egitimsen

egitimsen

Öğretmenlere Sınav Görevi Verilmesi İçin ÖSYM’ye Başvurduk

Yalnız ilk, orta ve lise öğretmenlerine değil tüm öğretmenlere sınav görevi verilmesi için ÖSYM’ye başvurduk.

 

ÖLÇME, SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI’NA

 

            Bir süredir aralarında üyelerimizden Milli Eğitim Müdürlükleri, Mesleki Eğitim Merkezleri ile Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında (anaokulu) görev yapanlar, Başkanlığınızca yapılacak sınavlarda görev almak istedikleri halde başvurularının uygun görülmediğini dile getirmektedir.

Bazı internet sitelerinde yer alan bilgilere göre de, yapılacak sınavlarda görev almak istediği halde görev verilmeyen bir öğretmen başvurusuna Başkanlığınızca; “ÖSYM Başkanlığının görev, yetki ve sorumluluklarının belirlendiği 6114 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda sınav görevlileri ÖSYM Başkanlığı yetki ve takdirinde belirlendiği, ÖSYM Başkanlığının, sınavlarda görev alan görevlileri belirleme yetki ve takdirine sahip olduğu, ÖSYM sistemlerinde yapılan güncelleme işlemleri sonrasında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk, orta ve lise dengi okulların veya üniversitelerin dışında bir kurumda çalışıp Görevli İşlemleri Sistemine kayıt yaptıran Milli Eğitim Müdürlükleri, Özel Eğitim Kurumları, Mesleki Eğitim Merkezleri, anaokulu vb. kurum çalışanlarının Görevli İşlemleri Sistemine kayıtlarının ÖSYM Başkanlığınca uygun görülmediği, belirtilen kurumlardaki görevlilerin kayıtlarının pasif hale getirildiği” biçiminde bir yanıt verildiği belirtilmektedir.

Tamamı pedagojik formasyon ile ölçme ve değerlendirme eğitimi almış öğretmenlerin bir kısmının Başkanlığınızca yapılan sınavlarda görevlendirilirken bir kısmının görevlendirilmemesi öğretmenler arasında huzursuzluğa yol açmaktadır. Kaldı ki görev verilmeyenler, görev verilenlerle aynı üniversitenin aynı bölümleri veya öğretmen yetiştiren farklı bölümlerinden mezun olmuştur. Daha önce defalarca bu sınavlarda görev almış ve hiçbir kusuru saptanmamış öğretmenlere, haklı ve hukuka uygun hiçbir neden yokken idari bir kararla bir daha görev verilmemesi, bu öğretmenlerimiz açısından ekonomik sorunlara da yol açacaktır. Başkanlığınızın, bilerek ve isteyerek öğretmenler arasında huzursuzluğa yol açmadığını, dolayısıyla sorunun çözümü için somut adımlar atacağını umuyoruz.

Ayrıca belirtmek isteriz ki, öğretmenlerin bir kısmına görev verilmemesi mevzuata da aykırıdır. Şöyle ki:

6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Yasanın ‘Sınav merkezleri, görevliler, sonuçlara itiraz’ başlıklı 8 inci maddesi uyarınca; sınav hizmetleri; merkez teşkilatı, doğrudan merkeze bağlı temsilcilikler ile sınav koordinatörlükleri vasıtasıyla yerine getirilecek, sınav koordinatörlüklerinin çalışma usul ve esasları, bu birimlerde görev yapmak üzere personel görevlendirilmesi, görevlendirilecek personelde aranacak nitelikler ve bu personelin görevleri, birimlerin teknik altyapılarının oluşturulması, cari ve diğer giderlerinin ödenmesi ile yurt dışında yapılan sınavlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenecek, Devlet veya vakıf yükseköğretim kurumları, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Devlet veya özel ilk ve orta öğretim kurumları ile kamu kurum ve kuruluşlarının sınav evrakını saklamaya,  başvuru merkezi veya sınav koordinatörlüğü hizmetlerini yürütmeye ve sınav yapmaya uygun mekânları, gerektiğinde Başkanlığın sınav hizmetlerinde temizlik, ısıtma ve aydınlatma giderleri de dâhil olmak üzere ücretsiz olarak kullanılabilecek, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personel, ihtiyaç duyulması hâlinde Başkanlığın sınav hizmetlerinde görevlendirilebilecektir.

