10 EKİM KATLİAMI’NIN 4. YILI ANMA ETKİNLİĞİ

(10 EKİM 2019, ANKARA)

Değerli Basın Emekçileri, Kaybettiğimiz Arkadaşlarımızın Değerli Aileleri, Sevgili Dostlar

 Görüntünün olası içeriği: 17 kişi

Bundan tam dört yıl önce, ülkemizi yaşanmaz hale getiren çatışma ortamının sona erdirilmesive barışın tesis edilmesi için DİSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak tüm yurttaşlarımızı “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ için Ankara’ya davet etmiştik.

Yaptığımız çağrıya kulak veren on binlerce yurttaşımız Türkiye’nin dört bir yanından gelerek, tam burada, Ankara Garı önünde buluşmuştu.

10 Ekim 2015 sabahında bu alanda yüreklerinde sevgi, gözlerinde gülücük, dillerinde barış türküleri olan on binlerce kişi kardeşçe yan yana bulunuyordu. O karanlık dönemde hepimize umut veren bu coşkulu birliktelik saat 10’u 4 geçe birbiri ardına patlayan iki bomba ile kana bulandı.

IŞİD üyesi iki canlı bomba tarafından gerçekleştirilen bu kanlı saldırı sonucunda 103 arkadaşımız hayatını yitirdi. 500’e yakın arkadaşımız yaralandı ve sakat kaldı.

Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz bütün arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz. Arkadaşlarımıza olan hasretimiz, her geçen gün daha da büyüyor.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl Ağustos ayında 10 Ekim Davası karar bağlandı ve 9 kişi hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. Dosyaları ayrılan 16 firari sanık hakkındaki davanın üçüncü duruşması 21 Kasım’da görülecek.

Katliama ilişkin dava iddianamesi mahkemeye sunulduğu günden itibaren yürütülen soruşturmanın olayı tüm boyutlarıylaaçıklığa kavuşturmaktan uzak olduğunu ifade ettik.

3 yıldır katıldığımız her duruşmada, katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiğini dile getirdik. Ne yazık ki mahkeme bu doğrultuda cesur bir adım atmadı ve bu eksik karar sonucunda kamuoyu vicdanında adalet tecelli etmedi.

Saldırı sonrasında yaptığı “patlama sonrasında oylarımız yükseliyor” sözleriyle hafızalarımızda yer eden dönemin Başbakanı, geçtiğimiz aylarda “7 Haziran-1 Kasım seçimleri arası dönemdeki defterler açılırsa birçok siyasetçi insan içine çıkamaz” açıklamasında bulundu.

Bu sözler,katliamın siyasal boyutları konusundaki endişe ve iddialarımızın haklılığını göstermiştir.Buradan davanın görülmekte olduğu mahkeme heyetini bir kez daha göreve çağırıyoruz: Bu açıklama hem bir ihbar, hem de itiraf kabul edilmelidir. Başta dönemin başbakanı ve içişleri bakanı olmak üzere dönemin siyasilerini davaya dâhiledilmelidir.

Yakın tarihimizin en karanlık döneminin aydınlığa kavuşması için siyasetçileri de ellerine vicdanlarına koymaya, gerçekleri açıklığa kavuşturmaya çağırıyoruz: Türkiye’nin barış umuduna darbe vuran, insanları sokağa çıkamaz hale getiren 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşanan olayların arkasında hangi siyasetçiler var? Suruç ve Ankara Garı’nda yaşanan katliamların siyasal sorumluları kim?

Bilinmelidir ki, insanlığa karşı işlenen bu suçların faillerini gizleyenler, bu suçların ortağıdır. İktidarını korumak için toplumu kaos ve şiddet sarmalına sürükleyenleri asla unutmayacağız. Kardeşlerimizin hayatlarından, bizlerin acılarından oy devşirenleri asla affetmeyeceğiz.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü, ayakkabılar, ağaç, çocuk ve açık hava

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar

Bildiğiniz gibi 10 Ekim Katliamı sonrasında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde alınan kararla, Ankara Garı önündeki alana,"Demokrasi Meydanı" adı verildi. Bu alanın ortasına da üç ayrı yüzünde katliamda kaybettiğimiz arkadaşlarımızın fotoğraflarının ve Emek-Barış-Demokrasi ifadelerinin olduğu geçici bir pano yerleştirildi.

