Tarihe Göre Filtrelenen Öğeler Eylül 2018

ZORUNLU HİZMETİÇİ EĞİTİM KURSLARI İÇİN DİLEKÇE

Milli Eğitim Bakanlığı birçok ilde iki haftalık 40 saat süren ders, ek ders görevlerini yerine getirdikleri halde mesai saatleri dışında öğretmenlerin katılmak zorunlu tutulduğu "Kapsayıcı Eğitim Okul, Aile ve Toplum İşbirliği Kursu" düzenlemektedir. Öğretmenlerin ders, ek ders görevlerini yerine getirdikleri halde mesai saatleri dışında herhangi bir ücret almadan bu kursa katılmak zorunlu tutulması Anayasa'nın 18.maddesinde kurala bağlanan angarya yasağının ihlalidir. Bu. nedenle üyelerimiz bu emri veren makama(valilik, il/ilçe milli eğitim müdürlüğü) gönderilmek üzere okul müdürlüklerine dilekçeyle başvurup evrak numarası alarak 657 sayılı yasanın 11 .maddesinin 2.fıkrası uyarınca söz konusu hizmetiçi eğitimi zorunlu tutan emrin mevzuata aykırı olduğunu belirtebilirler. Bu dilekçeye cevap verilinceye kadar üyelerimiz söz konusu hizmetiçi eğitime katılmak zorunda değildir. Söz konusu dilekçeye karşılık emri veren makam üyelerimizin söz konusu hizmetiçi eğitime katılmasında yazılı biçimde ısrar edebilir da cevap vermeyebilir. Dilekçeye cevap verilmediği sürece üyelerimizin söz konusu hizmetiçi eğitime katılmalarına hukuken gerek yoktur. Eğer emri veren makam üyelerimizin söz konusu hizmetiçi eğitime katılmasını yazılı biçimde ısrar ederse üyelerimiz ya hizmetiçi eğitime katılır ve kurs sonunda 40 saat üzerinden ek ders ölçüsünde emri makama maddi tazminat ve/veya manevi tazminat davası açar. Ya da sendikamızın 14.09.2018 tarihli "Angaryayı Reddediyoruz. Mesleğimize Sahip Çıkıyoruz" kapsamında aldığı 14.09.2018 tarihli ve 54 sayılı MYK kararının 1 .maddesine dayanarak söz konusu hizmetiçi eğitime katılmayacağını belirten bir dilekçeyi okul müdürlüğüne vererek bu kursa katılmayabilir.

 

 

Okullar Sorunlarla Açılıyor Ama Kararlıyız! 
Bu Yıl Öğretmenlerin Ders Yılı Olacak!

Görüntünün olası içeriği: 14 kişi, ayakta duran insanlar ve iç mekan

2018-2019 eğitim öğretim yılının, başta öğrenciler ve öğretmenler olmak üzere tüm eğitim emekçileri ve veliler için çözüm bekleyen sorunların gölgesinde, her zamankinden daha zor koşullarda açılıyor.
Her ne kadar Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, göreve geldiği günlerdeki açıklamalarıyla toplumun farklı kesimlerinin dikkatini çekmişse de, eğitim alanında yıllardır izlenen politikalarda köklü bir değişikliğe gidilmeyeceği artık açıkça görülüyor.
Kamuda ve eğitimde siyasi ve idari kararlarla hayata geçirilen hukuksuz ihraçlar, açığa almalar, sendikal faaliyetler nedeniyle yaşanan sürgünler, bilime meydan okuyan yeni müfredat, öğrencilerin yarış atı gibi sınavdan sınava koşturması, öğretmenlerin mülakat sınavı ile sözleşmeli istihdam edilerek güvencesiz çalışmaya mahkûm edilmesi, siyasal kadrolaşmanın arttığı, eğitimde farklı dil ve kimliklerin dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin ülkemize ve çocuklarımıza olumlu bir katkı yapması mümkün değildir. 
Eğitim emekçilerinin haklarını geliştirebilmenin, çocuklarımızın ve öğrencilerimizin nitelikli bir eğitime ulaşabilmesini sağlamanın yolu bugüne kadar izlenen eğitim politikalarından ciddi bir kopuşu gerektirmektedir. Kaygımız, bu karanlık tablonun daha da derinleşeceğidir. Eğitim sisteminin içine itildiği karanlıktan çıkmasının tek yolu, eğitimde ve toplumsal yaşamda demokratik bir siyasi iklimin sağlanması ve eğitimin kamusal, parasız, bilimsel, laik, nitelikli ve anadilinde örgütlenmesinin sağlanmasından geçmektedir. 


Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan ve katlanarak artan sorunlar, MEB’in yayımladığı örgün eğitim istatistiklerine çeşitli yönleriyle yansımış bulunmaktadır. Açıklanan resmi veriler, eğitimin içler acısı durumunu gözler önüne sermekte, MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığı görülmektedir. 


Eğitimde siyasal kadrolaşma uygulamalarının yukarıdan aşağıya doğru organize bir şekilde gerçekleştirilmesi, okullarda yaşanan şiddetin artması, eğitim emekçilerine yönelik çeşitli saldırı ve tehditlerin (ihraç, açığa alma, sürgün vb.) sürmesi gibi uygulamalar, tıpkı ülke genelinde olduğu gibi, okullarımızın ve üniversitelerin fiilen kışla ya da cezaevi haline getirilmesine neden olmuştur. 


Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitim yatırımlarına, ders kitaplarının hazırlanmasından eğitim yöneticilerinin belirlenmesine, sınıf mevcutlarından eğitimin laik, bilimsel ilkeler doğrultusunda verilmesine kadar her alanda eğitimin demokratik ve kamusal yönünün geliştirilmesine özen gösterilmelidir. Derslik, okul, öğretmen açıklarından eğitimin genel bütçe içindeki payına kadar, eğitimin hemen her alanında köklü bir değişime gereksinim vardır. 


Bizler eğitim ve bilim emekçileri olarak, ne öğrencilerimizin ne velilerimizin ne de eğitim emekçilerinin bu karanlık tabloya mahkum olmadığının bilinmesini istiyoruz. Bu eğitim öğretim yılında da emeğimiz, haklarımız ve öğrencilerimiz için tüm örgütlü gücümüzle sorunlarımızı ve taleplerimizi gür sesle dile getireceğimizin bilinmesini istiyoruz. Kamusal, parasız, demokratik, nitelikli, bilimsel ve anadilinde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması için somut adımlar atılmalı, eğitimde ticarileştirme ve eğitimi dinselleştirme adımlarına derhal son verilmelidir. Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, dini inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde eğitim ve bilim emekçilerinin, öğrenci ve velilerle birlikte kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelemizi arttırarak sürdüreceğimiz bilinmelidir. 17.09.2018
Seçil SÖNMEZ
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

Eğitim Sen Kılık Kıyafet Eylem Kararı 2017-2018

İş yerlerine serbest kılık-kıyafetle gitme eylem kararımız (2018-2019)yenilenmiştir.

Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte, daha önce sendikamızın almış olduğu özgür kılık kıyafet eylem kararının devam edip etmediği yönünde sorular gelmektedir.

Sendikamız Eğitim Sen’in tek tipleştirmeye tepki olarak ortaya koyduğu iş yerlerine serbest kılık-kıyafetle gitme eylem kararı yenilenmiştir.

Üyelerimiz, Merkez Yürütme Kurulumuzun 30.06.2017 tarihli kararına dayanarak 1 Temmuz 2018 tarihine kadar iş yerlerine özgür kılık-kıyafetle gidebilecektir.

Serbest kılık-kıyafet tercihinden dolayı hiç bir üyemiz cezai yaptırıma uğramamaktadır.

İş yerlerine serbest kılık-kıyafetle gittiği için sözlü/yazılı müdahaleye maruz kalan üyelerimiz şube hukuk sekreterliğimize başvurabilir.