6114 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinin üzerinden 5 tam yıl geçtiği halde, sınav hizmetlerini yürütecek birimlerde görev yapmak üzere personel görevlendirilmesi, görevlendirilecek personelde aranacak nitelikler ve bu personelin görevlerine ilişkin bir yönetmelik hazırlanmamış ve yürürlüğe konmamıştır. Başkanlığınızca bir yönetmelik hazırlanmadığı gibi, Yasanın Resmi Gazetede yayımlanmasından 17 gün sonra, 20 Mart 2011 günü, SINAV GÖREVLİLERİNİ BELİRLEME, ATAMA VE ÜCRET ÖDEME İLKELERİ yayımlanmıştır. 19.12.2005 gün ve 2005/9986 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konan Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik kapsamında olmayan bu düzenlemenin (İLKELER) hala yürürlükte olduğu anlaşılmaktadır.

Başkanlığınızca 6114 sayılı Yasanın emredici hükmü uyarınca bir yönetmelik hazırlanarak yürürlüğe konmadığı gibi, açıkça hukuka aykırı olarak Yönetmeliğin yerine geçecek biçimde uygulanan bu düzenleme (İLKELER) yürürlüğe konmuş, bu düzenlemede de bir değişiklik yapılmadığı halde, Milli Eğitim Müdürlükleri, Özel Eğitim Kurumları, Mesleki Eğitim Merkezleri, anaokulu vb. kurum çalışanlarına sınav görevi verilmemiştir. 6114 sayılı Yasa uyarınca sınav hizmetlerinde görev alacak personeli belirleme yetkisi elbette Başkanlığınızdadır. Ancak Yasa bu yetkinin nasıl kullanılacağının bir yönetmelikle belirlenmesi gerektiğini kurala bağlamıştır. Aksi bir bakış ‘Yasal Yönetim’ ilkesine aykırılık oluşturacaktır.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında öğretmenlerin bir kısmına sınav görevi verilmemesi uygulamasından vazgeçileceği ve sonucu hakkında sendikamızı bilgilendireceğinizi umar,

Gereğini bilgilerinize sunarım.  

 

                                                                                  Sakine Esen Yılmaz

 

                                                                                      Genel Sekreter 

Danışman Öğretmenler Sendikal-Siyasal Referanslarla Belirlendi

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Ankara’da yapılan “Danışman Öğretmen Eğitimi Semineri”nde yaptığı konuşmada, yeni ataması yapılan 30 bin öğretmenin yetiştirme sürecinde 35 bin danışman öğretmenin görev alacağını açıklamıştır.

Yeni atanan öğretmenlerin 6 aylık dönemde yetiştirilmeleri amacıyla en az 10 yıl hizmeti olan öğretmenler arasından ulusal ve uluslararası projelerde koordinatör, danışman veya katılımcı öğretmen olarak görev almış, sosyal kültürel faaliyetlere katılım sağlayan, iletişim becerisi ve temsil yeteneği güçlü, mesleği ile ilgili kriterlerden bir veya birkaçına sahip öğretmenlerin danışman öğretmen olabileceği belirtiliyor olsa da, danışman öğretmen olabilmek için aynı zamanda iktidara yakın ve hükümet sendikasına üye olmak kriterinin belirleyici olduğu anlaşılmaktadır.

Bakan Avcı, danışman öğretmenlik için toplamda 98 bin öğretmenin başvurduğunu, oluşturulan havuzdan 35 bin öğretmenin danışman öğretmen olarak belirlendiğini açıklamıştır. Bu yıl ilk kez uygulanan “danışman öğretmen” uygulaması daha hayata geçmeden danışman öğretmenlerin belirlenmesi sürecinde yaşanan sorunlar, danışman öğretmenler belirlenirken pek çok ilde duyuru yapılmaması, okul müdürlerinin öğretmenlerin danışman öğretmen olma yönündeki taleplerini reddetmesi, eğitim yöneticilerinin belirlenmesinde olduğu gibi, danışman öğretmenlik konusunda da sendikal aidiyetlerin dikkate alındığı iddialarını güçlendirmiştir. Bazı illerde danışman öğretmenlik için isim listelerinin hazırlandığı ve bakanlığa bildirildiği gibi bizler için hiç de şaşırtıcı olmayan iddiaların gündeme gelmesi dikkat çekicidir. Danışman öğretmenlerin belirlenmesi sürecinde yaşananlar,  MEB’in böylesine önemli bir uygulamayı bile eline yüzüne bulaştırdığını göstermektedir.