Bugüne kadar anmalarımızı bu geçici sembolik anıt etrafında gerçekleştirdik. Ne var ki geçici olarak yerleştirilenbusembolik anıt katliamın neden olduğu derin acının temsili için yeterli değildir. Üstelik kaybettiğimiz arkadaşlarının fotoğraflarının olduğu bu geçici pano zaman zaman faşist saldırılara maruz kalmaktadır.

Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yürüttüğümüz görüşmelerde, katliamın yaşandığı meydanda kalıcı bir mekânsal düzenleme yapılması konusunda fikir birliğine vardık.

Bu doğrultuda hazırlanacak projenin belirlenmesi için TMMOB, KESK, DİSK, TTB ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği olarakEmek, Barış ve Demokrasi Meydanı Anıt Meydan ve Anma Yeri Tasarımı Uluslararası Fikir ve Tasarım Projesi Yarışması” düzenliyoruz.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar, gökyüzü ve açık hava

İlerleyen günlerde yarışma şartnamesini paylaşarak yarışma sürecini başlatacağız. İnsanlığa karşı işlenen bir suç olan 10 Ekim katliamını uluslararası kamuoyunun da gündemine taşımak için yarışmayı uluslararası formatta gerçekleştireceğiz.

Proje kapsamında Gar önü ve çevresi bir bütün olarak yeniden ele alınacak ve alan anıtsal biçimde yeniden  dönüştürülecektir.TMMOB yürütücülüğünde yapılacak yarışmayı kazanacak proje 14 Mart 2020 tarihinde kamuoyuna açıklanacak ve umuyoruz ki hızla uygulanacaktır. Yarışma projesine ilişkin şartları ve detayları önümüzdeki birkaç gün içerisinde paylaşacağız.

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Arkadaşlar

Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Katliamın dördüncü yılında, bombaların patladığı bu acı dolu meydandan bir kez daha sesleniyoruz:

Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız!

Sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz!

Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz

Yaşasın Halkların Kardeşliği

 

DİSK – KESK – TMMOB – TTB – 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği

Son Düzenlenme Perşembe, 10 Ekim 2019 11:12

Basın Açıklamasına Çağrı
10 Ekim Ankara Katliamının 4. Yıl dönümünü etkinlikleri adalet arayışımız ve barış karanfillerimizin bıraktığı yerden devam eden eşitlik, özgürlük ve barış mücadelemiz kapsamında düzenleyeceğimiz basın açıklamasına katılımınızı bekliyoruz.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

10 Ekim 2019 Perşembe Saat:10.00 Gar Önü

Son Düzenlenme Salı, 08 Ekim 2019 10:12

5 EKİM DÜNYA ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar, kalabalık, düğün ve açık hava

Dünya Öğretmenler Günü’nün geçmişi, uluslararası öğretmen örgütlerinin katkılarıyla 5 Ekim 1966 tarihinde ILO ve UNESCO tarafından ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın alınmasına dayanmaktadır. Tüm dünya öğretmenleri için önemli olan bu tarihi karar, öğretmenlerin toplumsal statüsü ve haklarına yönelik önemli ve tarihi bir adım olmuştur. 5 Ekim, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO ve ILO tarafından 1994 yılında Dünya Öğretmenler Günü olarak ilan edilmiştir. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, Türkiye’den sadece Eğitim Sen’in üyesi olduğu Eğitim Enternasyonali’ne üye yüzden fazla ülkede eş zamanlı olarak kutlanmaktadır.

