egitimsen

egitimsen

KHK’lı Milletvekillerinden İhraçlara İlişkin Basın Açıklaması!

KHK'lı Milletvekillerinden İhraçlara İlişkin Basın Açıklaması!

Örgütlenme gezilerimiz devam ediyor..

Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, oturan insanlar, masa ve iç mekan

 

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

 

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

 

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

 

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Fakir Baykurt’u Ölümünün 19. Yılında Saygıyla Anıyoruz

Fakir Baykurt’u Ölümünün 19. Yılında Saygıyla Anıyoruz

Eğitim emekçilerinin mücadele tarihinde önemli izler bırakan, ilk öğretmen sendikası olan Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖDMF) Genel Başkanlığı yapan Fakir Baykurt’un aramızdan ayrılışının üzerinden 19 yıl geçti.

Köy Enstitülü bir öğretmen, edebiyatçı ve demokratik öğretmen hareketinin önemli isimlerinden olan Fakir Baykurt, gerek eserleriyle, gerekse örgütlü mücadeleye olan katkılarıyla eğitim emekçileri mücadelesinin önde gelen isimlerinden birisi oldu.

Emekçi halkın yaşam savaşını kendi gözlemlerine dayanarak, gerçekçi bir bakış açısıyla eserlerinde dile getiren Fakir Baykurt, mücadeleci bir öğretmen olduğu kadar, yazar olarak yazdığı onlarca roman, öykü, şiir ve yazılarıyla halkı aydınlatma görevini de başarıyla yerine getirmiştir.

“Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir.” diyerek yaşamı boyunca türlü baskıya ve zulme karşı dimdik duran Fakir Baykurt, ardında bıraktığı mücadele birikimi ve edebi eserleriyle günümüze ve gelecek kuşaklara örnek olmayı sürdürmektedir.

Eğitim Sen olarak ölümünün 19. yıldönümünde Fakir Baykurt’u saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.

10 Ekim’i Unutmayacağız Unutturmayacağız

Değerli Basın Emekçileri,

10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde gerçekleşen katliamın üçüncü yıldönümünde, kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.

Bundan üç yıl önce, ülkemizin içinden geçtiği şiddet ve çatışma ortamının sona erdirilmesi için “Savaşa inat, barış hemen şimdi” şiarıyla Türkiye’nin dört bir yanından gelen on binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingimize savaştan beslenen karanlık odaklar katliamla cevap verdiler. 

Yüreği insan sevgisiyle ve barış özlemiyle dolu 103 arkadaşımız yaşamını yitirdi. Yaklaşık 500 arkadaşımız yaralandı. Halen çok sayıda arkadaşımız farklı organ kayıplarına uğrayarak hayatlarını devam ettirmeye çalışıyor.

Yaşanan bu büyük katliamın acısı yüreklerimizi yakmaya devam ediyor. Acımız kadar öfkemiz de tazeliğini koruyor. Gerçek katiller dışarıda gezdiği için isyanımız her gün biraz daha büyüyor.

Görüntünün olası içeriği: 19 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Değerli Basın Emekçileri,

Acımızı ve öfkemizi büyüten en büyük nedenlerden birisi de, katliam öncesinden bugüne kadar siyasi iktidarın ve idarecilerin takındıkları tutum ve yargı sürecidir.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 3 Ağustos günü 10 Ekim Ankara katliamı davasında kararını açıkladı. Yargı süreci hızla bitirilmek istendi. Yargının tutumu ve açıklanan karar katliamın gerçek faillerinin kimler olduğuna dair kuşkumuzu daha da büyüttü.

Duruşmalarda yaşananlara, siyasi iktidarın ve mahkemenin tavrına bakıldığında davanın birkaç tetikçinin, yardım ve yataklı edenlerin çeşitli cezalarla sonuçlandırılması üzerine kurgulandığı anlaşılmaktadır. Karar da buna uygun olarak verilmiştir.

Mülkiye müfettişlerinin hazırladığı raporda adeta katillere Ankara’ya kadar bir koridor açıldığı anlaşılmasına rağmen Mahkeme heyeti raporu ciddiye almadığı gibi avukatlarımızın ısrarlı talebine rağmen raporda kastı/ihmali yazılı olan kamu görevlilerini ne sanık olarak yargılamış, ne de tanık olarak dinlemiştir!