Eğitim yöneticilerini sendikal-siyasal referanslara göre belirleyenlerin, benzer bir uygulamayı danışman öğretmenler için hayata geçirmesi sözün bittiği yerdir. Bu şekilde binlerce donanımlı, ulusal ve uluslararası alanda çalışma yapmış öğretmen danışman öğretmen olamamıştır.

Yeni atanan öğretmenlere danışmanlık yapacak öğretmenlerin büyük bölümünün yandaş sendika üyeleri arasından seçilmesi, hem öğretmen adayları açısından hem de eğitim sistemi açısından endişe verici bir durumdur. İktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda sendikacılık yapan, laik bilimsel eğitim anlayışına açıkça meydan okuyan bir sendikanın üyeleri arasından seçilen danışman öğretmenlerin yeni atanan öğretmenlere nasıl ve ne yönde danışmanlık yapacağı bellidir.

Danışman öğretmenlikte hiçbir şekilde sendikal ya da siyasal referanslara göre belirleme yapılmamalı, aranan kriterleri taşıyan öğretmenler objektif bir değerlendirmeye tabi tutularak belirlenmelidir. MEB, açıklanan danışman öğretmenleri hangi kriterlere göre seçtiğini kafalarda hiçbir soru işareti bırakmayacak şekilde açıklamalıdır.

Değerli Basın Emekçileri
10 Ekim Ankara “emek, barış, demokrasi” mitinginde yetirdiğimiz yoldaşlarımızın ölümünün dördüncü ayında, yani 10 Şubat 2016 tarihinde DİSK, KESK, TMMOB ve Adana Tabip odası olarak; gar önünde yapılan anma etkinliğinden KESK Dönem Sözcüsü Ahmet KARAGÖZ’ün okuduğu basın metninin içeriğinden dolayı; Ahmet KARAGÖZ “TCK’nın 301. Maddesi. Türk Milletinin, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağıladığınız” ve “TCK’nın 299. Maddesi Cumhurbaşkanına Hakaret” iddiasıyla Emniyet Güvenlik Şube Müdürlüğüne çağrılarak ifadesi alınmıştır.


Siyasi İktidar; 10 Ekim Ankara katliamı üzerinde 133 gün geçmesine rağmen failleri bulunmamış veya bulunmak istenmemiştir. Ama katliam sonrası yapılan basın açıklamalarına ve anma etkinliklerinin tamamına adli ve idari soruşturmalar açılarak birçok KESK üye ve yöneticisi sürgün edilmiş ve görevden alınmıştır. 10 Ekim Ankara katliamının gerçek katillerini yakalayıp yargıya teslim etmeyen AKP’den, İstanbul Sultan Ahmet katliamının ve 2. Ankara katliamının aydınlatılmasını beklemek saflık ve siyasi körlükten başka bir şey değildir. 
Yoldaşlarımızın bedenleri topraktan direm direm çürürken, katiler elini kolunu sallayarak aramızdan gezerken, hemen her gün yeni katliamlar yaşanırken; elbette acımızda, öfkemizde dinmeyecektir. Bizler kimseye hakaret etmiyor, sadece vicdanlarına sesleniyoruz. Haklarımızdan, özgürlüklerimizden vaz geçmeyeceğimizi haykırıyoruz. Asla korkmayacağız, geri çekilmeceğiz. Çünkü halkız, haklıyız, kazanacağız. 
İnadına barış diyoruz. Çünkü kardeşlerimiz, yoldaşlarımız, çocuklarımız, annelerimiz, kadınlarımız, askerimiz, polisimiz katlediliyor. Yaşam alanlarımız talan ediliyor. Birlikte yaşanacak bir dünya yaratmak yerine; gözyaşlarının sel olup aktığı, ihanetin kol gezdiği, topraklarımızın çocuklarımıza mezar olduğu; bir süreci yaşamaktan bıktık, usandık. Parçalanmış bedenler, yarım kalmış umutlar, yetim bırakılmış çocuklar, buzdolabından dondurulan bedenler, sahillere vurmuş ölü çocuklar acaba tanrı yazgısı mıdır? Değilse soruyoruz. Bu ne vicdan! Bu ne ahlak!