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü ve açık hava
Öğretmenlerin toplumsal statüsü ve haklarına yönelik önemli ve tarihi bir adım olan Tavsiye Kararı ile öğretmenlerin sadece okulda değil, toplum içinde de yerine getirdikleri görevin taşıdığı önem uluslararası düzeyde belgelenmiştir. ‘Öğretmenlerin Statüsü Tavsiye Kararı’, öğretmenlerin konumlarını güçlendirmeyi, haklarını geliştirmeyi ve korumayı amaçlarken, aynı zamanda uluslararası düzeyde yapılmış bir toplu sözleşme niteliği taşımaktadır. ‘Tavsiye Kararı’, Türkiye tarafından da kabul edilen ve altına imza atılan bir belge olmasına rağmen, Türkiye’nin yıllardır yükümlülüklerini yerine getirdiğini söylememiz mümkün değildir.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve açık hava
Türkiye’de görev yapan eğitim ve bilim emekçileri, OECD ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve özlük haklar açısından son sıralardadır. Geçtiğimiz yıllar içinde eğitim ve bilim emekçilerinin aldıkları maaşlar, rakamsal olarak artmış gibi görünse de insanca yaşam seviyesinin yanına bile yaklaşamamıştır. Eğitim emekçilerinin üçte ikisi insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmek için ek işler yapmak zorunda bırakılmıştır. Geçtiğimiz yıllar içinde öğretmenlerin satın alım gücünün belirgin bir şekilde azaldığı görülmektedir.

Yıllar
Öğretmen Maaşı
9/1 Derece (TL) Öğretmen Maaşı
(ABD doları)
TL/ABD Doları
Çeyrek altın
(Adet)
Ç. Altın
(TL)
2009* 1.302 874 1,49 15 87 TL
2010 1.387 957 1,45 13 105 TL
2011 1.592 838 1,90 9,5 167 TL
2012 1.769 972 1,82 10 169 TL
2013 1.894 919 2,06 13 147 TL
2014 2.148 942 2,28 15 143 TL
2015 2.339 772 3,03 14 168 TL
2016 2.628 865 3,04 12 215 TL
2017 2.891 780 3,57 11 257 TL
2018 3.320 541 6,14 9 356 TL
2019 3.895* 683 5,70* 9 452 TL

Fark
*15 Eylül 2019
-191 $ (1.088 TL)
*4 Ekim 2019
-6 adet

+ 365 TL

* ABD doları ve çeyrek altın fiyatlarında belirtilen yılların Ekim ayı verileri dikkate alınmıştır.

1 ABD dolarının ortalama 1.56 TL olduğu 5 Ekim 2009 yılında 1.302 TL aylık alan 9. derece 1. kademedeki bir öğretmen maaşıyla 874 ABD doları alabiliyorken, bugün aynı derece ve kademede 3 bin 895 TL alan bir öğretmenin dolar bazında aldığı maaş 683 ABD doları (1 $=5,70 TL) seviyesine inmiştir. Son 10 yılı temel aldığımızda 9/1 derecedeki bir öğretmenin maaşındaki aylık kayıp, dolar bazında 191 ABD doları (1.088 TL) olmuştur. Bu rakam son on yılda öğretmenlerin satın alım gücündeki azalmanın boyutlarını açıkça göstermektedir. Benzer bir şekilde 5 Ekim 2009’da 9/1 derecedeki bir öğretmen maaşı ile 15 çeyrek altın alabiliyorken, on yıl sonra aynı öğretmen maaşı ile bugün ancak 9 çeyrek altın alabilmektedir.
Öğretmenlik mesleği ve mesleki idealleri, iktidar eliyle uygulanan bilinçli politikalarla çok yönlü olarak hızla yozlaştırılmıştır. Yıllardır ülkeyi yönetenler ve eğitim politikalarına yön verenler öğretmenlik mesleğinde yaşanan nitelik kaybının artmasında en büyük pay sahipleridir. Bu nedenle bugün eğitim alanında yaşanan sorunların sorumlusu öğretmenlerimiz değil, siyasi iktidar, MEB ve onların sözünden çıkmayanlardır.
Öğretmenlerin yıllar boyunca büyük fedakârlıklara katlanarak çalışırken yaşadığı zorluklar ortadayken, çalışma ve yaşam koşulları ve mesleki saygınlıklarının giderek kötüleşmesi dikkat çekicidir. Geçtiğimiz yıllar içinde öğretmenlerin ekonomik ve sosyal sorunlarına ek olarak, mesleki saygınlıklarında da ciddi gerilemeler yaşanmıştır.

