egitimsen2

egitimsen2

Cumhuriyet’in 92. Yılı Kutlu Olsun!

Türkiye’de yaşayan halkların emperyalist işgale karşı omuz omuza verdikleri mücadelenin ürünü olarak Cumhuriyetin ilan edilişinin üzerinden 92 yıl geçti.

Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde doğrudan yer alan kimlik, dil, inanç farklılıklarına rağmen, ortak düşmana karşı birlikte mücadele eden halklar, yıllardır çeşitli kışkırtmalar, fiili saldırılar ve linç girişimleri ile birbirine düşman edilmeye ve karşı karşıya getirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye’de yaşayan halkların özlemi ve talebi, ayrım gözetmeksizin tüm yurttaşların tam hak eşitliğine sahip olmaları, emperyalizmin taşeronu olmayan, farklı kimlik ve inançların baskı ve ayrımcılığa tabi tutulmadığı, her dilden, inançtan ve kültürden insanların gerçekten eşit ve özgür olarak yaşadıkları; işsizliğin, açlığın, sefaletin, baskı ve şiddetin değil; barışın, kardeşliğin ve özgürlüğün kol gezdiği demokratik bir ülkede yaşamaktır.

Türkiye halklarının ihtiyaç duyduğu, takvimde yeri geldiği için törensel ve sembolik kutlamalara sıkıştırılmayan, eşitlikçi, özgürlükçü, hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve emekçilerin haklarının korunduğu ve geliştirildiği gerçekten laik ve demokratik bir cumhuriyettir.

Emek mücadelesi ile demokrasi ve barış mücadelesi bir bütündür ve birbiriyle iç içe geçmiştir. Bu anlamda gerçek anlamda eşit, özgür ve demokratik bir ülkenin ancak emekçilerin ve ezilen halkların birleşik ve ortak mücadelesiyle kurulacağı açıktır.

Eğitim Sen olarak, halkın göstermelik ya da temsili olarak değil, gerçek anlamda egemen olduğu, insan hak ve özgürlüklerinin eksiksiz bir şekilde hayata geçirildiği, tüm bireylerin eşit haklar temelinde, özgür ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşaması dileğiyle, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz.

Adana ve Türkiye'de Seçim Atmosferine Dönük Şube Başkanımız Ahmet KARAGÖZ'un İMC TV'ye Verdiği Demeç

 

KİN VE NEFRET DUYGULARIYLA DAVRANAN, TOPLUMU AYRIŞTIRAN VE KUTUPLAŞTIRAN

EĞİTİM YÖNETİCİSİ İSTEMİYORUZ.

Değerli Basın ve Kamuoyuna;

10 Ekim 2015 tarihinde saat 10:04’de Başkentin göbeğinde bizler barışı haykırırken bombalarını patlatarak kalleşçe ve haince parçaladılar bedenlerimizi. Bedenleri parçalananlar bu ülkenin öğretmenleriydi, avukatlarıydı, mühendisleriydi, öğrencileriydi, emeklileriydi, kadınlarıydı, çocuklarıydı. Yani bu ülkenin yurttaşlarıydı. Tek suçları barışa ses vermekti. Bu yüzden öldürüldük, bu yüzden katledildik.

 

Katillerimizin de kimler olduğunu biliyoruz, tanıyoruz. Kızgınız, öfkeliyiz, yastayız, isyandayız. Asla af etmeyeceğiz ve mutlaka hesabını soracağız.

Değerli Basın Emekçileri;

Katledildiğimiz gün itibariyle üç gün ulusal yas ilan edilmişti. Ve bir gün sonrada KESK, DİSK, TMMOB ve TTB 12-13 Ekim 2015 tarihleri için grev kararı almışlardı.  Yitirdiğimiz yoldaşlarımızı kitlesel katılımlı törenlerle sonsuzluğa uğurlarken; Ankara Mamak’ta bulunan Ali Kuşçu İlkokulu’nda Eğitim Sen Üyesi Fadime Kaplan öğretmenimiz Genel Merkezimiz tarafından hazırlanan ve tüm şubelere gönderilen bildiriden rahatsız olan bir velinin “Cumhurbaşkanına hakaret içeren konuşma yapıldı” şikayeti üzerine, grevin ilk günü ifadesi alınarak jet hızıyla açığa alındı.