Emek, barış, demokrasi dedik; katledildik.
Yaşam alanları ve yeşil dedik; gazlandık, coplandık, 
Hak ve özgürlükleri dedik; infaz edildik.
Halkın doğru haber almasını sağlayalım dedik; tutuklandık.
Aleviyiz dedik; yakıldık.
Güvenceli iş dedik; taşeronlaştırıldık.
İnsanca yaşam dedik; yoksullaştırıldık.
Kardeşlik dedik; düşmanlaştırıldık.
İnsanız dedik; itibarsızlaştırıldık.

Diyarbakır katliamı ile başlayıp, Suruç, Ankara, Cizre, Nusaybin, Sur, Sultan Ahmet ve yine, yeni bir Ankara katliamı ile toplamda yüzlerce insanımızın ölümüne, binlerce insanımızın yaralanmasına ve sakat kalmasına nasıl seyirci kalabiliriz ki. Ormanlarımızın talanına, Kültür sanat varlıklarının tahrip edilmesine nasıl göz yumabiliriz ki. Evlerimizde kiracı, topraklarımızda yabancı, ülkemizde ikinci sınıf vatandaşlığını neden kabullenelim. Sağlığın özelleştirilmesine, eğitimin ticarileştirilmesine ve dinselleştirilmesine nasıl duyarsız kalabiliriz ki.

Değerli Basın Emekçileri;
KESK, DİSK, TMMOB ve Adana Tabip Odası emek örgütü olarak toplumsal muhalefetin en önemli dinamikleridir. Bu nedenle üye ve yöneticilerimize yönelik baskıların, sesimizi kesmeye yönelik olduğunu biliyoruz. Ama nafile; AKP devletin tüm zor aygıtlarını bize karşı kullanarak ancak fiziki üstünlük sağlayabilir. Kocaman yüreklerimizle, en gür sesimizle korkmadığımızı bir kez daha haykırıyoruz, çünkü bizler barışı ve bir arada yaşamayı savunuyoruz.


Bizleri baskı altına almaya çalışan, haklı mücadelemizden döndürmeyi amaçlayan her türlü hukuk dışı ve fiili uygulamaların karşısında geçmişte olduğu gibi, bugün de sesiz kalmayacağız. Adana'da yaşanan soruşturmaların, baskı ve yıldırma amaçlı olduğu ve tıpkı öncekiler gibi asıl amacın gözdağı vermek olduğu açıktır. Baskılara, tehditlere ve zorbalığa asla boyun eğmeyeceğimiz bilinmelidir. Bizleri böylesi yöntemlerle korkutacağını ve sindireceğini sananlar, daha önce olduğu gibi yine hayal kırıklığına uğrayacaklarını bilmelidir!23.02.2016

KESK - DİSK - TMMOB - ADANA TABİP ODASI

Kurumlar Adına
Ahmet KARAGÖZ
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

Cansel Buse İntihar Etmedi, Katledildi!

Kayseri merkez Melikgazi ilçesi Demokrasi Mahallesi’nde geçen hafta tabancayla intihar eden 12’nci sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Cansel Buse K., matematik öğretmeni tarafından cinsel istismara uğradı. Okul idaresi ve yetkililerin duyarsız kaldığı bu olayda, Cansel aslında okulda tecavüzcüsünü görmeye dayanamadığı için intihar etti.  Bir kez daha gördük ki erk zihniyet okulda, sokakta her yerde… 12’nci sınıf öğrencisi Cansel Buse aslında intihar etmedi, devlet aklının kadına bakış açısıyla sergilediği duyarsızlık ve suskunlukla katledildi.

Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve ölüm istatistikleri her geçen gün daha korkunç bir hal alıyor. 2016 yılının ilk ayında 36 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Türkiye’nin geneline baktığımızda kadın düşmanlığı, Diyanet fetvalarının örnek olmasıyla artıyor. Kadınların çalışma hakkına saldırılar gerçekleşmekte, cinsel saldırılar artarak devam etmektedir. Ayrıca savaş nedeniyle toplumun genelinde şiddetin yükseldiği bir durum yaşanıyor ve tüm bu nedenlerden ötürü kadın cinayetleri artıyor.

Kadınların yaşamları iktidar sahipleri tarafından kuşatılmaktayken, sadece cinsiyetlerinden dolayı en temel hak olan “yaşam hakkı” ellerinden alınmaktadır. Kadına yönelik her türlü şiddetin failleri adalet sistemi içindeki boşluklardan faydalanmakta, mahkemelerde kolayca iyi hal indirimi almaktadır. Şiddetin faillerinin “cezasız” kalması, şiddete uğrayan kadınların ruhsal iyileşmelerinin önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Cinsiyetçiliğin körüklendiği bir ortamda, kadınların kamusal yaşamdan uzaklaştırılması ve kadın cinayetlerine ‘iyi hal indirimi veren’, tecavüzcüleri ‘aklayan’, tacizde ‘kadının beyanını esas almayan’ sistem kadınları tehdit etmeye devam etmektedir. Bu indirimler verilmeye devam ettikçe, kadınlar bu saldırılara uğramaya devam ediyor.

Eğitim Sen olarak, sadece “kadın” oldukları için öldürülen Özgecan Aslan ve yüzlerce kadının katlinden sorumlu olan cinsiyetçi ve cinsel saldırıları körükleyen zihniyetin değişmesi için her alanda mücadele etmeye devam edeceğiz. Öldürülen, saldırıya uğrayan, can güvenliği olmayan, şiddet gören tüm kadınlar için sesimizi yükseltmeyi sürdüreceğiz.

CERATTEPE’YE SES VERELİM!
Karadeniz halkı ve doğası yıllardır sermaye ve devlet işbirliğinin saldırısı altında direniyor. Karadeniz sahil yolu, HES’ler, Termik Santraller, Yeşil Yol ve son olarak madencilik faaliyetleriyle Karadeniz’in yaşam alanları, canlı türleri, geçim kaynakları sürekli tehdit altında. El değmemiş son doğal alanlara göz diken sermaye ve devlet her seferinde gerekli cevabı alsa da saldırmaya devam ediyor. 
Şimdiki gündemleri Artvin’in Cerattepe bölgesindeki, el değmemiş doğal orman alanları. Bu ormanlık alanda başlatılmak istenen madencilik faaliyeti hayata geçerse, sırada bekleyen 358 maden ruhsatının çıkması kolaylaşacak. Yağma ve katliamın önüne geçilemeyecek. 


Hatırlanacağı gibi, gözü dönmüş Cengiz Holding’in altın aramak için sekiz ay önce başlattığı girişim, halk direnişiyle geri çekilmişti. Ama anlaşılan ders almamışlar. Şimdi yine saldırıyorlar. 15 Şubat akşamı, maden yetkilileri, polis ve jandarma ile birlikte iş makinelerini bölgeye yığmaya başladı. Bu girişim halkın direnişiyle karşılaştı. 
Direnişin her geçen saat yayılması ve büyümesi hükümeti oldukça panikletmiş görünüyor. Öyle bir panik ki, altı farklı ilden Artvin’e polis ve jandarma yığınağı yaptılar. İçişleri bakanı kolluk kuvvetlere “vurun geçin” talimatı verdi. 
Vurdular ve geçtiler. Halka gaz bombalarıyla, plastik mermilerle saldırdılar. Direnişçileri gözaltına aldılar. Maden sahasına ulaştılar. Ağaç kesimine başladılar bile. Halkın direnişi şu anda Artvin merkezinde devam ediyor. Herhangi bir yenilgi yok. Direniş sürüyor ve direnişe destek de her geçen gün büyüyor. 


