Jean Paul Laine, Fransa SNESUP-FSU’dan Xavier Lambert, DAU-SEN’den Nurcan Gündüz ve Hanife Aliefendioğlu birer konuşma yaptı.

Sempozyumun “8 Mart arifesinde toplumsal cinsiyet eşitliği ve eğitim sendikaları”konulu son oturumu Merkez Kadın Sekreterimiz Derya Yulcu’nun Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği hakkındaki sunumla başladı. Oturum, Almanya GEW’den Birgit Koch, Dareen Siebernik ve Canan Demirci ile KKTC KTOS’dan Emel Tel ve Yunanistan DOE’den Evangelia Dinopulu’nun konuşma ve sunumlarıyla tamamlandı.

Mücadele Kadınları Birleştirir, Kadınlar Dünyayı Özgürleştirir!

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar

Değerli Basın Emekçileri,

Sevgili Kadınlar

Bize baskı, sömürü ve şiddet dışında bir şey vaat etmeyen ataerkil kapitalist sisteme karşı tarihimizden aldığımız gücümüzle bu 8 Mart' ta yine alanlarda olacağız! Çünkü adil, eşit ve özgür bir yaşamın biz kadınların mücadelesi ile kurulabileceğinin farkındayız.

Ülkemizde ve dünyada küresel sermayenin ortaklığında, cinsiyetçi iktidarlar eliyle yürütülen politikalar emeğimiz üzerinde kurulan sömürüyü her geçen gün daha da arttırıyor. Haklarımız ve kazanımlarımız tehdit altında. Yaşamlarımızı ve bedenimizi sürekli denetim altında tutarak eril zihniyetlerinde tahayyül ettikleri geleceği yeniden üretmemizi istiyorlar.

Esnek, kuralsız, güvencesiz, kayıt dışı ve düşük ücretlerle sömürülmeye, ekonomik krizle birlikte daha fazla yoksullaşmaya, çalışma yaşamının ayrılmaz parçası haline getirilmiş baskı, şiddet ve mobbinge, kreşleri kapatıp kadınlara yüklenmeye çalışılan bakım hizmetleri nedeniyle ücretli işlerde çalışmamızı engelleyen politikalara karşı durmaya,  ev içerisinde görünmez kılınıp değersizleştirilen emeğimize sahip çıkarak mücadelemizi yürütüyoruz.

Kamusal alanları, kentlerimizi ve yaşam alanlarımızı daraltarak bizi eve hapsetmeye çalışanlara, bizi babayla, kocayla, aileyle tanımlayanlara, işsiz bırakarak itaate zorlayanlara karşı örgütlü kimliğimize ve sendikalaşma hakkımıza sahip çıkıyoruz. Mücadelemizi fabrika önünde yüzlerce gündür direnen Flormar işçisi kadınlar başta olmak üzere  Cargill' de, Real' de ,Tariş' te ve daha bir çok yerde  direnen işçi kadınların mücadelesiyle buluşturmaya devam ediyoruz.

Ceza kanunu ve Medeni kanunda bin bir emek ve mücadeleyle elde ettiğimiz kazanımlarımızın geriletilmesine, nafaka düzenlenmesini ve 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi yasasını aileyi dağıttığı, erkeği mağdur ettiği gerekçesiyle değiştirmek isteyenlere, haksız tahrik indirimlerine hız kesmeden devam eden eril yargı mekanizmasına ve yaşam tarzı bahanesiyle kadın cinayetlerini meşru gösterenlere karşı var gücümüzle mücadele etmeye kararlıyız

Kamudan başlanarak yaşamın dinselleştirilmesine karşı laik seküler yaşamdan yana tarafız. Ensar’a, Türgev'e bel bağlayıp dinci tarikatlarla protokol yapanlara karşı bilimsel, laik, nitelikli, anadilinde eğitim ve kamu hizmeti talebimizden vazgeçmeyeceğiz. Çocuk istismarında rıza aranmasına, istismarcıların aklanmasına, erken yaşta evliliklerin önünün açılmasına,  Çocuklarımızın geleceğini çalınmasına asla izin vermeyeceğiz.

Halkları düşmanlaştıran, kutuplaştırıcı, ayrımcı politikaların ve savaşın gölgesinde yaşamlarımızın yok edilmesine, savaştan, yoksulluktan kaçan mülteci kadınların uğradığı katmerli sömürüye ve şiddete,  bizi her geçen gün daha da yoksullaştıran, yaşam koşullarımızı zorlaştıran ekonomik krizdeki sorumluluklarını mermi fiyatlarıyla örtbas etmek isteyen militarist söylemlere, kendi gibi düşünmeyen herkesi vatan haini gören ve hedef gösterenlere karşı barış içinde yaşam hakkımıza sahip çıkmak için 8 Mart 2019 Cuma Saat:17.00’de Kasım Gülek Köprüsünden başlayacak olan yürüyüşlü mitingimize tüm kadınların katılımını bekliyoruz.