Adana’da Barış şehidi olan öğretmen Gülhan ELMASCAN’ı toprağa verdiğimiz gün Seyhan İlçe Milli Eğitim Müdürü 12 Ekim Pazartesi günü okulları gezerek greve katılmayanları kutlayarak, sorumlu davrandıklarını hatırlatmış. Diyoruz ki bu ne saygısızlık bu ne cüret bu ne sorumsuzluk. Eğitim Sen üyelerini iş yerlerinde yalnızlaştırmayı ve itibarsızlaştırmayı görev edinmiş olan bu zat derhal görevden alınmalıdır.

Görev mahallindeki okullara sokak serserileri tarafından ateşli silahlarla saldırılar yapılırken ve yine Seyhan’ın güneyindeki okulların büyük bir bölümünde hizmetli- memur yokken, sorunlara ilişkin çözüm üretemezken, üyelerimizi ve sendikamızı itibarsızlaştırmak haddine değildir. Bu güne kadar liyakatten yoksun Eğitim Sen karşıtlığı üzerinden yürüttüğün bu görevi derhal bırak çağrısını yineliyoruz.

 

Acıları ayrıştırdığını, acılar üzerinde çıkar sağlama gayreti içerisine girdiğini, birilerine şirin görünme ve bu şirinlik üzerine iş bilmezliğine sünger çekmeye çalıştığını gayet iyi biliyoruz. Kardeşlerimizin, yoldaşlarımızın katledildiği bir günden bu tavırları sergileyenlerin ruh halini anlamaktan zorlanmadığımızın bilinmesini isteriz. İlçe Milli Eğitim Müdürü ve İlçe Müdürü gibi davranan pek çok yandaş Okul Müdürü; kendilerine tebliğ edilen bu görevleri ifa ettikleri gayet açık ve nettir.

Değerli basın Emekçileri;

Empati kuramayan, işleyişte yasa ve yönetmelikleri değil, dikta edilen talimatları referans alan eğitim yöneticileri için; sosyologları ve psikologları göreve çağırıyoruz. Eğer tedavi yardımı almayı ret ediyorlarsa da bu tür eğitim yöneticilerin eğitim kurumlarında görev yapmasının tehlikeli ve sakıncalı olduğunu kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Sayın İlçe Milli Eğitim Müdürü; Görev Mahallinde ki okullarda görev yapan öğretmenlerin katledildi, öğrencileriniz katledildi, velileriniz katledildi. Azıcık vicdan diyoruz. Sana ise; hepsini muhalif ve düşman olarak gör, görevi verildiği için böyle davranıyorsun. Müdür Bey uyan artık tiyatro sahnesinde değilsin. Öğretmenler ve öğrenciler katlediliyor.

Sayın Vali’yi ve İl Milli Eğitim Müdürünü göreve davet ediyoruz. Toplumda kin ve nefret duygularıyla davranan, toplumu ayrıştıran ve kutuplaştıran eğitim yöneticilerinin derhal görevden alınmasını talep ediyoruz. 23.10.2015

Ahmet KARAGÖZ

 

Şube Başkanımehmet akarsubaşı

Çukurova Öğretim Elemanları Derneği, Ankara’da yaşanan katliam üzerine “10 Ekim Ankara: İnsanlığı Koruyalım!” başlıklı “Açık Ders” düzenledi. 

ÇUKUROVA ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ:

“ŞİDDETİN BİLİNCİMİZİ ELE GEÇİRMESİNE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

Öğr. Gör. Celal Gürbüz, iletişimci Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu, psikiyatrist Dr. Soner Çakmak ve Doç. Dr. Gonca Karakuş moderatörlüğündeki “Açık Ders” üç başlık halinde gerçekleştirildi:  “Yaşam Hakkı ve Vicdan”, “Şiddet – Demokrasi – Barış”,Yas - Travma ve Rehabilitasyon”. Forumda olayın bazı tanıkları da yaşadıklarını anlattı.