Hükümetin yakın dostu, halka ettiği küfürlerle bilinen Cengiz Holding’in doğa ve insan katliamlarındaki sicili oldukça kabarık. Holdinge ait Eti Bakır işletmelerinin Samsun tesislerinde geçen sene yaşanan kazada beş işçi hayatını kaybetmişti. 2012’de Adana Kozan’daki baraj inşaatında 10 işçi yaşamını yitirmişti. Murgul bakır işletmelerinde tonlarca zehri Murgul’a akıtan şirket, Karadeniz doğasını katleden Karadeniz Sahil yolunun da mimarlarından. Şimdi de gözlerini Artvin’in doğasına ve insanlarının yaşamına dikmiş şimdi de. 
Hâlihazırda iklim değişikliği nedeni ile gezegenimiz, tarihin en büyük yıkımı ile karşı karşıyayken, canlı çeşitliliği hızla azalırken, doğal yaşam alanları tek tek yok olurken, kirlilik ve nükleer tehdit bizleri büyük bir yok oluşa doğru sürüklerken, yüz binlerce ağacı sırf altın aramak için kesmek büyük bir çılgınlıktır. 


Adana Halkı, doğanın katillerini uyarıyor: Pis ellerinizi doğadan ve yaşamdan çekin. Doğayı, sermayenizi katlamak için kullanacağınız bir meta olarak kullanmanıza izin vermeyeceğiz. Artvin halkıyla birlikte direneceğiz. Sizleri yaşamın kaynağından tamamen kovana kadar mücadelemiz sürecek. 
Türkiye halklarına çağrımızdır. Gelin sermayenin yağma ve katliam düzenine karşı, doğanın yaşama hakkını, çeşitliliğini ve sürekliliğini savunalım. Cerattepe halkına destek olalım. Kapitalizm bizi yok etmeden, biz kapitalizmi yok edelim.

17 Şubat Ankara'da yapılan bombalı saldırıyı kınamak için DİSK KESK TMMOB ve TTB "Ankara’da Gerçekleştirilen Saldırıyı ve Arkasındaki Güçleri Lanetliyoruz!" konulu basın açıklaması gerçekleştirilmiş, Kurumlar adına basın açıklamasını DİSK Genel İş 2 Nolu Şube Başkanı Hüseyin Yaşar GÜNDOĞDU yapmıştır.

Ankara’da Gerçekleştirilen Saldırıyı ve Arkasındaki Güçleri Lanetliyoruz!
Türkiye bir kez daha bombalarla sarsıldı. En az 28 kişinin öldüğü, 62 kişinin yaralandığı açıklanan saldırı, daha önce benzeri bir saldırının hedefi olan bizleri derinden üzmüş, acılarımızın üstüne yeni acılar eklenmesine neden olmuştur. Öncelikle Ankara’daki saldırıyı şiddetle kınıyor, ölenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.


Ancak bizler bu ülkenin yurttaşları olarak, saldırıları kınamak ve lanetlemek ile yetinemeyiz. Ülkemiz topraklarının neden her gün kanla yıkandığını, gözyaşlarının neden dinmediğini bizleri yönetenlere sormak gibi bir yurttaşlık görevimiz bulunmaktadır.
“İstikrar” vaadi ile yönetime gelen bir iktidarın, “istikrar” adına attığı her adımın Türkiye’yi daha da istikrarsızlaştırdığını sorgulamak zorundayız.
Daha önce olduğu gibi, son Ankara saldırısı sonrasında da “jet hızıyla” yayın yasağı getirilmesi dikkat çekicidir. Geçmişte yaşanan benzer saldırı ve katliamlar dikkate alındığında, bu saldırının neden, nasıl ve kimler tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin bilgilerin iktidar tarafından kamuoyundan gizlenmeye çalışıldığı açıktır. Ankara’da yaşanan saldırının üzerindeki sis perdesi henüz net bir şekilde aralanmamışken, iktidarın 10 Ekim Ankara katliamı sonrasında yaptığı gibi asıl failleri koruyan bir tutum benimsemesi, yaşananları iç ve dış politikada yeni saldırı hazırlıklarının gerekçesi yapması şaşırtıcı olmayacaktır. Saldırıyla ilgili gerçekler tüm açıklığıyla ortaya çıkarılmalı, sorumlular, saldırının arkasındaki güçler ve bu saldırıya neden olanlar hesap vermelidir.


