2013-2014 Eğitim Öğretim Yılı Birinci Dönem Sonunda 
Eğitimin Sorunları Acil Çözüm Bekliyor!


Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve liselerde ilimizde eğitim alan 421079 öğrenci ve ülkede 15 milyon 927 bin 462 öğrenci ve ilimizde 23640, ülkede 800 bini aşkın öğretmen için 2013-2014 eğitim-öğretim yılının ilk yarısının sonuna gelindi. 
Kamusal eğitimin zayıflatılması, eğitimin tamamen paralı hale getirilmek istenmesi, cinsiyet, etnik kimlik ve mezhep ayrımcılığına ilişkin uygulamalar, ataması yapılmayan öğretmenlerin durumu, ücretli-vekil öğretmenlik uygulamalarının devam etmesi, yaşanan yoğun siyasi kadrolaşma uygulamaları, öğretmenlerin, hizmetli, memur ve teknik personelin sorunları, üniversitelerde yaşanan akademik ve idari sorunlar vb gibi pek çok sorunun çözümü için adım atılmadığı gibi, geçtiğimiz dönemde bu sorunlara yeni sorunlar eklenmiştir. 2013-2014 eğitim öğretim yılının birinci yarıyılında gerek eğitimin, gerekse eğitim ve bilim emekçilerinin sorunlarına kalıcı çözümler üretilememiştir.

İlimizde gezi parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle yaklaşık 144 öğretmen ve kamu çalışanına soruşturmalar açılmış ve devam etmektedir. 
19 Aralık’ta kamu çalışanlarının mesleki ve özlük hakları ile ilgili yaptığımız GREV için soruşturma açılması istemli ön inceleme çalışması başlatılmıştır. Her gün onlarca öğretmenin bu eyleme katılıp katılmadığı, sendika üyesi olup olmadığı ve o gün için ekders ücreti alıp almadığı sorgulanmaktadır.
İlimizde birçok öğretmen arkadaşımız norm kadro fazlası durumuna düşürülmüş eşlerinden ve çocuklarından ayrılarak uzak ilçelere ve köylere sürgün edilmiştir.
Özür gurubundan tayin isteyen birçok öğretmenin mağduriyeti devam etmektedir. 
Özellikle liselerde olmak üzere tüm okullarda öğretmen ve idareciler için angarya uygulamalar (Öğrenci Takibi, Öğrenci Koçluğu, Birçok istatistik doldurma, okulların ekonomik sorunlarını çözme v.b.) sürmektedir. 
Eğitimde 4+4+4 dayatmasıyla daha da derinleşen eğitim sorunları, öğrencilerimizi ve biz eğitim ve bilim emekçilerini olumsuz etkilemeyi sürdürmektedir. AKP, eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik görüşleri doğrultusunda biçimlendirme yönündeki dayatmacı adımlarına devam ederken, zorunlu ve “zorunlu seçmeli” din derslerinin kaldırılması talepleri başta olmak üzere, temel bir insan hakkı olan anadilinde eğitim hakkına yönelik talepleri ısrarla görmezden gelmeyi sürdürmektedir. 

Eğitimde 4+4+4 dayatmasının yarattığı olumsuzluklar artmıştır

4+4+4 dayatması ile eğitim sistemini kelimenin tam anlamıyla büyük bir kaosun içine iten Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bir eğitim politikası olmaktan çok, hükümetin siyasal-ideolojik dayatması şeklinde uygulanmaya başlanan 4+4+4 uygulamasındaki ilgili anlamsız ısrarını ve dayatmalarını sürdürmektedir. 
Zorunlu din dersleri uygulamasına ek olarak, 4+4+4 dayatması ile “zorunlu” seçmeli derslerin getirilmesi ve buna bağlı olarak eğitim müfredatında din derslerinin ağırlığının arttırılması, kılık kıyafet serbestliği konusunun hükümet ve yandaş sendikalar tarafından “özgürlük” adına istismar edilmesi, toplumu din üzerinden muhafazakârlaştırmanın en belirgin örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Okul dönüşümleri üzerinden imam hatip okullarının sayısının arttırılması ve okullarda ibadet yerleri açmaya yönelik dayatmacı tutumlar, eğitim sistemini dört bir yandan kuşatmış durumdadır. 
Eğitim sistemi adım adım piyasa ilişkileri içine çekilirken, eğitim müfredatına yapılan gerici müdahalelerle çocuklara bilimsel bilgilerden çok, bilim dışı hurafeler öğretilmek istenmekte, Türkiye’nin çeşitli illerinde ilkokul öğrencilerine dini içerikli kitaplar dağıtılarak, eğitim sistemini muhafazakârlaştırma girişimleri artmaktadır. Bunlara ek olarak, eğitimde cins ayrımcı, ırkçı ve gerici ifade ve söylemlerin hala sürüyor olması, Alevilere, Kürtlere, Ermenilere ve Romanlara yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı yaklaşımların sürüyor olması düşündürücüdür. 

Eğitim Sen’in eğitimde 4+4+4 dayatmasının ilk gündeme geldiği andan itibaren, özellikle vurgu yaptığı konulardan birisi okulöncesi çağdaki çocukların ilkokula zorla kaydedilmesi olmuştur. Geçtiğimiz dönem başında MEB bu konuda kısmen geri adım atmış olmasına rağmen, 69-71 ayları arasındaki çocukların ilkokula gönderilmesinde ısrar edilmesi hem bu yaş grubundaki öğrencileri, hem de ailelerini zor durumda bırakmıştır. 
4+4+4 dayatması ile birlikte iki eğitim yapan okulların sayısının artması, taşımalı eğitim uygulamasının daha da yaygınlaşmış olması dikkat çekicidir. İlkokulda ikili eğitim oranının en yüksek olduğu il yüzde 82 ile Şanlıurfa’dır. Birleştirilmiş sınıflarda öğrenim gören öğrenci sayısı ülke genelinde yüzde 2,3 iken, bu oran Ardahan’da yüzde 27,8’e kadar yükselmektedir. 
4+4+4 dayatması, bir taraftan eğitimi tamamen piyasalaştırıp, toplumun geleceğini ipotek altına alırken, diğer taraftan okul dönüşümleri sonucu öğretmenlerin ve öğrencilerin fiili anlamda sürgün edilmesine neden olmuştur. Eğitimde 4+4+4 dayatmasının üzerinden henüz bir buçuk yıl geçmesine rağmen, okul dönüşümleri sonucunda ortaya çıkan norm fazlası sorunu sürmektedir. MEB teşkilat kanununda yapılan değişiklikler sonrasında eğitim yöneticilerinin sözlü sınavlarla belirlenmesine yönelik düzenlemelerle siyasi kadrolaşmayı daha da arttırma girişimleri büyük tepki çekmiştir. 