İlgili karar için tıklayınız

 

Şube Özlük ve Hukuk Sekreteri Okan BOLAT 05353473936

Bir Öğretmen Dünyayı Değiștirir…

Değerli öğretmen arkadașım, İlk günlerin heyecanı ya da birikmiș hikâyeleri paylașmanın engellenemeyen arzusu tüm gücüyle sınıflarımıza doldu. Üzerinden yıllar geçse de unutulamayacak anıların kapısı aralandı.

Her birimizin yașamında olduğu gibi șimdi öğrencilerimiz de yıllar geçse de unutamayacakları, kendi yașamlarında örnek alacakları öğretmenleriyle karșı karșıyalar. Yani sevgili meslektașlarım, bir tebessümün, bir kitabın, sevgi dolu bir dokunușun hayatı değiștirecek gücü ellerimizde.

Öğrencilerimize sevgiyle, emekle, fedakârlıkla dokunușlarımız, her kușağın zihninde derin izler bırakıyor. Eğitimin her türlü yapısal sorununa rağmen yaratıcılığını, potansiyelini desteklediğimiz öğrencilerimizin yașantısında; eșitlikten, barıștan, laiklikten, özgürlükten, insandan ve emekten yana aydınlık nesillerin yetișmesinde katkımızın olduğunu görmenin mutluluğunu yașıyoruz.

Ancak mesleğimizi hakkıyla yerine getirmeye çalıșırken bizlere öğretmenliği değil, kapı kulu olmayı dayatan uygulamalara maruz kalıyoruz. Yașanan ihraçları, sürgünleri, haksızlıkları sineye çekmemizi isteyenler, her an ișten çıkarılma kaygısıyla yașamayı bizlere reva görenler, hukuksuz uygulamalar karșısında susmamızı telkin edenler bugünümüze ve yarınımıza ipotek koyuyor, geleceği ellerinden alınan kușaklar yetiștirmelerine sessiz kalmamızı istiyor.

Sevgili Meslektașım,

Yüzbinlerce ataması yapılmayan öğretmene; aynı iși yapmamıza rağmen örülen duvarlarla birbirinden sözleșmeli, ücretli, kadrolu denilerek ayrıștırılan öğretmenlere; eğitim hizmetinin yok sayılan, görülmeyen emekçileri hizmetli, idari ve teknik personele de aba altından sopa sallanıyor.

Özveriyle yürüttüğümüz mesleğimiz ve emeğimiz her gün daha fazla itibarsızlaștırılıyor. Ekonomik kayıplarımız had safhaya çıktığı; zamlarla, artan enflasyon ve vergilerle hayat pahalılığının geçinmemizi zorlaștırdığı ve sadece çalıșabiliyor olmanın kendisinin lütufmuș gibi sunulduğu günleri yașıyoruz.

Haklarımızın ve gelirlerimizin her gün daha fazla eksilmesi; eğitim sisteminin içinden çıkılması güç sorunlarla karșı karșıya kalması yetmezmiș gibi șimdi de sorunun muhatap ve sorumluları bizlere sosyal medyadan sanal umutlar dağıtıyor. Bizler kendimizi değerli ve güvende hissetmek isterken, sesimiz ve taleplerimiz görmezden geliniyor.

İyi Dersler Öğretmenim…

Güvencesiz istihdamın kalıcı istihdam biçimine dönüștürüldüğü, mesleğimizin itibarsızlaștırıldığı, yarınımız ne olacak kaygısıyla yașamak zorunda bırakıldığımız bir dönemde tek tek serzenișlerimizle sesimizi, taleplerimizi duyuramayacağımızı bilmek için kâhin olmamıza gerek yok.

Bizler, sorunların ve umudun iç içe geçtiği bir mesleği icra etmenin getirdiği gücün farkında olmalıyız. Sorunlarımızın karșısında karalar bağlamanın da sorunlarımızın bizatihi yaratıcıları tarafından bir gün çözüleceğini beklemenin de bizlere bir yararının olmadığını görmeliyiz.

