Son Düzenlenme Pazartesi, 09 Aralık 2019 11:14

KESK 24 Yaşında

Çeyrek Asır’a Bir Kala Yılmadan, Usanmadan, Yorulmadan

KESK’li Olmanın Onuru ve Gururuyla

Demokrasi, Özgürlük, Kardeşlik, Barış Ve Eşitlik Yürüyüşümüz Devam Ediyor!

 “Hak verilmez mücadeleyle alınır” ilkesini rehber edinen, sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunu bilen, toplumsal cinsiyet mücadelesini her aşamada esas alan kamu emekçilerinin gerçek temsilcisi KESK’in 24. kuruluş yıl dönümü tüm emekçilere kutlu olsun!

Kökleri toprağın derinliklerine inen KESK; ulu bir çınar gibi çeyrek asır’a bir kala kamu emekçilerinin gerçek temsilcisi ve mücadele örgütü olmaya devam ediyor.

Faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, savaşa karşı barış, baskılara karşı özgürlük, dinci gericiliğe karşı laiklik, ırkçılığa ve şovenizme karşı emeğin birliği ve halkların kardeşliği için mücadele eden KESK fiili ve meşru mücadele anlayışı ile yol aldı, yol almaya devam edecektir!

24.Kuruluş yıldönümümüzü dünyada emekçilerin ve ezilenlerin kapitalizmin bitmek bilmeyen saldırılarına karşı itirazların giderek yükseldiği bir dönemde karşılıyoruz. Neo-liberal hegemonyaya karşı Fransa’dan Arjantin’e, Peru’dan Kolombiya’ya, Şili’ye, Ekvator’a, Lübnan’a, İran ve Irak’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada protesto eylemleri ve halk isyanları kapitalist sistemin meşruiyetini yitirmeye başladığını da göstermektedir. Dünya halkları gelir bölüşümü adaletsizliğine, işsizliğe, yoksullaştırma politikalarına, sosyal güvenlik haklarının her gün biraz daha budanmasına, emeklilerin sistem tarafından bir yük olarak görülmesine, güvencesizliğe, kadın bedenine ve emeğine yönelik saldırılarına başkaldırıyor, itirazlarını daha yüksek sesle ifade ediyorlar.

Ülkemizde de gerici, muhafazakâr, tekçi iktidar bloğunun yıllardır uyguladığı neo liberal politikalara, gelir dağılımı uçurumuna, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamu hizmetlerinin sermayeye peşkeş çekilmesine, emekçilerin sefalet ücretlerine mahkum edilmesine, savaş politikalarına, laiklik karşıtı programlarına, yolsuzluğa ve yandaş kayırmacılığa karşı öfke ve isyan kar topu gibi her gün biraz daha büyüyor. Tekçi rejim öfkenin ve isyanın sokaklara yansımaması için baskılarına tüm hızıyla devam etse de korkusunu giderek gizleyememektedir.

KESK’li emekçiler olarak, emek ve barış karşıtı politikalara karşı çıktığımız, sendikal hak ve özgürlükler mücadelesini demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğümüz ve gereğini yaptığımız için geçmişten bugüne emek ve demokrasi düşmanlarının hep hedefinde olduk.

Temel hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten, emeğin en yüce değer olduğuna inanan ve bunu yaşamlarıyla da kanıtlayan onlarca üyesini kurulduğu yıllarda faili meçhullerde yitiren KESK’in, aynı zihniyet ve ideolojiden beslenen iktidarın talimatıyla binlerce üyesi ihraç edildi, binlercesi açığa alındı.

“Vardık, Varız, Varolacağız”!

KESK’liler; Encümen-i Muallim’den TÖS’e TÖB-DER’e, TÜM-DER’e, TÜS-DER’e ulaşan, askeri darbelerin karanlığını yırtanlar içinden geçtiğimiz sivil darbe dönemin koyu karanlığını da yırtacak bir mücadele birikimine, mirasına ve onuruna sahiptirler.

Geçmişte mücadelemizi engellemeye çalışan, bizi kapı kulu olarak görenler nasıl ki tarihin çöplüğündeki yerini aldıysa, piyasa değerleri, savaşa tapan ahlakları, derin kuyular gibi uğuldayan ağızlarıyla bunlar da bir gün çekip gidecekler. Şiddet ve dehşetleriyle,  emeğe, akla, bilime, kültüre, sanata düşman karanlıklarıyla çekip gidecekler.