Yaşamın yarısıyken yok sayılmayı reddediyoruz! Dünyanın dört bir yanında alanlardan, meydanlardan, sokaklardan, evden, okuldan, işten, her yerden sesleniyoruz:  Eşit ve özgür bir yaşamı kuruncaya dek mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.  VARDIK, VARIZ, VAROLACAĞIZ!

Biz haklıyız, Biz kazanacağız!

Yaşasın Kadın Dayanışması!

Yaşasın 8 Mart!

 

KESK Adana Şubeler Platformu adına

Seçil SÖNMEZ

Eğitim Sen Adan Şube Kadın Sekreteri

 

Panel "Yaşamın İçinde Kadın"

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor

Örgütlenme Çalışmalarımız Devam Ediyor!
Çukurova Üniversitesi Personelleri Salim Sezgin, Veysel Er ve Ziya Güleç emek ve demokrasi mücadelemizi takdir ettiği ve bu mücadelenin içinde yer almak istediklerini belirterek sendikamıza üye olmuşlardır.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar
 
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar
 
 

KHK Çalışma Hakkının İhlali SİVİL ÖLÜM

KHK Çalışma Hakkının İhlali SİVİL ÖLÜM konulu panel 26 Ocak Cumartesi günü Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezinde CHP Milletvekili Sezgin TANRIKULU ve HDP Milletveki Ömer Faruk GERGERLIOĞLU'nun katılımıyla gerçeklestirildi.

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, iç mekan

 

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, kalabalık ve iç mekan

 

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, kalabalık ve iç mekan

 

Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, kalabalık

 

Başsağlığı 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gülümsüyor, ayakta
Celalettin Sayhan Ilkokulunda üyemiz Cavit MİRİLİ vefat etmiştir. Başta ailesi, dostları olmak üzere tüm eğitim ve bilim emekçilerine başsağlığı diliyoruz. 
Şube Yürütme Kurulu

Taziye adresi Mahfesığmaz Mahallesi, 79147. Sk. No:3, 01170 Çukurova/Adana

Katledilişinin 12. Yılında Hrant Dink’i Özlemle Anıyoruz! Faşizme İnat Buradayız Ahparig!

Katledilişinin 12. Yılında Hrant Dink’i Özlemle Anıyoruz! Faşizme İnat Buradayız Ahparig!

Tüm katliamlara, 1915’in büyük acılarına, sürgünlere, yıkımlara rağmen, halkların eşitliğine ve kardeşliğine inanan, eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesine hayatını adayan Hrant Dink, 12 yıl önce bugün katledildi, aramızdan alındı!

Hrant Dink, bir kaldırım kenarında değil, “yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talipli olan” herkesin sol yanında katledildi! “Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink’iz” diyerek bu katliamın, zulüm ve zorbalık düzeninin karşısına dikilen milyonlara rağmen, o kaldırımda 12 yıldır yerde duran bizatihi adaletin kendisi oldu!

Ancak bizler biliyoruz ki gerçek adalet er ya da geç tecelli edecek, halkların eşitliğini ve kardeşliğini, demokrasiyi, özgürlüğü bu topraklarda yeniden yeşertecek, muktedirleri yerinden edecektir!

Eğitim Sen olarak “Afedersiniz Ermeni!” nefretine, bu topraklara daha fazla kan ve gözyaşı eken egemenlere, “hukuktan, yargıdan çekinmeyin” talimatlarına, kısacası faşizme inat, bu karanlığı Hrant’a verdiğimiz sözümüzle bozacağız! Eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi bu topraklarda yeşerene kadar aradan yüz yıl da geçse “Buradayız ahparig” diyeceğiz! Hrant’ı unutturmaya çalışanlara inat, faşizme inat Türkiye’nin dört bir yanında sokaklarda, meydanlarda bu katliamı ve ardındakileri teşhir etmeye devam edeceğiz!

 