 

Öğrencilerin yanı sıra farklı fakültelerden hocaların da ilgi gösterdiği Çukurova Üniversitesindeki forumda altı çizilen en önemli noktayı, “terör ve şiddetin bilinci ele geçirmeye çalıştığı”, bununla mücadelenin ise bilimden, aydınlanmadan, özgürlüklerden ve demokrasiden geçtiği oldu. “Şiddet ve iktidar haddini bildirmeye başvurur”, “insanlık ve erdem ise kendini bilmekten geçer.”

Öğretmen Ahmet Köte: “Havada Toz Bulutu Oluştu, İnanmak İstemedik”

Adana Eğitim-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Köte, meydanda yaşananları anlattı: “Birinci patlama… Havada bir toz bulutu. Ses bombası olmalı diye kendimizi avutmaya çalışıyoruz. İkincisi de geliyor. Ortalık kan gölü.”, Kanlı Pazar’a kanlı Ekim ekleniyor”. “Üçüncü bir patlamadan korktuk, kendimizi etkisiz eleman gibi hissettik” diyor. “Ne hale geldik? Cenazenin hangi morgda olduğunu öğrendiğimizde bile, buna bile neredeyse sevindik, cenazemizi bulduğumuza bile sevinir hale geldik” (…) “Önceki gün değerlendirme toplantısı yapacaktık. Birbirimizin yüzüne baktık. Kimsenin konuşmaya cesareti yoktu. Bir süre öyle birbirimizin yüzüne baktık. Sonra dağıldık.”

Laborant Güler CIRLAZ: “Bedeni Bütün Olan Yaralılara Yöneldim”

 

Kızıyla oğluyla birlikte olayın mağduru ve tanığı olan SES Adana Şubesi Kadın Sekreteri Güler Cırlaz da meydanda yaşadıklarını aktardı: “Kızım diye koştum. İnsan bedenlerinin üstünden geçtim. Her taraf parçalanmış beden parçalarıyla doluydu. Birkaç dakika sonra uzuvları parçalanmış, dağılmış olanları görememeye başladım. Sadece bütün olanlara bakmaya başladım. Belki birkaçını kurtarabiliriz diye.” (…) “Ben niye ölenler arasında değildim, ağır bir suçluluk duygusu gibi bir şey, ben niye ölmedim. Arkadaşlarım niye öldü?” (…) “Oysa giderken 100 binler olursak kimse bir şey yapamaz diye düşünüyorduk. Gülerek oynayarak, barış için gitmiştik. İnsanlar iyidir, iyi insanlara bir şey yapmazlar diyorduk”.

 “Artık Et Yiyemiyorum”

 

Soru cevap kısmında, öğrencilerden biri “Artık et kokusuna dayanamıyorum, artık et yiyemiyorum” diye Ankara’daki bombalamadan sonraki hislerini anlattı.

Psikiyatrist Doç. Dr. Gonca KARAKUŞ: “Karşımızdakini Yok Sayabiliyoruz”

 

Doç. Dr  Gonca Karakuş, özellikle “yas” sürecinin nasıl işlediği üzerinde durdu. Bunun birinci aşamasının “inkar” olduğunu, olayın kabullenilememesi olduğunu belirtti. Konya’da maçtaki saygı duruşunda yaşananlar da dikkate alınırsa, psikiyatrist Doç. Dr.  Gonca Karakuş’a göre radikalleşen kişiler, diğerlerini yok sayabiliyor: “Hedeflerimize ulaşmak için karşımızdakini yok sayabiliyoruz. Yaptıklarımızı normal sayabiliyoruz”.