Peki, ne yapmalıyız? Eğitim emekçileri olarak sorunlarımızın çözümünü ancak birlikte üretebileceğimiz gerçeğiyle hareket etmeliyiz. Emeğimizi sahiplenmek, haklarımızı geliștirmek ve geleceğe güvenle bakabilmek için el ele vermeliyiz. Bizleri ayrıștırmak isteyenlere, angarya dayatmalarına, eğitimi sorunlar yumağına dönüștürenlere karșı güvenceli iș, güvenli gelecek talebimizde ısrarcı olmalıyız. Kısacası taleplerimiz etrafında yan yana durmalı, bir arada tutum geliștirmeliyiz.

Bunları ve daha fazlasını ancak örgütlü gücümüzle, birlikte bașarabiliriz…

Ders verme sırası bizlerde! İyi dersler öğretmenim!

Eğitim Sen Genel Bașkanı

Feray Aytekin Aydoğan

Bugün resmi gazetede yayınlanan, 12 Eylül 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile üniversitelere ağır bir darbe indirildi.

Söz konusu kararnamenin 12 Eylül’e denk gelmesinin sembolik anlamı bir yana, norm kadro uygulamasının içerdiği tasfiye mantığı 12 Eylül ruhunun diriliğini göstermektedir.

Kararname ile öğretim elemanı kadrolarına YÖK tarafından 60 gün içerisinde çıkarılacak norm kadro yönetmeliğince atama yapılacağı ve yönetmelik yayınlanana kadar yükseköğretim kurumlarının atama yetkisini kullanabileceği düzenlenmiştir.

Üniversitelere Getirilen Norm Kadro Uygulamasıyla Yeni Bir Tasfiye Amaçlanıyor!

Bu düzenlemenin anlamı, yönetmelik hazırlanana kadar üniversitelerin atamalarını, dolayısıyla kadrolaşama çabalarını hızlandırması ve hazırlanan yönetmelik sonrasında da çok sayıda öğretim elemanının norm kadro fazlası ilan edilmesidir.

Bilindiği üzere norm kadro uygulaması, piyasacı bir mantığı, yani maliyet ve verimlilik arasındaki ilişkiyi temel almaktadır. MEB uygulamalarından çok iyi bildiğimiz norm kadro düzenlemesi, maliyetleri düşürüp, verimliliği artırmayı hedefleyen ve emekçilerin özlük haklarında tahribatlar yaratan bir içeriğe sahiptir.

Dolayısıyla AKP’nin üniversiteler üzerinde yürüttüğü tasfiye politikasıyla birlikte bu düzenleme ele alındığında, norm kadro fazlası olacak öğretim elemanlarının sözleşmelerinin yenilenmemesi, doçent ve profesör kadrolarındaki bilim insanlarının rotasyon ya da geçici görevlendirme adı altında sürgün edilebilmesinin önünün açılacağı açıktır. Üstelik akademik teşvik sistemi ve akademik yükselme kriterleri ile birlikte öğretim elemanlarının puan avcısına dönüştürüldüğü bir sistemde, norm kadro uygulamasının sadece iş güvencesini değil, siyasi iktidarın makbul gördüğü bilginin üretilmesini ve haliyle makbul üniversitenin inşasını hedeflediği de açıktır.

Özetle, üniversiteler norm kadro uygulamasının siyasi iktidar tarafından makbul görülmeyen akademisyenlerin tasfiyesini, bununla birlikte de yeni rejimin yeni üniversitelerini makbul kadrolarla inşa etmeyi amaçlayacağı bilinmelidir. Üstelik aynı kararname ile cumhurbaşkanı tarafından atanacak rektörlerde “en az üç yıl profesörlük yapmış olma” şartındaki “üç yıl” kriteri de kaldırılmıştır. “Üç yıl” kriterine dahi tahammül edilememesi, siyasi iktidarın arzularının önüne geçecek küçücük sınırlamayı dahi kabul etmediğini gözler önüne sermektedir.