KESK ise önüne çıkarılan tüm engellemelerle, baskılarla yaratılan kuşatmaya inat dimdik ayakta olmaya devam edecek.

Elbette emeğin, barışın, kardeşliğin dünyasını yakınlaştıracak mücadeleyi yükseltmeden bu karanlık bulutlar kendiliğinden dağılmayacak.

Emeğin hakları mücadelesi sürdürenlerin,  demokrasi, barış ve özgürlük isteyenlerin önündeki engellerin hiç olmadığı kadar arttığı bugün bizim için sadece bir kutlama günü değil, mücadeleyi yükseltme günüdür.

Bunun için; yolsuzluğa, yoksulluğa, ekonomik krize ve savaş bütçesine, Suriye’de emperyalist/kapitalist blokların sürdürdükleri savaşlara, AKP’nin halkları kutuplaştıran, kamplaştıran yayılmacı, fetihçi politikalarına karşı emekçilerin ihtiyacı olan adalet, demokrasi ve barışı güçlendirmeye yönelik olarak; 8 Aralık 2019 İstanbul’da, 21 Aralık 2019 Mersin’de, 22 Aralık 2019 Diyarbakır’da ve 11 Ocak 2020 İzmir’de “Demokratik Türkiye, Halk İçin Bütçe” şiarıyla yapacağımız bölge mitinglerine katılmaya çağırıyoruz.

24.yaşımızı kutlarken; emekleriyle ve ödedikleri bedellerle bizlere bu onurlu tarihi bırakan arkadaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz.

 Emek, Barış ve Demokrasi İçin Birlikte Mücadeleye” anlayışıyla bugünden yarına umudu ve mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.

FAŞİZM YENİLECEK! BİZ KAZANACAĞIZ!

YAŞASIN EMEK VE DEMOKRASİ MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN KESK!

Başsağlığı
Alparslan İlkokulunda üyemiz Mustafa YILDIRAN vefat etmiştir. Başta ailesi, dostları olmak üzere tüm eğitim ve bilim emekçilerine başsağlığı diliyoruz.
Şube Yürütme Kurulu

Abisi 05077451849

Konya-Cihanbeyli Kuşça mahallesinde defnedilecektir.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yakın çekim ve iç mekan

Son Düzenlenme Pazartesi, 09 Aralık 2019 11:10

Eğitim Sen olarak, tüm eğitim ve bilim emekçilerini, öğrencilerimizi, velilerimizi, bilim insanlarını ve tüm yurttaşlarımızı, haklarımız, geleceğimiz ve öğrencilerimizin eğitim hakkı için 23 Kasım’da Ankara’da buluşmaya çağırıyoruz. Yine bu dönemde bütün iş yerlerinde eğitim ve bilim emekçilerine ulaştırılacak olan ve ortak taleplerimizi içeren metni de imzaya açıyoruz.

İmza metnini görmek için tıklayınız.

 

Son Düzenlenme Cuma, 01 Kasım 2019 10:23

Haklarımız, Geleceğimiz ve Öğrencilerimizin Eğitim Hakkı İçin 23 Kasım’da Ankara’dayız

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

Biz, en ağır koşullarda öğrencilerimizin gözündeki ışıltı sönmesin diye çalışan kadrolu, sözleşmeli, ücretli öğretmenleriz.

Biz, harcadığı onca emeğe rağmen ataması yapılmayan öğretmenleriz.

Biz, güvencesiz, düşük ücretle, uzun süreler çalışmaya mecbur bırakılan özel öğretim kurumu öğretmenleriyiz.

Biz, eğitim hizmetinin görünmeyenleri, düşük ücret ve ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakılan eğitim emekçileri, hizmetli, memur, teknik personeliz.

Biz, haksız hukuksuz şekilde bir gecede çıkarılan kararnamelerle, disiplin kurullarınca veya sözleşmesi yenilenmeyerek ihraç edilen eğitim ve bilim emekçileriyiz.

Biz, çocuklarının eğitim hakkı için mücadele etmek zorunda bırakılan, kamu okullarında kayıt parası, katkı payı, bağış adı altında ücretler dayatılan veya özel okullara mecbur bırakılan  velileriz.

Biz, öğrencileriz, eğitim hakkı elinden alınan yurttaşlarız, istemediği okula devam etmek zorunda bırakılan on binleriz.

Biz milyonlarız.