10 Ekim’de Ankara’nın orta yerinde göz göre göre gerçekleşen katliam ve sonrasında yaşananlar dikkate alındığında, önce İstanbul Sultanahmet’te, son olarak Ankara’da yaşanan saldırının arkasında yatan nedenlerin ve gerçek faillerin belirlenmesinin ne kadar mümkün olacağı tartışmalıdır.
Bu ve benzeri saldırıların sonuçları kadar, nedenleri de sorgulanmalıdır. Siyasi iktidarın “Ya başkanlık ya kaos” anlayışı doğrultusunda başlatmış olduğu “İçeride savaş, dışarıda savaş” politikası, Türkiye’yi böylesi saldırı ve katliamların hedefi haline getirmiştir.
“Başta Suriye olmak üzere halkların ve insanlığın düşmanı emperyalist güçlerin Ortadoğu’da ki Arap, Kürt, Türk halklarını sürükledikleri etnik-mezhepsel temelli bir savaş, iddiaların aksine bir tarafın zaferiyle bitmemiştir. Sadece kan ve ölüm getiren bu politikaların başarısızlığını kabul etmek bir yana, bu politikaları Türkiye’ye taşımaya çalışmak tüm yurttaşların hayatını ve geleceğini tehdit eden bir çılgınlıktır. Bu çılgınlığa derhal bir son verilmelidir.”
Evet bir kez daha tekrar ediyoruz: Tüm yurttaşların hayatını ve geleceğini tehdit eden bu çılgınlığa derhal son verilmelidir!
Saldırıyı bir kez daha lanetliyor, kana ve gözyaşına doyan bu topraklarda acıların artık son bulmasını diliyoruz.
DİSK – KESK – TMMOB – TTB
Kurumlar Adına
Hüseyin Yaşar GÜNDOĞDU
DİSK Genel İş Adana 2 Nolu Şube Başkanı

17 Şubat 2016 Tarihinde Şube Örgütlenme Komisyonu 3. Toplantısı Gerçekleştirildi.

Toplantıda 23 Kasım 2015 - 17 Şubat 2016 tarihleri arasında 350 İşyerinde 657'de yapılması düşünülen değişiklikler, İş güvencemiz, Performans, Esnek Çalışma, Ödünç memurluk, TİS aldatmacası, nöbet, kılık kıyafet eylemimiz, kadın sorunu v.s. konularında bilgilendirme toplantılarının yapıldığı bilgisi aktırıldı.

Önümüzdeki süreçte işyeri ziyaretlerimizde; iş güvencesine yönelik saldırılar, baskı, sürgün ve soruşturmalar, mesleki ve özlük sorunlar, yükseköğretimin sorunları ve İLKSAN’a yönelik çalışmalar başta olmak üzere eğitim öğretim sorunları ele alınarak değerlendirildi.

17 Şubat 2016 Tarihinde Şube Örgütlenme Komisyonu 3. Toplantısı Gerçekleştirildi.

Toplantıda 23 Kasım 2015 - 17 Şubat 2016 tarihleri arasında 350 İşyerinde 657'de yapılması düşünülen değişiklikler, İş güvencemiz, Performans, Esnek Çalışma, Ödünç memurluk, TİS aldatmacası, nöbet, kılık kıyafet eylemimiz, kadın sorunu v.s. konularında bilgilendirme toplantılarının yapıldığı bilgisi aktırıldı.

Önümüzdeki süreçte işyeri ziyaretlerimizde; iş güvencesine yönelik saldırılar, baskı, sürgün ve soruşturmalar, mesleki ve özlük sorunlar, yükseköğretimin sorunları ve İLKSAN’a yönelik çalışmalar başta olmak üzere eğitim öğretim sorunları ele alınarak değerlendirildi.

Komisyon çalışmaları tüm işyerleri ziyaret edilene kadar artan çaba ve gayretlerle devam edecektir. Katkı sunan komisyon üyelerinin ellerine ve yüreklerine sağlık. 

Komisyon çalışmalarına katılmak isteyen arkadaşlar Örgütlenme Sekreterimiz Erdal KARABULUT ile iletişime geçebilirler.

 

Erdal KARABULUT

Şube Örgütlenme ve Yüksek Öğretim Sekreteri