Eğitimde sınav dayatması devam etmiştir 

Milli Eğitim Bakanlığı’nın üzerinde sürekli değişiklik yaparak, başta öğrenciler olmak üzere, kamuoyunun kafasını tamamen karıştırdığı temel eğitimden ortaöğretime geçiş sistemi ile yılda 12 merkezi sınav yapılmasının önü açılmış, ilk 6 sınav 28-29 Kasım 2013 tarihlerinde yapılmıştır. 
Öğrenciler, hangi bilimsel kriterlere göre belirlendiği belli olmayan Türkçe, Fen ve Teknoloji, Matematik, İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük, Yabancı Dil, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinden merkezi sınava girmiştir. Yıllardır öğrencilerin tercihlerine saygılı olmak yerine, onların hangi okula gideceğini, hangi dersleri alacağını, hangi derslerden sınava gireceğinin, sadece MEB tarafından belirlenmek istenmesi eğitim sisteminin temel sorunlarından birisi olmayı sürdürmektedir. 
Sınavlar yoluyla yapılan eleme ve yönlendirmeler, zaten eşit olmayan bir eğitim sistemi içinde yeni eşitsizlikler ve adaletsizlikler yaratmıştır. 
MEB’in hayata geçirmeye çalıştığı yeni ortaöğretim modeli, özellikle yoksul emekçi çocukları için meslek lisesi, imam hatip lisesi ve açık lise arasında tercihte bulunma zorunluluğu getirmekte, öğrenciler arasında sınıfsal ayrımları derinleştiren bir yapı ortaya çıkarmaktadır. Yeni ortaöğretime geçiş sisteminde öğrencilerin büyük bölümü ucuz işgücü olarak yetiştirmek amacıyla meslek liselerine ya da açık liselere, itaatkâr bireyler yetiştirmek amacıyla İmam Hatip Liselerine yönlendirilmeye başlanmıştır. 
Eğitim gibi tüm toplumu ilgilendiren bir konuda bir değişiklik yapılırken, hiçbir öğrenci ve veliyi mağdur etmeyecek bir sistem oluşturmak gerektiği açıkken, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ne eğitimde yaşanan ve giderek derinleşen eşitsizlikleri gözetmekte, ne de öğrenci ve velilerin yaşadığı kaygıları giderici adımlar atmaktadır. Türkiye’de eğitim sistemini sınav odaklı olmaktan kurtarmak yerine, sınav sayısının arttırılması, çocuklarımıza uygulanan sistematik işkencenin devam etmesi anlamına gelmektedir. 

Dershane sistemi bir eğitim sorunu olarak tartışılmamıştır

2013-2014 eğitim öğretim yılı sonundan itibaren özel dershanelerin kaldırılacağına ilişkin açıklamalar ve bunun üzerinden yürütülen tartışmalar, sorunun özünü bilenler açısından kesinlikle sürpriz olmamıştır. Her ne kadar dershanelerin kapatılarak özel okullara dönüştürülmesi bir “eğitim sorunu” olarak gösterilmeye çalışılsa da, bu konu üzerinden çatışan tarafların çocuk ve gençlerimizin eğitim hakkı ve geleceği ile ilgili en küçük bir endişe duyduklarını söylemek mümkün değildir. 
Milli Eğitim Bakanlığı, 2002 yılında yüzde 1 olan özel okul oranını, bugüne kadar her türlü teşvik ve özendirmeye rağmen ancak yüzde 3’e çıkarabilmiştir. Şimdi de dershaneleri özel okula dönüştürme bahanesiyle özel okulların eğitim içindeki oranının yüzde 15’e çıkarılması hedeflenmektedir. 
Sonuç olarak;
Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine; sınıf mevcutlarından eğitimin laik, bilimsel, demokratik ve kamusal yönünün geliştirilmesine özen gösterilmelidir. Derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her alanında köklü bir değişime gereksinim vardır. Gerekli değişiklikler yapılmadan atılacak her adım, sorunlarımızın sonraki yıllara ertelenmesinden öteye gitmeyecektir.
Yapısal sorunları olan eğitim sistemini günü birlik politikalarla geçiştirmek ülkenin geleceğine vurulmuş en büyük darbe olacaktır. Eğitim Sen olarak geleceğimizin bu enkazın altında yok olmaması için acil adımlar atılması zorunluluğunu ve kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel ve anadilinde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması için somut adımlar atılmalıdır. 24.01.2014

Şube Yürütme Kurulu Adına
Kamuran KARACA
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

Son Düzenlenme Perşembe, 10 Temmuz 2014 13:01

Mitinge Katılacakların Perşembe Akşamına Kadar Sendikaya İsimlerini Bildirmeleri Önemlidir.

KESK - DİSK - TMMOB - TTB'nin çağrısıyla emek ve demokrasi güçleri "Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz" şiarıyla 11 Ocak günü Ankara Sıhhiye Meydan'ında olacak.

Toplanma Yeri ve Saati: Hipodrom - 09.00

Miting Yeri ve Saati: Sıhhiye Meydanı - 12.00

Son Düzenlenme Perşembe, 10 Temmuz 2014 12:58

YALANA TALANA YOLSUZLUĞA HAYIR!