Görüntünün olası içeriği: 14 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, sakal ve açık hava
Yaşadığımız tüm olumsuzluklara, işimize, ekmeğimize ve geleceğimize yönelik ağır tehdit ve saldırılara, hukuksuz ihraç politikalarına, kaybedilme noktasına gelen mesleki saygınlığın yeniden kazanılması, öğretmenliğin uluslararası standartlara uygun ve bilimsel bir anlayışla ele alınması ve tüm eğitim emekçilerinin ekonomik, sosyal, mesleki ve özlük sorunlarının çözülmesi gerekmektedir.
Yıllardır kamu istihdamında, özellikle eğitimde güvencesiz, esnek ve performansa dayalı istihdam politikalarını hayata geçirmek isteyen siyasi iktidar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında eğitimde mülakat sınavı ile alınan ‘sözleşmeli öğretmenlik’ uygulamasını başlatmış ve bugüne kadar 103 bin sözleşmeli öğretmenin ataması yapılmıştır. Öğretmen istihdamında yaşanan güvencesizleştirme, öğretmenlerin özlük hakları ve çalışma koşulları arasında belirgin farklılıklar ve adaletsizlikler yaratmayı sürdürmektedir.
Nitelikli eğitimin nitelikli öğretmenle mümkün olduğu gerçeği ortadadır. Bu nedenle öğretmen yetiştirme ve kadrolu istihdam konusundan başlayarak, sadece öğretmenlerin değil, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin yaşadığı sorunlara kalıcı çözümler üretilmesi için somut adımlar atılması bir zorunluluktur.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un her fırsatta öğretmenlere değer verilmesine ilişkin söylemleri genellikle söylemde kalmamalıdır. MEB’e çağrımız; 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü'nde ILO ve UNESCO tarafından 5 Ekim 1966’da kabul edilen ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’nın eksiksiz uygulanacağı açıklanmalı, başta 3600 ek gösterge olmak üzere, ekonomik, sosyal, mesleki, özlük haklarımızla ilgili taleplerimiz kabul edilmelidir.
Eğitim ve bilim emekçileri açısından 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü, klasik anlamda sadece ‘kutlanan’ bir gün değil, eğitim emekçilerinin uluslararası alanda birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin simgesi olan evrensel anlamda bir mücadele gündür. İçinde bulunduğumuz bütün olumsuz koşullara, üyelerimizi ve sendikal faaliyetlerimizi baskı alıntına alma girişimlerine, iktidarın eğitime yönelik ırkçı, gerici ve dayatmacı politikalarına karşı örgütlü mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimiz bilinmelidir.
Türkiye’nin dört bir yanında fedakârca görev yapan öğretmenleri, eğitim ve bilim emekçilerini mesleğine ve haklarına yönelik saldırılara, krizin faturasının sırtımıza yıkılmasına karşı birlikte mücadele etmeye, haklarımıza ve geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Eğitim Sen olarak, bizlere dayatılan her türlü haksız ve hukuksuz uygulamanın eğitim ve bilim emekçilerinin birleşik, örgütlü mücadelesiyle kırılabileceğine inanıyor, yaşadığımız tüm baskılara ve olumsuzluklara rağmen öğretmenlerimizin, eğitim ve bilim emekçilerinin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz.

İrfan DOĞAN
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

A. Paksoy Anadolu Lisesinde üyemiz Selma MÖNÜR Vefat etmiştir. Başta ailesi, dostları olmak üzere tüm eğitim ve bilim emekçilerine başsağlığı diliyoruz.
Şube Yürütme Kurulu

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar, oturan insanlar ve iç mekan

SELMA MÖNÜR

Cenazesi 23 Eylül Pazartesi Saat 14.00 de Alihocalı köyüne defnedilecektir.

Zeycan MÖNÜR 05062431420

Son Düzenlenme Pazartesi, 23 Eylül 2019 12:45

12 Eylül Zihniyeti ve Uygulamaları Sürüyor!

12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. 12 Eylül 1980 ve sonrasında yaşanan acılar ve anti demokratik uygulamalar, aradan 39 yıl geçmiş olmasına rağmen hala sürmektedir. 12 Eylül politikalarının yarattığı koşullardan beslenenler yasama, yürütme ve yargı başta olmak üzere, devlet yönetimine ait bütün yetkilerin tek bir kişiye bağlandığı yeni rejim inşasına yönelmişlerdir.