Haklarımız, özgürlüklerimiz ve elimizden alınmaya çalışılan geleceğimize sahip çıkmak için 23 Kasım’da Ankara’da, kışı bahara çevirmek için buluşacağız.

Biz biliyoruz ki; biz haklarımıza birlikte sahip çıktığımız, haklarımızı birlikte talep ettiğimiz sürece kazanacağız.

Biz biliyoruz ki; birlikte olduğumuzda, el ele tutuştuğumuzda başaracağız.

Biz biliyoruz ki; birbirimizin sesine ses olduğumuzda eşit ve özgür bir ülke yaratacağız.

Biz biliyoruz ki; eşit, özgür, laik, demokratik ve barış içinde bir ülkeyi yarattığımızda, haklarımızı, özgürlüklerimizi kazanacağız.

Biz biliyoruz ki; eğitim emekçilerinin haklarına, öğrencilerimizin eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir, nitelikli, anadilinde, laik, bilimsel, kamusal eğitim hakkına sahip olduğu gün aydınlık ve güzel yarınları kuracağız.

Tüm bu nedenlerle EĞİTİM SEN sizleri mücadeleye, yan yana durmaya, haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyor. Bizler, bu toprakların eğitim ve bilim emekçileri olarak birlikte, kardeşçe yaşamak için Ankara’ya geliyoruz.

Eğitim Sen, 111 yıldır devam eden eğitim emekçilerinin mücadele tarihinden ve birikiminden aldığı güçle, tüm eğitim ve bilim emekçilerini, öğrencilerimizi, velilerimizi, bilim insanlarını ve tüm yurttaşlarımızı 23 Kasım’da Ankara’da buluşmaya çağırıyor.

Davetimiz güneşin sofrasında buluşma, hep bir ağızdan türküler söyleme ve hep beraber maviliklere yelken açma davetidir.  Bu davet bizim. Birlikte başaracağız.

23 Kasım’da Ankara’ya…

10 EKİM KATLİAMI’NIN 4. YILI ANMA ETKİNLİĞİ

(10 EKİM 2019, ANKARA)

Değerli Basın Emekçileri, Kaybettiğimiz Arkadaşlarımızın Değerli Aileleri, Sevgili Dostlar

 Görüntünün olası içeriği: 17 kişi

Bundan tam dört yıl önce, ülkemizi yaşanmaz hale getiren çatışma ortamının sona erdirilmesive barışın tesis edilmesi için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak tüm yurttaşlarımızı “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ için Ankara’ya davet etmiştik.

Yaptığımız çağrıya kulak veren on binlerce yurttaşımız Türkiye’nin dört bir yanından gelerek, tam burada, Ankara Garı önünde buluşmuştu.

10 Ekim 2015 sabahında bu alanda yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülücük, dillerinde barış türküleri olan on binlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyordu. O karanlık dönemde hepimize umut veren bu coşkulu birliktelik saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba ile kana bulandı.

IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen bu kanlı saldırı sonucunda 103 arkadaşımız hayatını yitirdi. 500’e yakın arkadaşımız yaralandı ve sakat kaldı.

Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Arkadaşlarımıza olan hasretimiz, her geçen gün daha da büyüyor.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl Ağustos ayında 10 Ekim Davası karar bağlandı ve 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Dosyaları ayrılan 16 firari sanık hakkındaki davanın üçüncü duruşması 21 Kasım’da görülecek.

Katliama ilişkin dava iddianamesi mahkemeye sunulduğu günden itibaren yürütülen soruşturmanın olayı tüm boyutlarıylaaçıklığa kavuşturmaktan uzak olduğunu ifade ettik.

3 yıldır katıldığımız her duruşmada, katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiğini dile getirdik. Ne yazık ki mahkeme bu doğrultuda cesur bir adım atmadı ve bu eksik karar sonucunda kamuoyu vicdanında adalet tecelli etmedi.

Saldırı sonrasında yaptığı “patlama sonrasında oylarımız yükseliyor” sözleriyle hafızalarımızda yer eden dönemin Başbakanı, geçtiğimiz aylarda “7 Haziran-1 Kasım seçimleri arası dönemdeki defterler açılırsa birçok siyasetçi insan içine çıkamaz” açıklamasında bulundu.

Bu sözler,katliamın siyasal boyutları konusundaki endişe ve iddialarımızın haklılığını göstermiştir.Buradan davanın görülmekte olduğu mahkeme heyetini bir kez daha göreve çağırıyoruz: Bu açıklama hem bir ihbar, hem de itiraf kabul edilmelidir. Başta dönemin başbakanı ve içişleri bakanı olmak üzere dönemin siyasilerini davaya dâhiledilmelidir.