26 Aralık'ta Yalana, Talana ve Yolsuzluğa Hayır Yürüyüşümüze Polis Saldırmıştır. AKP Faşizmine ve Polis Terörüne Teslim Olmayacağız!

Kamu hizmetlerini ticarileştiren, piyasalaştıran Kamu kaynaklarını özele aktaran AKP İktidarı emekçileri sözleşmeli köle durumuna getirdi. Emeklileri açlığa mahkum etti.  Parası olmayan sağlıktan, eğitim ve sosyal hizmetler gibi Kamusal haklardan faydalanamaz duruma geldi.

HES ler le doğa talan edildi. Barınma hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı diyerek sokağa çıkan emekçiler, sendikacılar, öğrenciler, avukatlar, bunları yazan gazeteciler bir bir tutuklandı. Özgürlükleri kısıtlandı. Gezi de yürüyen Kamu emekçilerine arkası arkasına soruşturmalar açıldı, cezalar verildi, sürgünler yapıldı.

On bir yıldır iktidarda bulunan AKP ve gizli ortağı Gülen Cemaati arasındaki ittifak çatırdadı; etrafa rüşvet, yolsuzluk, aşırma, yiyicilik yapıldı.

Ağızlarını açtıklarında “Allah, Peygamber, din, iman” sözleri dökülenlerin nasıl da dünya malına tamah ettikleri, nasıl da lüks ve şaşaa düşkünü oldukları, nasıl da paraya taptıkları bir bir ortaya dökülüyor.

Her iki tarafın birbiri ile ilgili iddialarını birer itiraf olarak kabul ediyoruz çünkü ikisinin de masum olmadığını, suç ortağı olduklarını biliyoruz. Yolsuzluk, yoksulluk, zulüm düzeninin sorumlusu olduklarını biliyorduk.

17 Aralık 2013 günü yapılan operasyonla, kimlerin talancı, rüşvetçi olduğu ortaya çıkmaya başladı. Rantları paylaşımda anlaşamadılar birbirlerine düşerek yaptıkları kirli çamaşırları dökmeye başladılar. Emekçilere yüzdelik zamları çok görenler açlık sınırına bilmeyenler, bizlere simit hesabı yaptırırken kendileri paraları makinalarda saymaya başladılar. Bizleri kredi kartları ile bankaların faizine mahkum edenler kendi paralarını ayakkabı kutularında saklamaya başladılar.

Doktorların serbestçe mesleklerini icra etmelerini istemeyenler, tüm demokratik denetimleri Mühendis Odalarının yetkisinde olanlar şimdi kendi polisi ve savcısının yetkilerini kısıtlayıp Devletin polisi savaşı değil paralel Devletin demeye başladılar.

İşçilerin Kıdem Tazminatına, kadrolu çalışmasına, iş güvencesine karşı çıkanlar, taşeron olunmaz, ihale ile insan çalışmaz derken şimdi yabancıların taşeronları bize karşı komplo düzenleniyor.

Tün hizmetler ekip hizmetidir. Yolsuzluğa karışan belli Bakanlar değil, Hükümet görevi bırakmalı en kısa zamanda erken seçime gidilmelidir. Cemaatinizle, tarikatınızla, yolsuzluğunuzla bir gün emekçilere hesap vereceksiniz.

Bizler yağmaya, talana, yolsuzluğa dün olduğu gibi bu gün de karşı çıkacağız.

Adalet, özgürlük, insanca yaşam, kardeşlik, barış için mücadele etmeye devam edeceğiz.

KESK DİSK TMMOB Adana-Osmaniye Tabip Odası

 

Kurumlar Adına KESK Dönem Sözcüsü

Muzaffer Yüksel

SES Adana Şube Başkanı

Son Düzenlenme Perşembe, 10 Temmuz 2014 12:55

Bizler, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, bağımsızlığın, savaşsız ve sömürüsüz bir yaşamın savunucuları milyonlar olarak, 19 Aralık 2013 Perşembe günü tüm yurtta emek ve demokrasi güçleriyle; “Satış Sözleşmesini Kabul Etmiyoruz! Bütçeden Hakkımızı İstiyoruz!” şiarıyla alanlardaydık.

Son Düzenlenme Perşembe, 10 Temmuz 2014 12:46

Kuruluşumuzun 18.Yılında Emek Ve Demokrasi Mücadelemizi Kararlılıkla Sürdürüyoruz!


Demokrasiye, özgürlüğe, kardeşliğe, barışa ve eşitliğe yürüyüşümüz devam ediyor. Kamu emekçileri mücadele tarihinin yapı taşı, fiili meşru mücadelenin açık adresi konfederasyonumuz KESK bugün 18 Yaşını kutluyor. Emeğe karşı eşi görülmemiş saldırıların yaşandığı bir dönemde “Hak verilmez mücadeleyle alınır” ilkesini rehber edinen KESK’in kuruluş yıl dönümü tüm emekçilere kutlu olsun.

KESK’in tarihi elbette ki 18 yıldan ibaret değildir. KESK’in tarihi Türkiye’de demokratik hak ve özgürlükler mücadelesinin tarihi ile bütünleşerek iç içe geçmiştir. Encümen-i Muallim’den TÖS’e TÖB-DER’e, TÜM-DER’e, TÜS-DER’e ulaşan,12 Eylül karanlığını yırtanların tarihi KESK’in, KESK’lilerin tarihidir.

Bunun için; bugün kalplerimizde 18 yaşındaki bir gencin heyecanı kadar 100 yaşını devirmiş, kökleri toprağın derinliklerine inen ulu bir çınarın bilgeliğini taşıyoruz.

Bu ülkenin topraklarında yılmadan yorulmadan yoluna devam eden emekçilerin mücadele tarihinin KESK’in tarihi olduğunu asla unutmuyoruz.

18. yaşımızı kutladığımız bugün emekleriyle, ödedikleri bedellerle bu onurlu tarihi yazan arkadaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Sendikal faaliyetlerimizi suçmuş gibi gösterenlerin hapishanelerinde tutuklu arkadaşlarımıza, bedenleri demir parmaklıklar ardında olsa da her an bizimle olan KESK’li tutuklulara selamlarımızı gönderiyoruz.