 

Psikiyatrist Dr. Soner ÇAKMAK: “Şiddet, Bilinci Etkisiz Hale Getirir, Travma Yaratır”

Psikiyatrist Soner Çakmak’a göre “Üstesinden gelinemeyecek kadar ağır olan dışsal uyarıcıların etkisine maruz kalma durumunda travma yaşanıyor”. Dr. Çakmak, Ankara’da yaşananlar sonrası belli bazı travmaların yaşanacağını, bunların bir kısmının kalıcı travmalara dönüşebileceğini,  uzman yardımına, rehabilitasyona ihtiyaç olacağını belirtti

 

İletişimci Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu: “Kötü, Kara, Derin Kökleri Var”

Medyanın bu görüntüleri nasıl çekebildiğinin ve verebildiğinin sorulması üzerine İletişimci Prof. Dr. Nurçay Türkoğlu, “terörün kanın seyirlik hale dönüştürülebildiğini”, “bunun kötü kara derin kökleri” olduğunu ifade etti.

Öğr. Gör. Felsefeci Celal GÜRBÜZ: “Tüm Örgütlü Saldırganlıklar Öğrenilmiştir”

 

Filozof Celal Gürbüz, “hangi gen şiddet yaratır, tüm örgütlü saldırganlıklar öğrenilmiştir” diye bu şiddetin öğrenilmiş-öğretilmiş bir şiddet, öğrenilmiş bir canavarlık olduğunu belirtti. “Şiddetin-otoritenin haddini bildirmeyi,  erdemin kendini bilmeyi esas aldığını”,  “bilinci de kendine bağlayan bir ideolojik durumla, dini ideolojilerle” karşı karşıya olduğumuzu, “bu irrasyonaliteyi yine ancak bilinci öne alarak, rasyonaliteyi, bilimi, vicdanı öne olarak aşabileceğimizi” söyledi.

Öğretim Elemanları: “Özgürlük ve Demokrasi Vazgeçilemez”

 

Katılımcılar; şiddetin Ankara’daki katliamla da sınırlı kalmadığını, hayatın her alanına sirayet ettiğini belirttiler. Toplumun sağlıklı haber alacak kaynak bulamaması, tarafgirlik, sürecin çarpıtılması, yalan yanlış bilgilerin sunulmasının kamuoyunda ayrışma ve çatışmayı daha da şiddetlendirmekte olduğu, bunun da toplumda ciddi travmalara yol açtığı belirtildi.

Türkiye’nin bu travmadan çıkması için insanların daha çok bir araya gelmesi, dayanışma içinde olması ve şiddete karşı daha karalı olması vurgulandı. Demokrasiden başka bir çarenin de olmadığı, özgür bir tartışma ortamının sorunların tespiti ve çözümü için şart olduğu söylendi.

Çukurova Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Prof. Dr. Sedat TÜRKMEN: “Şiddetin Bilincimizi Ele Geçirmesine Müsaade Etmeyeceğiz”

 

 

ÇOED Başkanı Prof. Dr. Sedat TÜRKMEN: “10.Ekim Cumartesi günü Ankara'da Barış Mitingine karşı yapılan bombalı saldırı sonucu maalesef 102 kişi hayatını kaybetti. Bu ve benzeri şiddet/terör olaylarına karşı Üniversitelere hem farkındalık yaratılması hem de toplumun bu ve benzeri olaylar karşısında daha bilinçli ve hazırlıklı olması açısından önemli görevler düşmektedir” “Terörün, şiddetin bilincimizi ele geçirmesine müsaade etmemeliyiz, bu konuda üniversitelere büyük sorumluluk düşüyor. Konunun her yönden açıklığa kavuşturulması için konuşmalıyız, sadece tetikçilerin değil aynı zamanda ana sorumluların bulunması için de mücadele etmeliyiz. Böylece yenilerinin olmasını da engelleriz” şeklinde tüm kamuoyuna çağrıda bulundu.

CENAZELERİMİZE SAHİP ÇIKAN SEYHAN BELEDİYESİNE YÖNELİK  LİNÇ KAMPANYASI BAŞLATANLAR 

HALKA HESAP VERECEKTİR

 

Bizler emek ve meslek örgütleri olarak ülkemizin içine sürüklendiği kaotik ve militarist ortama dur demek istedik. Ülkemizin başkentinde gür bir barış sesi haykırmak istedik.