2018-2019 Eğitim ve Öğretim Yılı 1. Yarıyıl Değerlendirmesi

2018-2019 eğitim-öğretim yılının ilk yarısı 18 Ocak 2019 tarihinde sona erecek, 920 bin 524’ü resmi eğitim okullarında, 200 bin 701’i de özel okullarda olmak üzere toplam 1 milyon 121 bin 225 öğretmen ve 18 milyona yakın öğrenci yarıyıl tatiline girecektir.
İkili öğretim, niteliksiz eğitim hizmeti, eğitimin özelleştirilmesi, kalabalık sınıflar, karma eğitim karşıtı uygulamalar, taşımalı eğitim, fiziki altyapısı yetersiz okullar, okullarda öğrenciler arasında ve öğretmenlere yönelik şiddetin sürmesi, öğrencilerin MEB eliyle dini cemaat ve vakıfların siyasal istismarına açık hale getirilmesi, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlikte ısrar, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu vb gibi çok sayıda sorun, 2018-2019 eğitim öğretim yılının ilk yarısında öne çıkan başlıklar olmuştur. Bu sorunlara ek olarak, 23 Ekim 2018 tarihinde ‘2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nin açıklanması ile beraber başlayan tartışmalar, önümüzdeki dönem yeni sorunlarımız olacağını da açığa çıkarmıştır. Öğretmenlik meslek kanunu ve okul yöneticiliğinin profesyonelleştirilmesine dönük gündemler 1. yarıyılın okullarda en önemli tartışma başlıklarını oluşturmuştur.
Siyasi iktidarın temsilcileri ve MEB bürokrasisi, yaptıkları açıklamalarda kullandıkları istatistiki veriler ve takip etmesi güç rakamlarla, eğitim alanında “işlerin iyi gittiği” algısını oluşturmaya çalışsa da alandaki gerçeklik farklıdır. 4+4+4 sonrasında zorunlu eğitim süresinin 12 yıla çıktığı iddia edilmesine rağmen, ortalama eğitim süresinin 7,5 yılda kalmış olması dikkat çekicidir. Türkiye’de her dört okuldan birinde ikili eğitim yapılmaktadır. MEB verilerine göre ikili eğitim yapılan okul oranı yüzde 25,71’dir. Yine MEB’in tespitlerine göre, spor salonu bulunan okul oranı sadece yüzde 13’tür ve okulların yüzde 87’sinde spor salonu yoktur. Kütüphanesi olmayan okul oranı yüzde 61; çok amaçlı salonu olmayan okulların oranı yüzde 62’dir.
Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakılırken, eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikalarında ısrar, 2018-2019 eğitim öğretim yılının ilk yarısında yapılan düzenlemeler ve fiili uygulamalarla sürdürülmüştür. Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar ve eğitim alanında hayata geçirilen ‘piyasacı’ ve ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini etkilemiştir.
Eğitimde yaşanan ve yapısal hale gelen sorunlar her ne kadar görmezden gelinmeye çalışılsa da, eğitim sorunu halkın en temel gündemini oluşturmayı sürdürmektedir. Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamakta, çocuk yaşta evlenmenin önüne geçen adımlar atılmamaktadır. Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanamamaktadır. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, anadilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştirdiği temel sorunlar olarak dikkat çekmektedir.
Bugün eğitim sistemimiz toplumsal cinsiyet eşitliğinden oldukça uzak ve giderek dinsel içerikler kazanan muhafazakâr egemen ideolojinin denetimi altındadır. Siyasi iktidar, tüm gücüyle eğitim sistemini kendi ideolojik-siyasal hedeflerine uygun olarak biçimlendirmektedir. Toplumsal yaşamın her alanında görülen cinsiyetçilik ve cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanların başında eğitim gelmektedir. Geçtiğimiz dönemde cinsiyetçilik ve cins ayrımcı uygulamaların okullarda etkili şekilde üretilmeye devam ettiği görülmüştür. Geleneksel cinsiyet rolleri aile, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde çocuklara aktarılmaya çalışılmaktadır. Toplumsal cinsiyet kalıplarını yıkmada önemli bir yere sahip olan eğitim sisteminin demokratikleşmesi ve cinsiyetçilikten arındırılması eğitim emekçilerinin öncelikli mücadele hedefi olmayı sürdürmektedir.
Eğitim programlarında ve ders kitaplarında ülkedeki etnik, dilsel, kültürel ve inanç çeşitlilik neredeyse hiç yansıtılmamaktadır. Eğitim sisteminde ve toplumsal yaşamda benimsenen tekçi anlayış, farklı inanç, kimlik ve mezhepleri yok saymayı ısrarla sürdürmektedir. Türkiye’nin laik, bilimsel eğitim konusunda olduğu gibi, anadilinde eğitim konusundaki olumsuz sicili aynen devam etmektedir.
Türkiye’de çocuk işçiliği kalıcı ve toplumsal bir sorun olmayı sürdürmektedir. 2018 yılının Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı ilan edilmesine karşın çocuk işçiliğini denetleme konusunda etkili bir politika yürütülmediği açıkça görülmektedir. Çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanması için hiçbir somut adım atılmazken, çocuk işçiler sorununun sürmesi, okullarda, cemaat yurtlarında ve kurslarda çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddetin artışını eğitim sisteminde yaşanan sorunlardan ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Türkiye’de çeşitli nedenlerle eğitime erişimde, kız çocukları, mülteci çocuklar, anadili Türkçe olmayan çocuklar, LGBTİ+’lar, engelli çocuklar ve geçici koruma altındaki çocukların dezavantajları günden güne artarak devam etmektedir.
Türkiye’de milyonlarca çocuk ve gencin eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanmasını engelleyen, eğitimi kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda alt-üst etmek için yıllardır çalışanların ülkeyi ve eğitim sistemini getirdiği nokta içler acısıdır.

Raporun tamamını görmek için tıklayınız