Görüntünün olası içeriği: 11 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava

12 Eylül’de yasama, yürütme ve yargı, beş kişilik darbe cuntasının elindeyken, günümüzde yürütme gücünü elinde tutan siyasi iktidar eliyle, tıpkı 12 Eylül darbesi sonrasında olduğu gibi, yargıyla yürütmenin, yürütmeyle yasamanın ayrılığı ve birbirini denetleme imkanı ortadan kaldırılmış, bütün yetkilerin fiilen tek bir kişinin elinde toplanmaya başlanmıştır.

Geçtiğimiz 17 yıl içinde iktidarını tehdit edecek bütün kurumları birer birer etkisiz hale getiren AKP iktidarı, başta okullar olmak üzere, üniversiteler, kamu kurumları, yargı, ordu, medya vb gibi bir iktidarın sahip olması gereken bütün alanları ‘tek adam rejimi’ne uygun bir şekilde yeniden biçimlendirerek 12 Eylül darbecilerini aratmayan bir pratik sergilemektedir.

12 Eylül, toplumun farklı kesimlerini olduğu gibi eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesini de derinden etkilemiştir. Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER), 12 Eylül ile birlikte kapatılmıştır. Kapatılan ilk büyük örgütün, öğretmenlerin örgütü olması dikkat çekicidir. Sıkıyönetim mahkemeleri, 200 bin üyeli örgütü yasaları hiçe sayarak ‘gizli örgüt’ suçlamasıyla kapatmıştır. 7–8 ay içerisinde temyiz süreci de tamamlanmak üzere TÖB-DER yok edilmiş, öğretmenlerin, bin bir zorlukla ve yetmiş yılda alın terleriyle biriktirip aldıkları mallarına el konulmuştur.

12 Eylül’de TÖB-Der üyesi yaklaşık 25 bin üye ve temsilci de çeşitli nedenlerden dolayı mesleklerini kaybetmiştir. Çok sayıda TÖB-DER üye ve yöneticisi 12 Eylül yasaları ile sürgün edilmiş, görevlerinden olmuşlardır. 3.854 öğretmen, 120 öğretim üyesinin görevine 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanununa dayanılarak son verilmiştir.

12 Eylül sonrasında toplam 4891 kamu personeli işten çıkarılırken, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında hukuksuz KHK’ler ile atılanların sayısının 140 bini bulması dikkat çekicidir. Özellikle son birkaç yıl içinde kamuda yaşanan hukuksuz ihraç ve sürgünler, halkın iradesi yok sayılarak atanan kayyumlar, siyasetçiler, belediye başkanları ve muhalif gazetecilere yönelik hapis cezaları ve tutuklamalar, iş cinayetleri, kadın cinayetleri ve çocuklara yönelik istismar uygulamalarına yönelik tutumlar ve darbe dönemlerini bile gölgede bırakan uygulamalar olarak dikkat çekmektedir.

12 Eylül’ün, ‘Türk-İslam sentezi’ anlayışının özellikle eğitim sistemi içinde, okullarda ve üniversitelerde kurumsallaşmasını büyük ölçüde tamamlarken, eğitim sistemi tarihte hiç olmadığı kadar tehlikeli bir kuşatma ile karşı karşıya bırakılmıştır. 12 Eylül 1980 sonrasında özellikle eğitim alanında başlayan ve AKP’nin tek başına iktidara gelmesiyle ivme kazanan eğitimi ticarileştirme ve dinselleştirme uygulamaları tüm hızıyla sürmektedir. Bugünden geriye doğru baktığımızda, 12 Eylül rejiminin uygulamaları ile bugün ‘tek adam rejimi’ olarak karşımıza çıkan politika ve uygulamalar bire bir örtüşmektedir.

Devletin halk üzerinde doğrudan bir baskı ve şiddet aygıtına dönüştüğü o günlerden bugüne hayatımızdaki birçok şey değişmiş, fakat siyasi hayatımızda düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğü başta olmak üzere, eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış, insan hakları vb. en temel ilkeler her fırsatta ayaklar altına alınmıştır.

Türkiye’nin en karanlık dönemini ifade eden 12 Eylül ve onun izinden gidenlerin karanlık zihniyet ile hesaplaşmak, askeri ya da sivil darbe ayrımı yapmadan bütün darbelere karşı çıkmaktan geçmektedir. Türkiye’nin demokratikleşmesi, kendi halkına karşı düşmanca tutumlar sergileyen baskıcı-otoriter uygulamalara karşı eşitlik, özgürlük, laiklik, barış ve demokrasi mücadelesinin güçlendirilmesi ile mümkündür.