Bizler emek meslek örgütleri olarak, ülkemizdeki savaş iklimini ve ortamını dağıtmak, kendi var oluş ortamımızı korumak, emeğin haklarıyla barış arasındaki dolaysız irtibatı kurmak üzere bir miting çağrısı yaptık.

Başka ne yapabilirdik ki?

Yangın yerine dönen ülkemizi dıştan seyretmemiz beklenemezdi elbette.

Bir sorumluluk üstlendik.

Ankara’da gür bir barış sesi çıkacak iken bu iradeye bomba konuldu.

10 Ekim 2015’te Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamı başkent Ankara’da gerçekleştirildi.

Dört emek ve meslek örgütünün çağrısıyla düzenlenen Emek-Barış-Demokrasi mitingine yönelik bombalı saldırıda çok sayıda arkadaşımızı, kardeşimizi, canımızı, dostumuzu, sevdiklerimizi yitirdik. Eşimizi, kızımızı, oğlumuzu, yitirdik. Onlarca arkadaşımızın da hastanelerdeki tedavisi sürüyor. Yüreğimiz yanıyor.

Öncelikle tüm basın mensuplarına ve kamuoyuna bir konuyu hatırlatmak istiyoruz. 102 insanımızı, katillerin Ankara’da rastgele seçtikleri bir alanda yitirmedik. O insanlarımızı “Emek-Barış-Demokrasi” mitingi için buluştukları bir alanda gerçekleşen saldırıda yitirdik.

Saldırganların hedefi oldukça açıktır: Hedef emektir. Hedef barıştır. Hedef demokrasidir!

 

 

Bizler acılarımızla cenazelerimizi değişik şehirlerde toprağa verirken, bazı basın-yayın organları başta Seyhan Belediyemiz olmak üzere başka detaylarla ilgilenmiş, bizleri düşman ilan etmişlerdir.

21 Ekim 2015 tarihli Sabah Gazetesinin Güney Ekinde ki başlıkta öne çıkarılan manşet, Ankara’da canlarımızı alan bomba kadar bizleri olumsuz etkilemiştir.

Ankara’da Cenazelerimizi ortada bırakmayan, bir telefon ile Seyhan Belediye Başkanımızın tüm olanaklarını insani yardım kapsamında bizler için seferber etmesinin bedeli bu biçimiyle yapılan haber olmamalıydı.

 

Seyhan Belediye Başkanı Zeydan Karalar ne yapmıştır; 12 Cenazenin başta Adana olmak üzere değişik illere aileleriyle gitmesini sağlamıştır, onlara aş sağlamıştır, çadır, masa, sandalye, başta olmak üzere bir çok insani yardımda bulunmuştur.

Bunu haber yapmayanlar, bu davranışın tüm kurum kuruluşlara örnek olmasını haber yapmayanlar gazeteciliğin etik ilkelerini çiğnemişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üç gün yas ilan ettiği, ölenlere tazminat verilmesinin taahhüt edildiği bir süreçte Seyhan Belediyemize yönelik linç kampanyasını sürdüren basın yayın organlarına buradan sesleniyoruz.

 

 

Bir cenazenin taşınması sırasında birilerinin siyasal simgelerini belirten bayrakları cenaze aracına asmaları irade dışı gerçekleşen bir durumdur. Böylesine bir durumun yaşanmasında rol alanlarla Seyhan Belediyesini aynı noktaya taşıyanlar fotoğrafı gerçekçi okuyamamaktadır.

Sabah Gazetesinin bu tarz haberleri ile kimlere siyasal alan yaratmak istediği ortadadır.

Ama bizler dirimizde ve ölümüzde bizleri yalnız bırakmayanları 10 Ekim sürecinde gördük.

Seyhan Belediye başkanımızın bu onurlu davranışının yanındayız.

Emek ve Meslek örgütleri olarak kendilerine tekrar teşekkür ediyoruz.

Bu ülkede barış sesinin daha gür, daha çoğalan, daha yankılanan bir biçimde çıkmasından “KİM” rahatsız oluyorsa bu haberi ve haberleri yaptıranlarda onlardır.