Bu ülkenin emeği ile geçinen tüm kesimlerinin önünde her zaman zorlu süreçler, çetin mücadeleler olduğunu en iyi bilenler KESK’lilerdir. Çünkü KESK güçlünün hukukuna karşı her zaman ezilen, dışlanan, ötekileştirenlerin yanında saf tutmuştur. Bu nedenle demokrasiye susamış bir halka baskı, zor ve şiddetten başka bir şey vaat etmeyenlerin öncelikli hedefleri arasında KESK’’in yer alması şaşırtıcı değildir. Ancak mücadeleci kimliği ile her türlü baskı ve sömürünün karşısında yer alan kamu emekçilerinin örgütü KESK önüne çıkarılan tüm engellemelere, baskılara, gözaltı ve tutuklama kuşatmasına inat, mücadele kararlılığıyla hep ayakta kalmıştır. Bundan sonra da dimdik ayakta kalacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.

KESK, kamu emekçilerinin tek gerçek mücadele örgütü olmaya devam edecektir.

Çünkü KESK, demokratik, laik, bilimsel ve anadilinde eğitim mücadelesinin adı, karanlığı güneşi ile aydınlatan EĞİTİM SEN’dir.

KESK, sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin sağlıkta dönüşüm ve güvencesizliğe karşı yükselen SES’idir.

KESK, Türkiye kamu emekçileri tarihine ilk toplu sözleşmeyi armağan eden, yerel yönetim emekçilerinin evrensel mücadele örgütü TÜM BEL SEN’dir.

KESK, vergi dairelerinde, adliyelerin koridorlarında, performansa ve angarya’ya karşı sürdürülen mücadelenin sigortası BES’tir.

KESK, kültüre, sanata düşman karanlıkların sahiplerine karşı mücadele eden emekçilerin Kültür ve Sanat elçisi KÜLTÜR SANAT SEN’dir.

KESK, “Madenler Halkındır Satılamaz, Elektriğe Dokunma Şalter Atar” diyenlerin enerji kaynağı ESM’dir.

KESK, yaşanabilir bir doğa mücadelesinin öncüsü, emekçilerin “geleceği gözetleme kulesi” TARIM ORKAM SEN’dir.

KESK, gelecek güzel günlerin haberini sırtındaki posta çuvalında taşıyan, çok kanallı yalana karşı kamu hizmeti yayıncılığı mücadelesinin öznesi HABER SEN’dir.

KESK, yolu özelleştirmeye karşı mücadeleden geçenler arasında köprü kuran YAPI YOL SEN’dir.

KESK, mücadelesini demir ağlarla ören, karanlığı yaran tren düdüğü ile her grevimizin ilk habercisi BTS’dir.

KESK, biz halkına, emekçisine zulmedenle değil haklı olanla, ezilenle aynı inancı paylaşıyoruz diyenlerin sendikası DİVES’tir.

KESK, bu ülkenin insanlarının, emekçilerinin insanca bir yaşam mücadelesinin adıdır.

Bugün baskıyla, zorla, kuşatma operasyonları ile KESK’i yıldıracaklarını, türlü türlü ayak oyunları ile bizi güçsüzleştireceklerini sananların hevesi kursağında kalacaktır. Çünkü KESK faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, savaşa karşı barış, baskılara karşı özgürlük, ırkçılığa ve şovenizme karşı emeğin birliği ve halkların kardeşliği mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. KESK, “bizi ezen, bir kenara iten, emeğimizi görünmez kılan, bedenlerimizi metalaştıran erkek egemen sistemin çarklarına takılan çakıl taşı olacağız” diyen kadınların mücadelesinin en önemli özneleri arasında olmaya devam edecektir.

Emeğinin hakkını almak isteyen, demokratik ve özgür ülke isteyenlerin önündeki engeller artmaya devam ederken bugün bizim için sadece bir kutlama günü değil, mücadeleyi yükseltme günüdür.

Gün, haklılığın, onurun ve kararlılığın mücadelesi ile dolu tarihimize yeni sayfalar ekleme günüdür.

Gün, hak ve özgürlüklerimize yönelik olarak sürdürülen pervasız tüm saldırılara karşı, hazırlandığımız 19 Aralık grevi ile mücadelenin ateşini harladığımız gündür.

Gün, bizi kapı kulu olarak görenlere, baskılarla sindirmeye çalışanlara, grevli toplu sözleşme hakkımızı engelleyerek güvencesiz çalışma koşullarına, açlık sınırına yakın sefalet ücretlerine mahkûm etmek isteyenlere karşı mücadeleyi yükselteme günüdür.

Gün, 2,5 milyon kamu emekçisinin, 1,9 milyon emeklinin iradesine iktidarlarının gölgesinde büyüttükleri yandaş konfederasyonla birlikte ipotek altına alanların satış sözleşmelerine, emeğin adının olmadığı bütçelerine teslim olmayacağımızı haykırma günüdür.

Biz, bu ülkenin kamu emekçilerinin hak ettikleri, özlemini yaşadıkları bir ülkeye ve dünyaya er ya da geç kavuşacaklarına olan inancımızı koruduk. Bugün de inanıyoruz.

Çünkü bu ülkenin kamu emekçilerinin bir örgütü var, çünkü KESK VAR!

Emek, demokrasi ve barıştan yana olan herkesin yüreğinde, beyninde, bilincinde kendine yer açan KESK, mücadelesinden asla taviz vermeyecektir. Kısa çöp uzun çöpten hakkını alıncaya, eşit, özgür demokratik bir ülkede barış içinde bir yaşama kavuşuncaya kadar mücadelemiz sürecektir.

Bu düşünce ve duygularla tüm kamu emekçilerine sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.

KESK’in 18. Mücadele Yaşı tüm emekçilere kutlu olsun!

YAŞASIN EMEK VE DEMOKRASİ MÜCADELEMİZ!