Eğitim Sen olarak, öğretim elemanlarının haklarına darbe indirecek norm kadro uygulamasını, üniversitelerin saray vesayetine bağlanmasını, bilim özgürlüğünün ve üniversitelerin kurumsal özerkliğinin yok sayılmasını kabul etmiyor, örgütlü gücümüzle gerekli adımları atacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açama, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nde 10 Eylül 2018 tarihinde yapılan değişiklikler ve arkasından başlayan tartışmalar sonucunda, siyasi iktidarın eğitim politikalarına yön veren yaklaşım yeniden görünür hale geldi. İlgili yönetmeliğin 7. maddesinin 11. fıkrasının yönetmelikten çıkarılması karma eğitimle ilgili yeni bir adım atılıyor kaygısı yarattı. Madde 7-(11) Çok programlı Anadolu lisesi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve mesleki eğitim merkezinde karma eğitim yapılır. Bu maddenin çıkarılmasının ardından MEB tarafından yapılan açıklamada, söz konusu değişikliğin bir yargı kararının gereği olarak yapıldığı ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 15. maddesinin karma eğitimle ilgili bir düzenleme içermesinden kaynaklı, ayrıca yönetmelikte yer verilmesine gerek olmadığı ifade edildi. MEB açıklamasında ayrıca karma eğitimin kaldırılmasına dönük bir çalışmalarının olmadığını da belirtti.

Karma Eğitim Tartışmaları Ve Gerçekler

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise ”Bakanlığımız bu konuda açıklama yaptı. Bir mahkeme kararına istinaden bir düzenleme yapıldı. ‘Karma eğitim kaldırılıyor’ gibi propagandaya dönüştürüldü. Karma eğitim olduğu halde devam ediyor. Karma eğitimin ortadan kaldırılması gibi bir şey söz konusu değil. Fakat belli okullarda kız-erkek ayrımı şeklinde eğitim verilmesine imkân sağlayan bir karar da var ortada. Burada tercihlerin daraltılması değil çoğaltılması söz konusu. Demokratik toplumlarda aslolan vatandaşın bu tür taleplerini karşılayacak seçeneklerin arttırılmasıdır. Hiç kimse, hiçbir veliye karmaya ya da olmayana göndermek zorundasın diye bir şey empoze etmiyor. Ama alternatifleri sunuyoruz. Devletin yapması gereken de budur.” diyerek tartışmayı ayrı bir boyuta taşıdı.

1739 sayılı yasanın 15. maddesi “Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne imkân ve zorluklara göre bazı okullar, yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.” şeklindedir. Yasa açıkça karma eğitimin temel olduğunu vurgulamakta ancak ikinci bölümde ifade edilen tür, imkan ve zorluklar bölümü kullanarak çok sayıda Anadolu lisesi ve Anadolu imam hatip lisesi sadece kız öğrenciler için açılmaktadır. Söz konusu yönetmelikte MEB hangi okul türlerinin, hangi imkan ve zorluklara göre sadece kız veya erkek öğrencilere ayrılabileceğine dair bir düzenleme yapmayarak karma eğitim dışı uygulamaların önünü açmaktadır. Herhangi bir düzenleme yapılmamış olması istenen her okulun karma eğitim dışına çıkarılmasına olanak sağlamaktadır.

10 Eylül 2018 tarihinde MEB tarafından yapılan ise hakkında düzenleme yapılmış olan üç okul türüne dair maddeyi kaldırarak bu okulları da aynı keyfiyet torbasına dahil etmesidir. Bu okullarla ilgili yönetmelikte açıkça “…karma eğitim yapılır.” ibaresi bulunduğu için bu okullar karma eğitim dışına çıkarılamamış idi. Yapılan değişiklikle, bu okullarda “görülen lüzum” üzerine sadece kız veya sadece erkekler için ayrılabilecek. MEB yaptığı açıklamada samimi olsaydı, bu maddeyi çıkarmak yerine maddeyi 1739 sayılı yasanın 15. maddesine uygun hale getirir ve “Tüm kademelerdeki eğitim kurumlarında karma eğitim esastır.” şeklinde düzenlerdi. Bu nedenle maddeyi yasaya uygun şekilde düzenlemek yerine, madde metnini olduğu gibi yönetmelikten çıkarmak karma eğitim dışı uygulamalara engel olabilecek düzenlemelerin kaldırılması olarak yorumlanmalıdır.