Biz, emekten, barıştan, demokrasiden yana taraf olarak inisiyatif üslendik. Böyle davrandığımız için bize bir bedel ödetildi.

Yılmayacağız, sinmeyeceğiz, asla geri çekilmeyeceğiz.

Yastayız, isyandayız, unutturmayacağız! 22.10.2015

 

DİSK KESK TMMOB ADANA TABİP ODASI adına

DİSK Genel İş 2 No’lu Şube Başkanı

Hüseyin Yaşar GÜNDOĞDU

 

 

Sendikamıza Yapılan Baskınla İlgili Soruşturmada Takipsizlik Kararı

Sendikamıza Yapılan Baskınla İlgili Soruşturmada Takipsizlik Kararı

Sendikamızın Genel Merkezi’ne 25 Temmuz 2015 tarihinde polis baskını düzenlenmişti. Bu baskına gerekçe olarak gösterilen soruşturmada takipsizlik kararı verildi. Alınan bu karar Sendikamıza ve Konfederasyonumuz KESK’e karşı yürütülen algı operasyonunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Bu karar, AKP’nin ‘iç güvenlik paketi’ üzerinden, sendikamızı, emek ve demokrasi güçlerini baskı altına amaya ve sindirmeye çalıştığının bir belgesidir. Takipsizlik kararıyla, hukuk dışı bir şekilde yapılan baskın ve soruşturma, daha öncekiler gibi boşa çıkmıştır.

Eğitim Sen her türlü baskıya karşı direnmeye ve özgürlük mücadelesine devam edecektir!

Sendika şube binasında gerçekleştirilen üye toplantısı 10 Ekim Ankara'da katliamda yitirdiğimiz Barış Şehitlerimiz için saygı duruşu ile başladı. Şube yürütme kurulu toplantıya katılan üyelerimize Emek, Barış ve Demokrasi Mitingine yönelik yapılan saldırı sonucu yaşanan katliama yönelik bilgilendirme yapmıştır.

YASTAYIZ, İSYANDAYIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!

Bizler emek ve meslek örgütleri olarak ülkemizin içine sürüklendiği kaotik ve militarist ortama dur demek istedik. Ülkemizin başkentinde gür bir barış sesi haykırmak istedik.

Bizler emek meslek örgütleri olarak, ülkemizdeki savaş iklimini ve ortamını dağıtmak, kendi var oluş ortamımızı korumak, emeğin haklarıyla barış arasındaki dolaysız irtibatı kurmak üzere bir miting çağrısı yaptık.

Başka ne yapabilirdik ki?

Yangın yerine dönen ülkemizi dıştan seyretmemiz beklenemezdi elbette.

Bir sorumluluk üstlendik.

Ankara’da gür bir barış sesi çıkacak iken bu iradeye bomba konuldu.

10 Ekim 2015’te Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamı başkent Ankara’da gerçekleştirildi.

Dört emek ve meslek örgütünün çağrısıyla düzenlenen Emek-Barış-Demokrasi mitingine yönelik bombalı saldırıda çok sayıda arkadaşımızı, kardeşimizi, canımızı, dostumuzu, sevdiklerimizi yitirdik.  Eşimizi, kızımızı, oğlumuzu, yitirdik. Onlarca arkadaşımızın da hastanelerdeki tedavisi sürüyor. Yüreğimiz yanıyor.

Olayın üzerinden 7 gün geçmesine karşın Başbakanlık kayıplarımızın adlarını açıklayamamıştır. Hükümeti bu skandala son vermeye ve bir an önce katliamda yaşamını yitirenlerin tümünün adlarını kamuoyuna açıklamaya çağırıyoruz.

Öncelikle tüm basın mensuplarına ve kamuoyuna bir konuyu hatırlatmak istiyoruz. 100’ün üzerinde insanımızı, katillerin Ankara’da rastgele seçtikleri bir alanda yitirmedik. O insanlarımızı “Emek-Barış-Demokrasi” mitingi için buluştukları bir alanda gerçekleşen saldırıda yitirdik.