Yakın tarihimizin en karanlık döneminin aydınlığa kavuşması için siyasetçileri de ellerine vicdanlarına koymaya, gerçekleri açıklığa kavuşturmaya çağırıyoruz: Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların arkasında hangi siyasetçiler var? Suruç ve Ankara Garı’nda yaşanan katliamların siyasal sorumluları kim?

Bilinmelidir ki, insanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Kardeşlerimizin hayatlarından, bizlerin acılarından oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü, ayakkabılar, ağaç, çocuk ve açık hava

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar

Bildiğiniz gibi 10 Ekim Katliamı sonrasında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde alınan kararla, Ankara Garı önündeki alana,"Demokrasi Meydanı" adı verildi. Bu alanın ortasına da üç ayrı yüzünde katliamda kaybettiğimiz arkadaşlarımızın fotoğraflarının ve Emek-Barış-Demokrasi ifadelerinin olduğu geçici bir pano yerleştirildi.

Bugüne kadar anmalarımızı bu geçici sembolik anıt etrafında gerçekleştirdik. Ne var ki geçici olarak yerleştirilenbusembolik anıt katliamın neden olduğu derin acının temsili için yeterli değildir. Üstelik kaybettiğimiz arkadaşlarının fotoğraflarının olduğu bu geçici pano zaman zaman faşist saldırılara maruz kalmaktadır.

Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yürüttüğümüz görüşmelerde, katliamın yaşandığı meydanda kalıcı bir mekânsal düzenleme yapılması konusunda fikir birliğine vardık.

Bu doğrultuda hazırlanacak projenin belirlenmesi için TMMOB, KESK, DİSK, TTB ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği olarakEmek, Barış ve Demokrasi Meydanı Anıt Meydan ve Anma Yeri Tasarımı Uluslararası Fikir ve Tasarım Projesi Yarışması” düzenliyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü ve açık hava

İlerleyen günlerde yarışma şartnamesini paylaşarak yarışma sürecini başlatacağız. İnsanlığa karşı işlenen bir suç olan 10 Ekim katliamını uluslararası kamuoyunun da gündemine taşımak için yarışmayı uluslararası formatta gerçekleştireceğiz.

Proje kapsamında Gar önü ve çevresi bir bütün olarak yeniden ele alınacak ve alan anıtsal biçimde yeniden  dönüştürülecektir.TMMOB yürütücülüğünde yapılacak yarışmayı kazanacak proje 14 Mart 2020 tarihinde kamuoyuna açıklanacak ve umuyoruz ki hızla uygulanacaktır. Yarışma projesine ilişkin şartları ve detayları önümüzdeki birkaç gün içerisinde paylaşacağız.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar

Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Katliamın dördüncü yılında, bombaların patladığı bu acı dolu meydandan bir kez daha sesleniyoruz:

Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız!

Sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz!

Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz

Yaşasın Halkların Kardeşliği

 

DİSK – KESK – TMMOB – TTB – 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği

Son Düzenlenme Perşembe, 10 Ekim 2019 11:12

Basın Açıklamasına Çağrı
10 Ekim Ankara Katliamının 4. Yıl dönümünü etkinlikleri adalet arayışımız ve barış karanfillerimizin bıraktığı yerden devam eden eşitlik, özgürlük ve barış mücadelemiz kapsamında düzenleyeceğimiz basın açıklamasına katılımınızı bekliyoruz.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

10 Ekim 2019 Perşembe Saat:10.00 Gar Önü

Son Düzenlenme Salı, 08 Ekim 2019 10:12

5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, kalabalık, düğün ve açık hava

Dünya Öğretmenler Günü’nün geçmişi, uluslararası öğretmen örgütlerinin katkılarıyla 5 Ekim 1966 tarihinde ILO ve UNESCO tarafından ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın alınmasına dayanmaktadır. Tüm dünya öğretmenleri için önemli olan bu tarihi karar, öğretmenlerin toplumsal statüsü ve haklarına yönelik önemli ve tarihi bir adım olmuştur. 5 Ekim, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO ve ILO tarafından 1994 yılında Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan edilmiştir. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, Türkiye’den sadece Eğitim Sen’in üyesi olduğu Eğitim Enternasyonali’ne üye yüzden fazla ülkede eş zamanlı olarak kutlanmaktadır.