YAŞASIN SENDİKAL MÜCADELEMİZ! YAŞASIN KESK!

Yürütme Kurulu

Değerli Basın ve Kamuoyuna;

AKP hükümetinin neoliberal, gerici-muhafazakar, baskıcı, otoriter uygulamalarının sıklaştığı bir dönemden geçmekteyiz.

Attığı her adımda emekçilerin haklarını ellerinden alan, özgürlüklerini kısıtlayan AKP hükümeti, küresel sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda emeğe dönük saldırılarını arttırmaktadır.

Emek alanında karşı karşıya olduğumuz yıkım politikaları, ülkemizin içinde bulunduğu karanlık tabloyu açıkça gözler önüne sermektedir. Güvencesiz ve esnek bir çalışma yaşamı, kölelik düzeni ekseninde emekçilere dayatılmakta, işini kaybetme tehlikesini, sendikasızlaşmayı, koruyucu düzenlemelerden yoksun kalmayı, çalışanın kendisi ve bakmakla yükümlü oldukları kişiler için düşük geliri beraberinde getiren bu düzenlemeler kamu alanında da yaygınlaştırılmaktadır.

AKP’nin ısrarla gündemde tuttuğu 657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki kapsamlı değişikliklerle tüm kamu emekçileri taşeron, esnek, performansa dayalı, güvencesiz ve kuralsız bir çalışmanın ucuz işgücü haline dönüştürülmek istenmektedir.

İşçilerin bedeller ödeyerek kazandığı kidem tazminatını ortadan kaldırmak istemektedir.

Sağlıkta dönüşüm politikalarıyla bu alanı piyasa koşullarına göre belirlerken, sağlık çalışanlarının hakları teker teker ellerinden alınmakta, performans yöntemiyle sağlık çalışanlarını bir taraftan itibarsızlaştırmakta, diğer taraftan köleleştirmek istemektedir.

TMMOB’a bağlı odalarda örgütlenen mühendis ve şehir plancılarının yetkileri çıkarılan yasalarla budanmakta bu alanda halkın ve ülke yararına çalışan odaların yetkileri yandaş kurumlara aktarılmak istenmektedir.

Neoliberal politikalar sonucu emekçilere yönelik saldırılar artarken, güvencesiz, taşeron çalıştırma gibi uygulamaların en fazla etkilediği kesim olan kadınlara yönelik saldırılara, “Kadın istihdam paketi” ile yenileri eklenmektedir.

Tüm bu politikalar paralelinde hepinizin hatırlayacağı gibi 2014-2015 dönemini kapsayan toplu satış sözleşmesinde milyonlarca kamu emekçisinin ve emeklinin haklarının bir kez daha gasp edildiğine tanık olduk. Kamu emekçilerinin hak ve özgürlüklerini toplu olarak gasp eden AKP-Memur Sen mutabakatı, yıllardır kadro bekleyen 4/C’lilerin ve ek ödeme adaletsizliğinin kurbanı öğretmenlerin ağzına bir kaşık bal çalarak ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, iş güvencesi sorununun çözümü,  vergi dilimi adaletsizliğinin giderilmesi başta olmak üzere onlarca sorunu görmezden geldi.

AKP hükümetinin her alanda attığı adım, bu tabloyu her geçen gün daha karanlık bir hale getirmektedir. Bu adımların izi bugün gündemimizde olan 2014 yılı Bütçe Kanun Taslağı’nda net bir şekilde izlenmektedir.

Kaynakların nasıl ve kimlerden toplanacağından, bu kaynakların kimler için ne şekilde harcanacağına kadar varan kararları içeren bütçe, bu yıl da AKP hükümetinin sınıfsal ve siyasi tercihlerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Emekçilerin birikimlerine el koyarak, ağır vergilerle toplanılan kaynaklar bugün bir kez daha savaşın, rantın, sermayenin, muhafazakarlığın tesis edilmesine aktarılmaktadır.

Emekçilerin ücret, sosyal güvenlik hakları, kıdem tazminatı gibi bugüne kadar yoğun mücadeleler ile kazanılan tüm hakları lağveden bu soygun düzeninde emperyalizmin taşeronluğu, toplumun tüm ezilenlerini baskı altında tutacak mekanizmaların güçlendirilmesi emekçilerin vergileriyle finanse edilmektedir. Net bir şekilde görülmektedir ki, ülkemizde emekçilerin ödemiş olduğu her kuruş vergi kendilerine “yol, su, elektrik, okul, hastane” olarak değil, “daha fazla savaş, toma, gaz, gözaltı, baskı ve ölüm” olarak dönmektedir.

Siyasi alanda yaşanan gelişmelerle birlikte emek alanında da uygulanan yıkım politikaları tüm boyutlarıyla karşımızdadır.

Bizler, tüm bu saldırılara karşı koymak, hak kayıplarını önlemek ve yeni kazanımlar elde etmek için fiili ve meşru mücadeleyi yükseltmekten başka bir yolumuzun olmadığını biliyoruz.

AKP'in aynı politikalarda ısrar etmesi, gelişmelerin daha da tehlikeli bir hal alması karşısında KESK, DİSK, TMMOB ve TTB ile birlikte durum değerlendirilmesi yapılmış, sonuç olarak; 7 Aralık 2013 Cumartesi günü saat 12.30'da  "ABD Emperyalizminin Taşeronu Olmayacağız - Ortadoğu’nun Geleceğine Halklar Karar Versin - Suriye’de Emperyalist Müdahaleye Hayır - İçte ve Dışta Savaşa Hayır" sloganlarıyla tüm antiemperyalist ve savaş karşıtı güçlerin katılacağı Gaziantep bölge mitingi yapılması kararı alınmıştır.

Bu kapsamda AKP iktidarının siyasi ve ideolojik hedefleri doğrultusunda kazanılmış haklarımızın birer birer elimizden alınmasına ve hazırladığı 2014 yılı bütçesine karşı, haklarımızın ve irademizin takipçisi olarak Bütçeden Hakkımızı İstiyoruz ve kazanılmış haklarımızı gasp ettirmeyeceğiz ilkesiyle alanlarda olacağımızı sizlerin aracılığıyla kamuoyuna duyuruyoruz.