Saldırganların hedefi oldukça açıktır: Hedef emektir. Hedef barıştır. Hedef demokrasidir!

Saraylarını, saltanatlarını kurtarmak için Türkiye’yi kanlı bir sürecin içine çekenlere karşı ülkenin dört bir yanından gelen Türküyle Kürdüyle, Alevisiyle Sünnisiyle, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla on binler buluştuğu, kucaklaştığı, aynı halaya aynı horona durarak “Emek-Barış-Demokrasi” dediği bu alanın ismi bizim için artık “Emek-Barış-Demokrasi” meydanıdır!

Bilindiği gibi miting DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından düzenlenmiştir.

·         Bu dört emek ve meslek örgütü güvencesiz, kölece, ölümüne çalıştırmaya karşı mücadelenin örgütüdür.

·         Bu dört emek ve meslek örgütü, emeği köleleştirirken doğayı, kentleri yağmalayan sermayeye karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

·         Bu dört emek ve meslek örgütü ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, düşmanlığa karşı kardeşliği, her türlü ayrımcılığa karşı eşitliği savunan, saflarında ırk-mezhep-cinsiyet temelli ayrımcılığa asla izin vermeyen ilkelere sahiptir.

·         Bu dört emek ve meslek örgütü, kuruluşlarından bugüne toplumsal sorumluluklarından kaçmamış, milyonlara kölelik, ölüm, yağma ve talandan başka hiçbir şey vaat etmeyen baskıcı düzenin karşısında diz çökmemiştir.  İşte bunun için saldırganların, katliamcıların hedefindedir.

Soruyoruz, bu ülkede barış sesinin daha gür, daha çoğalan, daha yankılanan bir biçimde çıkmasından “KİM” rahatsız olabilir? Fail mi arıyoruz? Kim saldırdı bize, fail kim? Onu mu arıyoruz? Fail bellidir. Failin kim olduğu sadece Türkiye’nin değil, dünya halklarının da malumudur! Katliamda kullanılan canilerin kimliklerinin ortaya çıkması ise, işte bu malumun ilanıdır!

Biz, savaşın ortasında barış diyen bir taraf olarak inisiyatif üslendik. Böyle davrandığımız için bize bir bedel ödetildi.

Yılmayacağız, sinmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz.

10 Ekim 2015 Cumartesi günü 10:04’ten sonra, tesadüfen nefes aldığımız her dakika bu ülkeyi yönetenlerin nasıl bir ülke vaat ettiklerini apaçık göstermektedir.

·         Bombalar patlamadan önce toplanma noktasında neredeyse tek bir polis bile yokken, patlamanın ardından onlarca polis, TOMA eşliğinde ortaya çıkmış, birçok yaralının son nefesi atılan gaz bombaları olmuştur. Yaralılara ilk yardım müdahaleleri gaz bombalarıyla engellenmiştir.

·         Ambulanslar çok geç gelmiştir.

·         Kan anonsu yapanlardan yaralı taşıyanlara kadar herkes hedef gösterilmiştir.

·         Yine patlamadan hemen sonra iktidarın havuz medyası ve Ak-Troller hep birlikte ve neredeyse aynı cümlelerle büyük bir dezenformasyon ve karalama kampanyası başlatmıştır. Bu kampanya çerçevesinde örgütlerimiz ve yöneticilerimiz iktidar sözcüleri, milletvekilleri, havuz medyası ve sosyal medya trolleri tarafından gayet organize biçimde hedef gösterilmiş, saldırı, ilgisiz olduğu açık olan örgütlerle ilişkilendirilerek hedef saptırılmış, halay çeken gençler “bomba şifrecisi” ilan edilmiş, neredeyse ölenlerin suçlandığı bir söylem yaygınlaştırılmıştır.