Karma eğitim ile ilgili tartışmalar planlı şekilde sürdürülmekte ve karma eğitimin zararlarına dönük akıl, bilim dışı düşünceler yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Yaşamın kendi doğallığı, toplumsal işbölümü ve evrensel çocuk hakları ve eğitim bilimi dikkate alındığında karma eğitimden vazgeçmenin olası ve doğru olmadığı görülmektedir. Tüm bunlara rağmen karma eğitim dışı uygulamalarda ısrar etmenin “çocuğun okuyacağı okulun türünü seçme özgürlüğü” ile açıklanamayacağı da ortadadır.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından yapılan açıklama ise asıl niyetin karma eğitim dışı pratiklerin artırılması ve eğitimde yaşanan gerici dönüşümün sürdürülmesi olduğunu göstermektedir. İnşa edilmekte olan yeni rejim için eğitim kurucu bir işleve sahiptir. Bu işlevin istendiği şekilde yerine getirilmesi için ise eğitimin piyasa ile uyumlu ve aynı zamanda da siyasi iktidarı her gün yeniden üreten şekilde işlemesi hedeflenmiştir. Bu nedenle karma eğitim dışı pratiklerin artırılması ile beraber aynı zamanda akademik eğitim alan öğrenci sayılarının baskı altında tutularak, öğrencilerin çoğunluğunun imam hatip okullarına ve meslek okullarına yönlendirilmesi hedeflenmiş ve tüm mevzuat bu hedefe uygun olarak düzenlenmeye çalışılmıştır. Söz konusu yönetmelik bu nedenle ortaöğretim genel müdürlüğüne bağlı okulların açılmasını katı kurallara bağlayarak zorlaştırırken, imam hatip okulları ve meslek liselerinin çoğunluğunun açılmasında adeta hiçbir şart aramamaktadır.

Siyasi iktidar velilere ve öğrencilere imam hatip okullarını işaret etmekte, öğrencilerin bu okullara gitmelerini istemektedir. Ancak yapılan bu çağrı genel olarak kabul görmemekte, yapılan tüm yönlendirme, özendirme ve kimi zaman örtülü zorlamalara rağmen öğrenciler tercihlerini bilimden, sanattan ve spordan yana yapmaktadır. MEB öğrencilerin tercihleri ortada olmasına rağmen, fen, sosyal bilimler, Anadolu, güzel sanatlar ve spor liselerinin açılmasını ve kontenjanlarını sınırlandırmaktadır. Oysa yapılması gereken öğrencilerin ilgi, istek, tercih ve gereksinimleri ile uyumlu bir okullaşma politikasını yaşama geçirmek olmalıdır.

Kurulduğu günden bu yana laik, bilimsel, kamusal, anadilinde, eşit ve ücretsiz eğitim hakkını her koşulda savunmuş olan Eğitim Sen, tüm öğrencilerin eğitim hakkının hiçbir engel olmadan kullanılmasını savunmaktadır. Karma eğitim ile ilgili tartışmaların kendisi pedagojik ve bilimsel temellerde değil, siyasal referanslarla tartışılmakta ve bunun olumsuz sonuçlarına da öğrencilerimiz katlanmak durumunda kalmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki dönemin en temel önceliklerinden birini de eğitim alanında yaşanan gerici ve piyasacı dönüşüme karşı çıkmak ve tüm öğrencilerin istedikleri okul türünde ve okulda eğitim almasını sağlamak oluşturmaktadır.