Taleplerimiz yine karşılanmazsa 19 Aralık 2013 Perşembe günü AKP hükümetini uyarmak için GREV’de olacağız. Bütçeden hakkımızı alana dek mücadeleye devam edeceğiz.03.12.2013

KESK DİSK TMMOB TTB

 

Kurumlar Adına

Kamuran KARACA

Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

 

Eğitim Sen olarak "Mesleğimize, Onurumuza, İnsanca Yaşam Hakkımıza, Geleceğimize Sahip Çıkmak İçin" 23 Kasım 2013`te Ankara`da gerçekleştirdiğimiz mitinge iktidarın polisi saldırdı. Her yıl 12 Eylül faşist darbesinin dayattığı sahte 24 Kasım`larda öğretmenler günü kutlamaları yapanlar; demokratik, anadilde, eşit, laik ve bilimsel eğitim isteyen eğitim emekçilerinin taleplerine gazla, copla, TOMA`lardan sıkılan sularla cevap vermiştir.

Son dönemde; eğitim iktidarın müdahaleleri ile kapalı kapılar ardında dönüştürülmek istenmektedir. Dershane tartışmaları ile eğitimi tamamen piyasanın kollarına terk etmek isteyenler; bugün ‘kızlı erkekli` tartışmaları başlatarak karma eğitimi ortadan kaldırmayı planlamaktadır. Hâlâ herkes için anadilinde eğitim hakkının kabul edilmediği, zorunlu-seçmeli din derslerinin kaldırılmadığı Türkiye`de demokrasiden ve özgürlüklerden bahsetmek anlamsız hale gelmektedir. AKP iktidarı geçen yıl uygulamaya koyduğu 4+4+4 modeli ile çocuklara işçilik ya da evlilik yolunu açmıştır. Tüm bu dönüşümler yaşanırken eğitim emekçileri; insan onuruna yakışır şekilde yaşam mücadelesi vermektedir. Öğretmenlik mesleğinin diğer adı artık ücretli kölelik olmuştur. Piyasacı, muhafazakâr ve tek tipçi politikalar her sene 24 Kasım kutlamalarında öğretmenlik mesleğinin kutsallığından bahseden devlet ve iktidar yandaşları tarafından meşrulaştırılmaktadır. Buna karşı; Eğitim Sen olarak öğretmenler gününde kendi taleplerimizle, dövizlerimizle, pankartlarımızla alanları doldurduk. Eğitim emekçilerinin, öğrencilerin ve velilerin katılımıyla Milli Eğitim Bakanlığı önünde sonlandıracağımız demokratik ve barışçıl gösteri, AKP iktidarının polisleri tarafından engellenmiştir. Gazla, copla, kimyasal sularla ‘destan yazan` iktidarın polisleri yaptıkları müdahale sonucunda onlarca üyemizin yaralanmasına neden olmuştur. Sahte 24 Kasım kutlamaları ile öğretmenlik mesleğinin kutsallığından bahsedenlerin gerçek yüzü bu müdahale sonucunda bir kere daha ortaya çıkmıştır.

Eğitim Sen her zaman olduğu gibi; baskı, sindirme ve yok etme politikalarına karşı mücadelesini sürdürmeye devam edecektir. Bu daha başlangıç mücadeleye devam diyen eğitim emekçileri; sınıflarda, okullarda, sokaklarda taleplerini söylemekten çekinmeyecektir. Herkesi ‘İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye` direnişimize katılmaya davet ediyoruz.

Şube Yürütme Kurulu Adına

Kamuran KARACA

Şube Başkanı

 

Son Düzenlenme Perşembe, 10 Temmuz 2014 12:33

Değerli Basın ve Kamuoyuna;

Emeğe karşı saldırıların doludizgin gittiği bu süreçte hak ve özgürlükleri için mücadele eden herkesi “potansiyel suçlu” olarak gören- gösterenler emek düşmanı yüzlerini her fırsatta sergilemeye devam ediyor, Türkiye eşitlik, demokrasi ve özgürlük isteyenler için adeta açık hava hapishanesine dönüştürülüyor.

KESK’in emek ve demokrasi mücadelesini baskılamak ve engellemek maksadıyla çeşitli başlıklarda sendikalarımıza ve sendikacılara yapılan müdahaleler sonucunda sendikacılarımızın mağduriyetleri devam ediyor.

Konfederasyonumuzun emek ve demokrasi mücadelesine yönelik artan baskı ve saldırılar sonucu, gözaltı ve tutuklamalarla devam eden operasyonlar eşliğinde bugün hala 47 yönetici ve üyemiz tutuklu bulunmaktadır.

Bilindiği üzere Konfederasyonumuza yönelik baskıların devamı olarak; 19 Şubat 2013 tarihinde 28 ili kapsayan,  aralarında KESK Eğitim ve Örgütlenme Sekreterimiz Akman Şimşek ve Denetleme Kurulu üyemiz Erdoğan Canpolat’ın da bulunduğu 167 KESK üye ve yöneticisi arkadaşımız gözaltına alınmış, 66’sı tutuklanmıştı. Geçen sürede İstanbul’da yargılanan arkadaşlarımız dışındaki duruşmaları yapılan arkadaşlarımızın tümü tahliye olmuştur.

İstanbul'da tutuklanan toplam 30 arkadaşımızın iddianamesi ise kısa süre önce savcılık tarafından mahkemeye sunulmuştu. İlgili Ağır Ceza Mahkemesi; "... iddianamede belirtilen deliller ve iddiaların örgüt üyeliği kapsamında yeterli olmadığı..." gerekçesiyle iddianameyi kabul etmeyerek savcılığa iade etmişti. Savcılığın iddianameyi yeniden mahkemeye göndermesi sonrasında iddianame kabul edilerek 23-24 Ocak 2014 tarihine duruşma günü verilmiştir. Tutukluluk süresinin uzun tutulması arkadaşlarımızı mağdur ettiği gibi ceza verilmesinin zeminini oluşturma şüphesi uyandırmaktadır.