Zübeyde Hanım Anaokuluna müdür olarak ataması yapılan üyemiz Lütfiye Kılavuz'u ziyaret ettik...

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve iç mekan

 

 

Merkez Yürütme Kurulumuz 02/09/2019 tarihinde Genel Başkan Feray AYTEKİN AYDOĞAN Başkanlığında toplanarak;

  • Anayasada tanımlanan angarya yasağının ihlali niteliğinde, sendikamız üyesi öğretmenlerin mesai saatleri dışında resen görevlendirildikleri hizmet içi eğitimlere, kurslara, seminerlere ve protokollere ve projelere bağlı olarak planlanan etkinliklere 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar katılmamaları kararı alınmıştır.
  • Rehber öğretmenlerin görevlerini kesintiye uğratacağından, çocuğun üstün yararı gözetilerek 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar sendikamız üyesi rehber öğretmenlerin nöbet tutmaması kararı alınmıştır.
  • Öğretmenlere istekleri dışında verilen, ev ziyaretleri ve eğitim koçluğu gibi görev tanımlarıyla uygun olmayan, hukuka aykırı görevlendirmelerin 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirilmemesi kararı alınmıştır.
  • Tam gün eğitim yapılan okullarda, sendikamız üyesi öğretmenlerin, öğle tatillerinde temel gereksinimlerini karşılayabilmeleri için gerekli planlama okul idaresince yapılmamışsa, nöbet görevlerini 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirmemesi kararı alınmıştır.
  • Sendikamız üyesi öğretmenlere aynı hafta içerisinde verilen ikinci ve daha fazla nöbet görevlerini 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirmemesi kararı alınmıştır.
  • Sendikamız üyesi öğretmenlerin, kendi okulları dışında re’sen verilen pansiyon nöbetlerini 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirmemesi kararı alınmıştır.
  • Öğretmenlerin nöbet görevleri arasında yer almayan ancak yapmaya zorlandıkları okul servis araçlarının plakasının not edilmesi, servis aracının sürücüsünün ve servis aracının kontrol edilmesi; öğrencilerin servis aracından inmesi ve araca binmesine nezaret edilmesi ve servis araçlarının gelmesine kadar geçen süre içerisinde öğrencilerle beraber beklenmesi şeklinde okul idarelerince verilen görevlerin sendikamız üyesi öğretmenlerce 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirilmemesi kararı alınmıştır.
  • Mesleki ve Teknik Eğitim Kurumlarında her eğitim-öğretim yılında doldurulan “Öz Değerlendirme Formlarının” 2019-2020 Eğitim-öğretim yılı boyunca sendikamız üyelerince doldurulmaması kararı alınmıştır.
  • Kişisel veriler içeren, öğretmenin görev tanımı içerisinde yer almayan ve zorunlu tutulan anketlerin üyelerimiz tarafından 2019-2020 eğitim-öğretim yılı boyunca doldurulmaması kararı alınmıştır.
  • İYEP kapsamında öğretmenlere istekleri dışında görev verilmesi durumunda, sendikamız üyesi öğretmenlerin 2019-2020 eğitim-öğretim yılı boyunca bu görevleri yapmaması kararı alınmıştır.

Kararı görmek için tıklayınız: nobet-karari-2019-2020

 

Dilekçe Örneği

………………………………….. İlkokulu Müdürlüğüne

    …………………/Adana

 