 

Görüntünün olası içeriği: 13 kişi, gülümseyen insanlar

Değerli Basın Emekçileri,

7 Haziran-1 Kasım 2015 sürecinde arka arkaya patlayan bombaların, yaşanan katliamların “ya biz ya kaos” tehdidi ile ilişkisi sorgulanmadığı sürece adalet sağlanmamış, gerçek failler ortaya çıkarılmamış olacaktır.

Katliam sonrası anket yapıp oylarının ne kadar arttığını araştıran ve büyük bir aymazlıkla TV’lerde açıklayanlar, halklarımıza hesap vermedikçe öfkemiz de, acımız da dinmeyecektir.

Katillere adeta koridor açan, yol kontrollerini kaldıran, saldırı olacağı istihbaratını tertip komitesinden gizleyenler, patlamaların ardından birçok kişinin yaşamını yitirmesine neden olan gaz sıkma emri verenler, ambulansların geç gelmesinin sorumlusu olanlar, güvenlik tedbiri almayanlar yargılanmadıkça gerçek adalet mücadelemiz sürecektir.

“Kokteyl örgüt” diyerek davayı sulandıranlar, katliamın IŞİD tarafından gerçekleştirildiğini söyleyen mahkeme kararı sonrası hala koltuklarında oturmaya devam ediyorlarsa dava dosyasının daha başındayız demektir.

Katliamın tüm sorumluları yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar öfkemizi diri tutacağız. Katliamın unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. Arkadaşlarımızın hesabını mutlaka soracağız.

Değerli Basın Emekçileri,

Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Barış karanfillerimize ve ailelerine verdiğimiz sözü 3. Yıldönümü vesilesiyle bir kez daha yineliyoruz: Barış özleminiz yerine gelinceye kadar mücadelemiz bedeli ne olursa olsun devam edecektir. Gerçek katiller ortaya çıkarılıncaya ve gerçek adalet yerini buluncaya kadar and olsun ki durup dinlenmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz, yılmayacağız. Affetmeyeceğiz, unutmayacağız, unutturmayacağız.

 

DİSK-KESK-TMMOB-ADANA BAROSU- ADANA TABİP ODASI

 

Kurumlar Adına

KESK Adana Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü

İrfan DOĞAN

Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

 

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü etkinlikleri kapsamında 5 Ekim günü işyerlerinde kokart takma eylemi gerçekleştirilecektir.

Otomatik alternatif metin yok.

Kokartı görmek için tıklayınız.

 

5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü / Broşür

Broşürü görmek için tıklayınız.

 

ZORUNLU HİZMETİÇİ EĞİTİM KURSLARI İÇİN DİLEKÇE

Milli Eğitim Bakanlığı birçok ilde iki haftalık 40 saat süren ders, ek ders görevlerini yerine getirdikleri halde mesai saatleri dışında öğretmenlerin katılmak zorunlu tutulduğu "Kapsayıcı Eğitim Okul, Aile ve Toplum İşbirliği Kursu" düzenlemektedir. Öğretmenlerin ders, ek ders görevlerini yerine getirdikleri halde mesai saatleri dışında herhangi bir ücret almadan bu kursa katılmak zorunlu tutulması Anayasa'nın 18.maddesinde kurala bağlanan angarya yasağının ihlalidir. Bu. nedenle üyelerimiz bu emri veren makama(valilik, il/ilçe milli eğitim müdürlüğü) gönderilmek üzere okul müdürlüklerine dilekçeyle başvurup evrak numarası alarak 657 sayılı yasanın 11 .maddesinin 2.fıkrası uyarınca söz konusu hizmetiçi eğitimi zorunlu tutan emrin mevzuata aykırı olduğunu belirtebilirler. Bu dilekçeye cevap verilinceye kadar üyelerimiz söz konusu hizmetiçi eğitime katılmak zorunda değildir. Söz konusu dilekçeye karşılık emri veren makam üyelerimizin söz konusu hizmetiçi eğitime katılmasında yazılı biçimde ısrar edebilir da cevap vermeyebilir. Dilekçeye cevap verilmediği sürece üyelerimizin söz konusu hizmetiçi eğitime katılmalarına hukuken gerek yoktur. Eğer emri veren makam üyelerimizin söz konusu hizmetiçi eğitime katılmasını yazılı biçimde ısrar ederse üyelerimiz ya hizmetiçi eğitime katılır ve kurs sonunda 40 saat üzerinden ek ders ölçüsünde emri makama maddi tazminat ve/veya manevi tazminat davası açar. Ya da sendikamızın 14.09.2018 tarihli "Angaryayı Reddediyoruz. Mesleğimize Sahip Çıkıyoruz" kapsamında aldığı 14.09.2018 tarihli ve 54 sayılı MYK kararının 1 .maddesine dayanarak söz konusu hizmetiçi eğitime katılmayacağını belirten bir dilekçeyi okul müdürlüğüne vererek bu kursa katılmayabilir.