Öte yandan savcılıklar ve mahkemeler yetkilerini aşıp haklarında dava açılan arkadaşlarımızla ilgili hukuk garabeti iddianameleri işyerlerine göndererek disiplin soruşturması açılmasını isteyebilmektedirler. Böylece sendikal faaliyetlerimiz kriminalize edilerek arkadaşlarımız hedef haline getirilmektedir.

Son aylarda adeta düğmeye basılmışçasına, başta cezai kovuşturma olmak üzere çeşitli gerekçelerle yönetici ve üyelerimiz açığa alınmakta, sürgün edilmekte ya da haklarında soruşturma açılmaktadır. Gerek Bakanlıklar ve gerekse yereldeki idareciler kendilerini hem savcı hem mahkeme yerine koymaktadır. Herhangi bir üyemiz hakkında savcılık ya da mahkemeler tarafından bir dava açılması açığa alınma için yeterli görülmektedir. Dava süreci devam ederken ve henüz kesinleşmiş bir karar yok iken, arkadaşlarımız açılan soruşturmalarla “… iddialar sübuta erdiğinden” denilerek açığa alınmakta, göreve başlatılmamakta ya da sürgün edilmektedirler. İdarenin kendini mahkeme yerine koyduğu bu uygulamalar bırakalım anayasa ve uluslararası sözleşmeleri, 4688 ve 657 sayılı kanunlara bile aykırıdır. Kaldı ki, haklarında cezai kovuşturma açılan üyelerimizin görevleri ile ilgili herhangi bir sıkıntı olmadığı yapılan disiplin soruşturmalarında da teyit edilmektedir.

Diğer yandan sürgünlere her gün yenisi eklenmektedir. 1990’larda OHAL döneminde, bölge illerinde sık sık karşılaştığımız sürgün politikası “normalleşme” iddiasında olan AKP Hükümeti döneminde giderek yaygınlaşmaktadır. Sendikal faaliyetlerimiz, toplantı-gösteri, düşünce ve ifade özgürlüğümüz ve örgütlenme hakkımız sürgün tehdidi ile engellenmek istenmektedir.

KESK olarak, özgürlüğüne kavuşan arkadaşlarımıza ve başta aileleri olmak üzere tüm yakınlarına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, tutuklu tüm yönetici ve üyelerimiz serbest bırakılıncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin altını bir kez daha çiziyoruz ve bu kapsamda

Yıllardır kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkına yönelik taleplerimizi yok sayanlara, eğitimde yaşanan çürümeyi daha da arttıran politika ve uygulamaları onaylamamız mümkün değildir. Günlük yaşamın bütün alanlarında, özellikle eğitim sistemi üzerinden hayata geçirilen bütün dayatmalara karşı başta eğitim ve bilim emekçileri olmak üzere, tüm halkımızı 23 Kasım’da Ankara’da yapacağımız kitlesel basın açıklamamıza katılmaya ve iktidarın her türlü dayatmacı, baskıcı ve otoriter uygulamalarına karşı demokratik tepkimizi göstermeye çağırıyoruz. 20.11.213

 

KESK Adana Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü

Yalçın ALÇİÇEK

Eğitim Sen Adana Şube Sekreteri

Eğitim Sen Adana Şube meclis toplantısı 16 Kasım 2013 tarihinde şube binasında işyeri temsilcileri ve üyelerle bir araya gelen şube yürütme kurulu, şube meclis toplantısını gerçekleştirdi,Toplantıda "HAKLARIMIZ için ONURUMUZ ve MESLEK için 23 KASIM’da ANKARA’dayız" mitingin ile ilgili bilgilendirme ve önümüzdeki 25 Kasım etkinlik ile ilgili çalışmalar hakkında bilgilendirme yapıldı,

Türkiye’de başta eğitim hakkı olmak üzere, en temel insan hakları ve özgürlükler yok sayılmakta, en temel demokratik talepler bile tehditlerle, baskı ve şiddetle bastırılmaya çalışılmaktadır. Son olarak Başbakan’ın öğrenci evleri üzerinden başlattığı ve geçmişte de çokça örneğini gördüğümüz yaşam tazına yönelik doğrudan müdahaleler, siyasi iktidarın baskıcı ve otoriter uygulamalarına yenilerini eklemeye çalıştığını göstermektedir.

AKP hükümeti bugüne kadar attığı her adımda, sadece kendisi gibi düşünenler için demokrasi ve özgürlük talep etmiştir. Başbakan’ın halkın yaşam tarzına yönelik aşırı müdahaleci söylemleri, siyasi iktidarın kendine demokrat ve sahte özgürlükçü yüzünün herkes tarafından net bir şekilde görülmesini sağlamıştır.

AKP kadını ve kadın bedenini kendi siyasal pozisyonunu güçlendireceği bir alan olarak görmekte, muhafazakâr ve sözde “demokrat” bir parti olma vasfıyla koruduğunu iddia ettiği kadınların ve genç kızların eşitçe ve özgürce yaşayabildikleri alanları her geçen gün daha da daraltmaktadır. Kadın cinayetlerinin, yetiştirme yurtlarında “devletin korumasında” bulunan genç kızların taciz edilip fuhuşa sürüklenmesi haberlerinin peşine düşmeyen Başbakan, aynı evde “kızlı-erkekli” kalan öğrencileri ülke gündemi haline getirmiştir. Asıl hedefi kız ve erkek karma öğretimi bitirmek olduğu görülmüştür. AKP valilerden tutun da apartman yöneticilerine kadar kendi memuru haline getirdiği tüm kesimleri, istediği kişiyle ikamet etme hakkı olan kadınları denetlemek için seferber etmektedir.  Tepeden düşme gündemlerle, işçi ölümlerini, kıdem tazminatı hakkının ortadan kaldırılmasını, Suriye konusunda hükümet olarak ülkeyi düşürdüğü içler acısı hali görünmez kılmaya çalışırken, hükümetin kadınlardan, gençlerden ve emekçilerden korkusu iyice ayyuka çıkmaktadır. Haziran travmasını atlatamayan hükümet otoriterliğe, radikal muhafazakârlığa daha da sıkı sarılmaktadır.