Üyesi olduğum Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Merkez Yürütme Kurulu 02.09.2019 tarih ve 57 sayılı kararıyla “1- Anayasada tanımlanan angarya yasağının ihlali niteliğinde, sendikamız üyesi öğretmenlerin mesai saatleri dışında resen görevlendirildikleri hizmet içi eğitimlere, kurslara, seminerlere ve protokollere ve projelere bağlı olarak planlanan etkinliklere 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar katılmamaları kararı alınmıştır. 2- Rehber öğretmenlerin görevlerini kesintiye uğratacağından, çocuğun üstün yararı gözetilerek 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar sendikamız üyesi rehber öğretmenlerin nöbet tutmaması karan alınmıştır. 3-Öğretmenlere istekleri dışında verilen, ev ziyaretleri ve eğitim koçluğu gibi görev tanımlarıyla uygun olmayan, hukuka aykırı görevlendirmelerin 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirilmemesi karan alınmıştır. 4- Tam gün eğitim yapılan okullarda, sendikamız üyesi öğretmenlerin, öğle tatillerinde temel gereksinimlerini karşılayabilmeleri için gerekli planlama okul idaresince yapılmamışsa, nöbet görevlerini 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirmemesi kararı alınmıştır. 5- Sendikamız üyesi öğretmenlere aynı hafta içerisinde verilen ikinci ve daha fazla nöbet görevlerini 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirmemesi kararı alınmıştır. 6- Sendikamız üyesi öğretmenlerin, kendi okulları dışında re'sen verilen pansiyon nöbetlerini 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirmemesi kararı alınmıştır. 7- Öğretmenlerin nöbet görevleri arasında yer almayan ancak yapmaya zorlandıkları okul servis araçlarının plakasının not edilmesi, servis aracının sürücüsünün ve servis aracının kontrol edilmesi; öğrencilerin servis aracından inmesi ve araca binmesine nezaret edilmesi ve servis araçlarının gelmesine kadar geçen süre içerisinde öğrencilerle beraber beklenmesi şeklinde okul idarelerince verilen görevlerin sendikamız üyesi öğretmenlerce 2019-2020 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar yerine getirilmemesi karan alınmıştır. 8- Mesleki ve Teknik Eğitim Kurumlarında her eğitim-öğretim yılında doldurulan "Öz Değerlendirme Formlarının" 2019-2020 Eğitim-öğretim yılı boyunca sendikamız üyelerince doldurulmaması kararı alınmıştır. 9- Kişisel veriler içeren, öğretmenin görev tanımı içerisinde yer almayan ve zorunlu tutulan anketlerin üyelerimiz tarafından 2019¬2020 eğitim-öğretim yılı boyunca doldurulmaması karan alınmıştır. 10- İYEP kapsamında öğretmenlere istekleri dışında görev verilmesi durumunda, sendikamız üyesi öğretmenlerin 2019-2020 eğitim-öğretim yılı boyunca bu görevleri yapmaması kararı alınmıştır.” Bu karar uyarınca nöbet görevimin birinci nöbet dışındaki kısmını yerine getirmeyeceğimden gerekli önlemlerin alınmasını arz ederim.

 

….../..…./2019

Adı Soyadı

T.C. ……………………………….

 

 

 

Son Düzenlenme Perşembe, 19 Eylül 2019 14:35

Toplumsal cinsiyet, toplumdan kaynaklanan eşitsizlikleri kadının doğasına bağlayan, kadını eğitim, çalışma yaşamı, siyaset gibi kamusal alanlardan dışlayan erkek egemen zihniyete karşı çıkmak için kullanılan bir kavramdır. Eşitsizlikler doğadan değil, toplumdan kaynaklıdır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eğitimi

Toplumsal cinsiyet eşitliği yıllardır kadınların dünya genelinde yürüttükleri mücadelenin sonucunda kamuoyunun gündemine girmiş ve bu konuda hükümetler adım atmak zorunda kalmışlardır.

Türkiye, 1985 yılında “Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi” (CEDAW) ve 2011 yılında da “İstanbul Sözleşmesi Kadına Karşı Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni” imzalamıştı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadın cinayetleri konusu başta olmak üzere, kadın hareketinin yürüttüğü mücadelenin sonucunda siyasi iktidar, yukarıda ifade edilen sözleşmelerden kaynaklı yükümlülüklerinin gereğini yapmak zorunda kalarak,  MEB ve YÖK aracılığıyla toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda kimi adımları atmaya başladı.

Mücadele ederek kazandığımız haklarımız, her dönemde aynı kesimler tarafından hedef alındı. Gelinen aşamada cinsiyetçi ideolojilerinin gereği olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan, MEB ve YÖK’ ün politikalarını belirleyen kesimlerin saldırıları daha da yoğunlaştı. MEB üzerinde vesayet kuran bu kesim her konuda benzer davranmaktadır. ‘Duyarlı vatandaşlar’ adı verilen kesim,  tepki göstereceği ön kabulü ile hareket edilen, MEB ve YÖK’ ü kendi politik çizgisi doğrultusunda hareket etmeye zorlayan kesimlerdir. Zaman içerisinde vesayet kuran ve bunu her geçen gün artıran kesimler MEB’ in ve YÖK’ ün politikalarını belirleyen temel aktörler haline gelmiştir.