·         Ülkede yürütmenin başında olan Başbakan’ın açıklamaları, bu ülkede 80 milyon yurttaşın güvenliğinin kimlerin elinde olduğunun ibret verici örnekleri olarak hafızalardan silinmeyecektir. Bu ülkenin Başbakanı Suruç’ta kendini patlatan canlı bombanın ismini vererek “adalete teslim edildiğini” iddia edebilmiştir. Bu ülkenin Başbakanı “Canlı bomba listesi elimizde ama eylem yapmadan tutuklayamıyoruz” diyebilmiştir. Yas ve anma törenlerimize katılan arkadaşlarımız, “makul şüpheli” olarak “önleyici gözaltı” adı altında polisin hedefindeyken canlı bombaların pimi çekmeden tutuklanmamasının itirafı ibret vericidir. Açıklamadan anlaşıldığına göre Türkiye’de şu anda kimliği ve yeri belli olan ancak hükümetin “yakalamadığı” canlı bombalar vardır. Bu bir skandaldır ve yasadışı siyasi bir tutumdur. Bu tutum bütün muhaliflere açık bir tehdittir.

·         Başbakan ve İçişleri Bakanı şu sorularımıza yanıt vermelidir: Emek, Barış ve Demokrasi mitingimize “bombalı saldırı yapılacağı” ihbarının 3 gün önceden geldiği haberleri doğru mudur? Bu katliamda kullanılan kişilerin kimlikleri de haberlerde iddia edildiği gibi ihbar edilmiş midir? Böylesine ciddi bir ihbar neden Tertip Komitesi’yle paylaşılmamıştır? Başta 1 Mayıs olmak üzere yaptığımız birçok eylemi, “ihbarlar yapıldığı” gerekçe göstererek yasaklayanlar, bu kanlı saldırıya karşı neden en küçük bir önlem almamışlardır?

·         Yasımız neredeyse yasaklanmıştır. Cenazelerimiz verilmemiş, Olay yerine karanfil koymamızdan, çeşitli anmalara kadar birçok etkinliğimiz polis engeliyle karşılaşmıştır. Cenazelere soruşturma açılmış, “Yastayız, isyandayız!” diyerek iş bırakan emekçilere yönelik baskılar artmıştır.

·         İlk andan itibaren sosyal medyaya ve daha sonra da medyaya sansür başlatılmıştır.

Ancak ne yaparlarsa yapsınlar gerçeklerin üstü örtülemedi, örtülemeyecek!

Biz bıkmadan, usanmadan tüm ülkeye gerçekleri anlatacağız! Başbakan’ın aslında “yakalamama” konusunda doğru söylediğini, Ankara katliamındaki bombacıların da isimlerinin tespit edilmesine rağmen yakalanmadığını anlatacağız. Gazetelerin haberlerinde ve siyasi partilerin raporlarında dahi ismi geçen kişilerin MİT ve Ankara Emniyet Müdürlüğü de dahil birçok devlet kurumuna çok yakın bir mesafede bu korkunç katliamı gerçekleştirdiklerini herkes bilecek! Reyhanlı, Roboski, Diyarbakır ve Suruç katliamları örtbas edildiği için bu katliamın yaşandığını her yerde anlatacağız! Ankara Katliamı’nda adı geçenlerin Suruç Katliamı ile bağlantılarını hatırlatıp, Suruç ile ilgili Meclis araştırmasını reddedenleri her platformda teşhir edeceğiz!

10 Ekim katliamının üzerinin örtülmesine, Ankara’nın kirli, karanlık dehlizlerine hapsedilmesine izin vermeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun, emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağız.

Bizler emek ve meslek örgütleri olarak, tüm dost kurumlarla beraber arkadaşlarımızın anısını ve mücadelesini yaşatmak için her zaman bir arada olacağız, her zaman omuz omuza olacağız!

Buradan bir kez daha tüm halkımıza sesleniyoruz! Bu iktidar bu ülkeye sadece savaş, ölüm, baskı, zulüm vaat ediyor! Bu gidişe dur demek sizlerin elindedir! 17.10.2015

Yastayız, isyandayız, unutturmayacağız!                            

 

DİSK, KESK, TMMOB ve Adana Tabip Odası Adına

 

Hasan Emir KAVİ

 

TMMOB Adana İKK Sekreteri