Siyasi iktidar, toplumun farklı kesimlerinin, işçilerin ve kamu emekçilerinin giderek artan ve acil çözüm bekleyen sorunlarını geri plana iterken, bu tür tartışmalar üzerinden toplumu kutuplaştırmaya ve en azından bir bölümünü yedeklemeye çalışmaktadır. Hükümetin asıl hedefi, yıllardır baskıcı ve otoriter yönetim anlayışı altında ezilen farklı toplum kesimlerinin ortak çıkarlar etrafında bir araya gelmesini engellemek, emek mücadelesini sindirmektir.

Türkiye’de yıllardır çeşitli alanlarda ciddi sorunların yaşandığı ve bu sorunların giderek derinleştiği bilinmektedir. En yaygın kamu hizmeti alanlarından birisi olan eğitimde yıllardır çözüm bekleyen ve giderek ağırlaşan sorunlar, öğrencilerimizi ve velilerimizi olduğu gibi, eğitim ve bilim emekçilerini de olumsuz etkilemeyi sürdürmektedir.

Hiçbir hazırlık ve altyapı yatırımı yapılmadan hayata geçirilen 4+4+4 kademeli eğitim dayatması, bir taraftan eğitimi tamamen piyasalaştırıp, toplumun geleceğini ipotek altına alırken; diğer taraftan on binlerce öğretmeni ciddi anlamda mağdur etmiştir.

Eğitimde 4+4+4 dayatması bir “eğitim politikası” olmaktan çok, hükümetin siyasal-ideolojik hedeflerine uygun bir proje olarak hayata geçirilmiş, sadece eğitim alanı değil, tüm toplumsal yaşantımız siyasi iktidarın dünya görüşüne paralel bir içerikte biçimlendirilmek istenmiştir.

Türkiye’de eğitimde 4+4+4 dayatmasının üzerinden henüz bir yıl geçmesine rağmen, okul dönüşümleri sonucunda ortaya çıkan norm fazlası sorunu hala çözülememiştir. Öğretmenlerin mağduriyeti sadece bununla sınırlı kalmamış, özür grubu atamalarında, tayinlerde ve eğitim yöneticilerinin sözlü sınavlarla belirlenerek siyasi kadrolaşmanın artması yaşanan sorunları daha da derinleştirmiştir.

Kamu emekçilerinin yıllardır yaşadığı sorunlar karşısında sesini yükseltmesi, alanlara çıkarak sorunlarına çözüm araması, siyasi iktidarı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nı fazlasıyla rahatsız etmektedir. Kendisine muhalif her sesi, her düşünceyi bastırmak isteyenler, Türkiye’nin çeşitli illerinde sendikamıza ve üyelerimize yönelik idari ve siyasi baskılarını, özellikle Gezi direnişi sonrasında belirgin bir şekilde yoğunlaştırmıştır.

KESK’in 4-5 Haziran tarihlerinde almış olduğu grev kararı uyarınca, Türkiye çapında greve kitlesel katılım gösteren KESK’e bağlı sendikaların üye ve yöneticilerine yönelik baskılar, soruşturma ve sürgünlerin artmış olması tesadüf değildir. KESK ve sendikalarımızın almış olduğu grev kararına uyduğu için çok sayıda üye ve yöneticimiz hakkında yasa dışı bir şekilde başlatılan tüm idari soruşturma ve incelemeler derhal durdurulmalıdır.

İlimizde de sendika yönetici ve üyelerimize açılan soruşturmalar devam etmektedir. Bir gün içinde bazen iki ayrı soruşturma grubu işyerlerimize gelerek öğrenci ve öğretmenleri gezi parkı eylemlerine yönlendirdiği gerekçesiyle toplu yazılı ve sözlü ifadeye zorlamaktadır. Adeta öğrenci, öğretmen ya da kurum çalışanları zorla arkadaşlarının ihbara yönlendirilmektedir.  Sendikalarımızın yönetici ve üyeleri üzerinde yıldırma ve sindirme politikası linç kampanyasına dönüştürülmüştür.

Bu kapsamda yürütülen soruşturmalar sonucunda KESK’li bir yöneticimiz Adana’dan Kars’a sürgün edilmiş ve dört arkadaşımıza uyarı cezası teklif edilmiş ve 140 arkadaşımızın soruşturması devam etmektedir.

Grev hakkını kullanan, genelde iktidarın belli bir yaşam tarzını dayatmasına, özelde ise eğitimde 4+4+4 dayatmalarına karşı halkı aydınlatma görevini yerine getiren eğitim emekçilerine karşı başlatılan fiili baskılar asla amacına ulaşmayacaktır. Bizleri soruşturma, sürgün ve tehditlerle sindirebileceğini savunanlar, kısa süre içinde nasıl büyük bir yanılgı içine düştüklerini göreceklerdir. İşyerlerinde yoğunlaşan baskılara, tehditlere ve giderek artan psikolojik yıldırma girişimlerine asla pabuç bırakmayacağımız bilinmelidir.

KESK olarak; kötü ve sağlıksız koşullarda çalışan, hakları gasp edilen, sürgünlere ve soruşturmalara maruz kalan bütün kamu çalışanlarının yıllardır çözüm bekleyen sorunlarının kalıcı olarak çözülmesi, meslek onurlarımıza ve haklarımıza sahip çıkmak için tüm kamu çalışanları birlikte hareket etmeye ve ortak talepler etrafında birleşmeye çağırıyoruz.

Siyasi iktidarın taleplerimizi yok sayan anlayışına karşı en güçlü ve etkili yanıtı vermek için, çağırıyoruz.09.11.2013

Kamuran KARACA

KESK Adana Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü

Eğitim Sen Adana Şube Başkanı