Bu vesayet mekanizmalarının, toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan saldırıları sonucunda mücadele ederek elde ettiğimiz kazanımlarımızı kaybediyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü tarafından koordine edilen ‘Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi’ (ETCEP) ‘Yeniden yazmaya var mısın? Sloganıyla yola çıkılarak; 2014 yılında başlatılmış, MEB tarafından 162 okulda eğitim emekçilerine verilen eğitim süreci tamamlanmıştı. Uygulama aşamasına geçilecek proje; Bakan Ziya Selçuk tarafından bir TV programında ‘Toplumsal cinsiyete duyarlı okul projesini hayata geçireceğiz.’ açıklamasından sadece iki gün sonra vesayet mekanizmalarının devreye girmesiyle iptal edildi. Milli Eğitim Bakanı,  bu projeyi TV kanalında bizzat açıklamasına rağmen sahip çıkamadı ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminden vazgeçti.

MEB’ in yasağından hemen sonra, YÖK Başkanı toplumsal cinsiyet kavramının Türkiye’nin toplumsal değerleri ve kabulleriyle mütenasip (uygun) olmadığını savundu. YÖK tüm üniversite rektörlerine gönderilen toplumsal cinsiyet eşitliği tutum belgesini web sayfasından kaldırdı.

Özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürlüğü’ nün 2019- 2020 programında 26 hedef arasında yer alan ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ 11 Eylül 2019 tarihinde programdan çıkarıldı. Bugün ise (12.09.2019) resmi gazetede yayınlanan yönetmelik değişikliği ile MEB Sosyal Hizmetler Yönetmeliğinden ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ tüm etkinlik alanlarından çıkarıldı.

Toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef gösterenleri, protokol ve işbirlikleri adıyla eğitim kurumlarında ideolojik çalışma yürütenleri Karaman’dan, Aladağ’dan, Kulp’tan, Taşkent’ten, Dikili’den tanıyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayanlar, vakıf, dernek vb. isimlerle protokol imzalayanlar, sosyal etkinlik yapılmasının önünü açanlar; kadın cinayetlerinden, kadına yönelik taciz, tecavüz ve şiddetten; çocuk istismarı vakalarından, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim farklılıkları nedeniyle katledilen hayatlardan birinci dereceden sorumludur.

Siyasi iktidar, MEB ve YÖK aracılığıyla  uluslararası sözleşmelere atılan imzaların gereğini yapmalı, anayasal sorumluluğu olan kamusal eğitim hizmetini tüm yurttaşlara eşit ve ücretsiz ulaştırmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği dersi zorunlu hale getirilmeli, müfredat ve tüm eğitim politikaları toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alarak yeniden düzenlenmelidir.

Eğitim Sen olarak iş yerlerimizde, sokaklarda, yaşamın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliği için eylemlerimizle, etkinliklerimizle ve hukuki olarak mücadele ettik, mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün yayınlanan yönetmeliğe karşı da hukuki mücadelemizi sürdürecek ve dava açacağız.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ‘Yaşamak İstiyoruz’ sesinin haykırışıdır. Bilimsel eğitimin olmazsa olmazıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz.

Eğitim Sen Merkez Kadın Sekreterliği

2019 – 2020 eğitim öğretim döneminde işyerlerine özgür kılık kıyafetle gidilmesine ilişkin MYK kararı ekte sunulmuştur.

 

MYK Kararını İndirmek İçin Tıklayınız

Son Düzenlenme Pazartesi, 02 Eylül 2019 11:22
Yaz tatili döneminde isteği dışında tercih danışmanlığında görevlendirilen Rehber Öğretmenler, eğer görev almak istemiyorlarsa aşağıdaki dilekçe ile resen görevlendirmeye itiraz edebilirler.
 
 
 
 
 
Son Düzenlenme Perşembe, 27 Haziran 2019 18:46