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü ve açık hava
Öğretmenlerin toplumsal statüsü ve haklarına yönelik önemli ve tarihi bir adım olan Tavsiye Kararı ile öğretmenlerin sadece okulda değil, toplum içinde de yerine getirdikleri görevin taşıdığı önem uluslararası düzeyde belgelenmiştir. ‘Öğretmenlerin Statüsü Tavsiye Kararı’, öğretmenlerin konumlarını güçlendirmeyi, haklarını geliştirmeyi ve korumayı amaçlarken, aynı zamanda uluslararası düzeyde yapılmış bir toplu sözleşme niteliği taşımaktadır. ‘Tavsiye Kararı’, Türkiye tarafından da kabul edilen ve altına imza atılan bir belge olmasına rağmen, Türkiye’nin yıllardır yükümlülüklerini yerine getirdiğini söylememiz mümkün değildir.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve açık hava
Türkiye’de görev yapan eğitim ve bilim emekçileri, OECD ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve özlük haklar açısından son sıralardadır. Geçtiğimiz yıllar içinde eğitim ve bilim emekçilerinin aldıkları maaşlar, rakamsal olarak artmış gibi görünse de insanca yaşam seviyesinin yanına bile yaklaşamamıştır. Eğitim emekçilerinin üçte ikisi insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmek için ek işler yapmak zorunda bırakılmıştır. Geçtiğimiz yıllar içinde öğretmenlerin satın alım gücünün belirgin bir şekilde azaldığı görülmektedir.

Yıllar
Öğretmen Maaşı
9/1 Derece (TL) Öğretmen Maaşı
(ABD doları)
TL/ABD Doları
Çeyrek altın
(Adet)
Ç. Altın
(TL)
2009* 1.302 874 1,49 15 87 TL
2010 1.387 957 1,45 13 105 TL
2011 1.592 838 1,90 9,5 167 TL
2012 1.769 972 1,82 10 169 TL
2013 1.894 919 2,06 13 147 TL
2014 2.148 942 2,28 15 143 TL
2015 2.339 772 3,03 14 168 TL
2016 2.628 865 3,04 12 215 TL
2017 2.891 780 3,57 11 257 TL
2018 3.320 541 6,14 9 356 TL
2019 3.895* 683 5,70* 9 452 TL

Fark
*15 Eylül 2019
-191 $ (1.088 TL)
*4 Ekim 2019
-6 adet

+ 365 TL

* ABD doları ve çeyrek altın fiyatlarında belirtilen yılların Ekim ayı verileri dikkate alınmıştır.

1 ABD dolarının ortalama 1.56 TL olduğu 5 Ekim 2009 yılında 1.302 TL aylık alan 9. derece 1. kademedeki bir öğretmen maaşıyla 874 ABD doları alabiliyorken, bugün aynı derece ve kademede 3 bin 895 TL alan bir öğretmenin dolar bazında aldığı maaş 683 ABD doları (1 $=5,70 TL) seviyesine inmiştir. Son 10 yılı temel aldığımızda 9/1 derecedeki bir öğretmenin maaşındaki aylık kayıp, dolar bazında 191 ABD doları (1.088 TL) olmuştur. Bu rakam son on yılda öğretmenlerin satın alım gücündeki azalmanın boyutlarını açıkça göstermektedir. Benzer bir şekilde 5 Ekim 2009’da 9/1 derecedeki bir öğretmen maaşı ile 15 çeyrek altın alabiliyorken, on yıl sonra aynı öğretmen maaşı ile bugün ancak 9 çeyrek altın alabilmektedir.
Öğretmenlik mesleği ve mesleki idealleri, iktidar eliyle uygulanan bilinçli politikalarla çok yönlü olarak hızla yozlaştırılmıştır. Yıllardır ülkeyi yönetenler ve eğitim politikalarına yön verenler öğretmenlik mesleğinde yaşanan nitelik kaybının artmasında en büyük pay sahipleridir. Bu nedenle bugün eğitim alanında yaşanan sorunların sorumlusu öğretmenlerimiz değil, siyasi iktidar, MEB ve onların sözünden çıkmayanlardır.
Öğretmenlerin yıllar boyunca büyük fedakârlıklara katlanarak çalışırken yaşadığı zorluklar ortadayken, çalışma ve yaşam koşulları ve mesleki saygınlıklarının giderek kötüleşmesi dikkat çekicidir. Geçtiğimiz yıllar içinde öğretmenlerin ekonomik ve sosyal sorunlarına ek olarak, mesleki saygınlıklarında da ciddi gerilemeler yaşanmıştır.

Görüntünün olası içeriği: 14 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, sakal ve açık hava
Yaşadığımız tüm olumsuzluklara, işimize, ekmeğimize ve geleceğimize yönelik ağır tehdit ve saldırılara, hukuksuz ihraç politikalarına, kaybedilme noktasına gelen mesleki saygınlığın yeniden kazanılması, öğretmenliğin uluslararası standartlara uygun ve bilimsel bir anlayışla ele alınması ve tüm eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.
Yıllardır kamu istihdamında, özellikle eğitimde güvencesiz, esnek ve performansa dayalı istihdam politikalarını hayata geçirmek isteyen siyasi iktidar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında eğitimde mülakat sınavı ile alınan ‘sözleşmeli öğretmenlik’ uygulamasını başlatmış ve bugüne kadar 103 bin sözleşmeli öğretmenin ataması yapılmıştır. Öğretmen istihdamında yaşanan güvencesizleştirme, öğretmenlerin özlük hakları ve çalışma koşulları arasında belirgin farklılıklar ve adaletsizlikler yaratmayı sürdürmektedir.
Nitelikli eğitimin nitelikli öğretmenle mümkün olduğu gerçeği ortadadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme ve kadrolu istihdam konusundan başlayarak, sadece öğretmenlerin değil, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler üretilmesi için somut adımlar atılması bir zorunluluktur.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un her fırsatta öğretmenlere değer verilmesine ilişkin söylemleri genellikle söylemde kalmamalıdır. MEB’e çağrımız; 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nde ILO ve UNESCO tarafından 5 Ekim 1966’da kabul edilen ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın eksiksiz uygulanacağı açıklanmalı, başta 3600 ek gösterge olmak üzere, ekonomik, sosyal, mesleki, özlük haklarımızla ilgili taleplerimiz kabul edilmelidir.
Eğitim ve bilim emekçileri açısından 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, klasik anlamda sadece ‘kutlanan’ bir gün değil, eğitim emekçilerinin uluslararası alanda birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin simgesi olan evrensel anlamda bir mücadele gündür. İçinde bulunduğumuz bütün olumsuz koşullara, üyelerimizi ve sendikal faaliyetlerimizi baskı alıntına alma girişimlerine, iktidarın eğitime yönelik ırkçı, gerici ve dayatmacı politikalarına karşı örgütlü mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.
Türkiye’nin dört bir yanında fedakârca görev yapan öğretmenleri, eğitim ve bilim emekçilerini mesleğine ve haklarına yönelik saldırılara, krizin faturasının sırtımıza yıkılmasına karşı birlikte mücadele etmeye, haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Eğitim Sen olarak, bizlere dayatılan her türlü haksız ve hukuksuz uygulamanın eğitim ve bilim emekçilerinin birleşik, örgütlü mücadelesiyle kırılabileceğine inanıyor, yaşadığımız tüm baskılara ve olumsuzluklara rağmen öğretmenlerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

İrfan DOĞAN
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

A. Paksoy Anadolu Lisesinde üyemiz Selma MÖNÜR Vefat etmiştir. Başta ailesi, dostları olmak üzere tüm eğitim ve bilim emekçilerine başsağlığı diliyoruz.
Şube Yürütme Kurulu

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

SELMA MÖNÜR

Cenazesi 23 Eylül Pazartesi Saat 14.00 de Alihocalı köyüne defnedilecektir.

Zeycan MÖNÜR 05062431420

Son Düzenlenme Pazartesi, 23 Eylül 2019 12:45

12 Eylül Zihniyeti ve Uygulamaları Sürüyor!

12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. 12 Eylül 1980 ve sonrasında yaşanan acılar ve anti demokratik uygulamalar, aradan 39 yıl geçmiş olmasına rağmen hala sürmektedir. 12 Eylül politikalarının yarattığı koşullardan beslenenler yasama, yürütme ve yargı başta olmak üzere, devlet yönetimine ait bütün yetkilerin tek bir kişiye bağlandığı yeni rejim inşasına yönelmişlerdir.

Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

12 Eylül’de yasama, yürütme ve yargı, beş kişilik darbe cuntasının elindeyken, günümüzde yürütme gücünü elinde tutan siyasi iktidar eliyle, tıpkı 12 Eylül darbesi sonrasında olduğu gibi, yargıyla yürütmenin, yürütmeyle yasamanın ayrılığı ve birbirini denetleme imkanı ortadan kaldırılmış, bütün yetkilerin fiilen tek bir kişinin elinde toplanmaya başlanmıştır.

Geçtiğimiz 17 yıl içinde iktidarını tehdit edecek bütün kurumları birer birer etkisiz hale getiren AKP iktidarı, başta okullar olmak üzere, üniversiteler, kamu kurumları, yargı, ordu, medya vb gibi bir iktidarın sahip olması gereken bütün alanları ‘tek adam rejimi’ne uygun bir şekilde yeniden biçimlendirerek 12 Eylül darbecilerini aratmayan bir pratik sergilemektedir.

12 Eylül, toplumun farklı kesimlerini olduğu gibi eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesini de derinden etkilemiştir. Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER), 12 Eylül ile birlikte kapatılmıştır. Kapatılan ilk büyük örgütün, öğretmenlerin örgütü olması dikkat çekicidir. Sıkıyönetim mahkemeleri, 200 bin üyeli örgütü yasaları hiçe sayarak ‘gizli örgüt’ suçlamasıyla kapatmıştır. 7–8 ay içerisinde temyiz süreci de tamamlanmak üzere TÖB-DER yok edilmiş, öğretmenlerin, bin bir zorlukla ve yetmiş yılda alın terleriyle biriktirip aldıkları mallarına el konulmuştur.

12 Eylül’de TÖB-Der üyesi yaklaşık 25 bin üye ve temsilci de çeşitli nedenlerden dolayı mesleklerini kaybetmiştir. Çok sayıda TÖB-DER üye ve yöneticisi 12 Eylül yasaları ile sürgün edilmiş, görevlerinden olmuşlardır. 3.854 öğretmen, 120 öğretim üyesinin görevine 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanununa dayanılarak son verilmiştir.

12 Eylül sonrasında toplam 4891 kamu personeli işten çıkarılırken, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında hukuksuz KHK’ler ile atılanların sayısının 140 bini bulması dikkat çekicidir. Özellikle son birkaç yıl içinde kamuda yaşanan hukuksuz ihraç ve sürgünler, halkın iradesi yok sayılarak atanan kayyumlar, siyasetçiler, belediye başkanları ve muhalif gazetecilere yönelik hapis cezaları ve tutuklamalar, iş cinayetleri, kadın cinayetleri ve çocuklara yönelik istismar uygulamalarına yönelik tutumlar ve darbe dönemlerini bile gölgede bırakan uygulamalar olarak dikkat çekmektedir.

12 Eylül’ün, ‘Türk-İslam sentezi’ anlayışının özellikle eğitim sistemi içinde, okullarda ve üniversitelerde kurumsallaşmasını büyük ölçüde tamamlarken, eğitim sistemi tarihte hiç olmadığı kadar tehlikeli bir kuşatma ile karşı karşıya bırakılmıştır. 12 Eylül 1980 sonrasında özellikle eğitim alanında başlayan ve AKP’nin tek başına iktidara gelmesiyle ivme kazanan eğitimi ticarileştirme ve dinselleştirme uygulamaları tüm hızıyla sürmektedir. Bugünden geriye doğru baktığımızda, 12 Eylül rejiminin uygulamaları ile bugün ‘tek adam rejimi’ olarak karşımıza çıkan politika ve uygulamalar bire bir örtüşmektedir.

Devletin halk üzerinde doğrudan bir baskı ve şiddet aygıtına dönüştüğü o günlerden bugüne hayatımızdaki birçok şey değişmiş, fakat siyasi hayatımızda düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere, eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış, insan hakları vb. en temel ilkeler her fırsatta ayaklar altına alınmıştır.

Türkiye’nin en karanlık dönemini ifade eden 12 Eylül ve onun izinden gidenlerin karanlık zihniyet ile hesaplaşmak, askeri ya da sivil darbe ayrımı yapmadan bütün darbelere karşı çıkmaktan geçmektedir. Türkiye’nin demokratikleşmesi, kendi halkına karşı düşmanca tutumlar sergileyen baskıcı-otoriter uygulamalara karşı eşitlik, özgürlük, laiklik, barış ve demokrasi mücadelesinin güçlendirilmesi ile mümkündür.