 

 

Okullar Sorunlarla Açılıyor Ama Kararlıyız! 
Bu Yıl Öğretmenlerin Ders Yılı Olacak!

Görüntünün olası içeriği: 14 kişi, ayakta duran insanlar ve iç mekan

2018-2019 eğitim öğretim yılının, başta öğrenciler ve öğretmenler olmak üzere tüm eğitim emekçileri ve veliler için çözüm bekleyen sorunların gölgesinde, her zamankinden daha zor koşullarda açılıyor.
Her ne kadar Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, göreve geldiği günlerdeki açıklamalarıyla toplumun farklı kesimlerinin dikkatini çekmişse de, eğitim alanında yıllardır izlenen politikalarda köklü bir değişikliğe gidilmeyeceği artık açıkça görülüyor.
Kamuda ve eğitimde siyasi ve idari kararlarla hayata geçirilen hukuksuz ihraçlar, açığa almalar, sendikal faaliyetler nedeniyle yaşanan sürgünler, bilime meydan okuyan yeni müfredat, öğrencilerin yarış atı gibi sınavdan sınava koşturması, öğretmenlerin mülakat sınavı ile sözleşmeli istihdam edilerek güvencesiz çalışmaya mahkûm edilmesi, siyasal kadrolaşmanın arttığı, eğitimde farklı dil ve kimliklerin dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin ülkemize ve çocuklarımıza olumlu bir katkı yapması mümkün değildir. 
Eğitim emekçilerinin haklarını geliştirebilmenin, çocuklarımızın ve öğrencilerimizin nitelikli bir eğitime ulaşabilmesini sağlamanın yolu bugüne kadar izlenen eğitim politikalarından ciddi bir kopuşu gerektirmektedir. Kaygımız, bu karanlık tablonun daha da derinleşeceğidir. Eğitim sisteminin içine itildiği karanlıktan çıkmasının tek yolu, eğitimde ve toplumsal yaşamda demokratik bir siyasi iklimin sağlanması ve eğitimin kamusal, parasız, bilimsel, laik, nitelikli ve anadilinde örgütlenmesinin sağlanmasından geçmektedir. 


Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan ve katlanarak artan sorunlar, MEB’in yayımladığı örgün eğitim istatistiklerine çeşitli yönleriyle yansımış bulunmaktadır. Açıklanan resmi veriler, eğitimin içler acısı durumunu gözler önüne sermekte, MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığı görülmektedir. 


Eğitimde siyasal kadrolaşma uygulamalarının yukarıdan aşağıya doğru organize bir şekilde gerçekleştirilmesi, okullarda yaşanan şiddetin artması, eğitim emekçilerine yönelik çeşitli saldırı ve tehditlerin (ihraç, açığa alma, sürgün vb.) sürmesi gibi uygulamalar, tıpkı ülke genelinde olduğu gibi, okullarımızın ve üniversitelerin fiilen kışla ya da cezaevi haline getirilmesine neden olmuştur. 


Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine, sınıf mevcutlarından eğitimin laik, bilimsel ilkeler doğrultusunda verilmesine kadar her alanda eğitimin demokratik ve kamusal yönünün geliştirilmesine özen gösterilmelidir. Derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her alanında köklü bir değişime gereksinim vardır. 


Bizler eğitim ve bilim emekçileri olarak, ne öğrencilerimizin ne velilerimizin ne de eğitim emekçilerinin bu karanlık tabloya mahkum olmadığının bilinmesini istiyoruz. Bu eğitim öğretim yılında da emeğimiz, haklarımız ve öğrencilerimiz için tüm örgütlü gücümüzle sorunlarımızı ve taleplerimizi gür sesle dile getireceğimizin bilinmesini istiyoruz. Kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel ve anadilinde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması için somut adımlar atılmalı, eğitimde ticarileştirme ve eğitimi dinselleştirme adımlarına derhal son verilmelidir. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, dini inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrenci ve velilerle birlikte kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelemizi arttırarak sürdüreceğimiz bilinmelidir. 17.09.2018
Seçil SÖNMEZ
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı