Tarihe Göre Filtrelenen Öğeler Aralık 2016

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

Görüntünün olası içeriği: yazı
Şiddetin, savaşların, katliamların, sömürünün, hak gasplarının damgasını vurduğu, “Yaşayacağımız daha ne kaldı acaba?” sorusunu ısrarla dilimize dolayan 2016 yılını geride bırakıyoruz.

El ele vererek kenetlendiğimiz üyelerimizle, kalpleri bizlerle atan dostlarımızla, kararlılıkla sürdürdüğümüz örgütlü mücadelemizle 2016’da yaşananlara hep birlikte göğüs gerdik, birbirimize umut olduk.

2017’nin de başta ihraç edilen ve açığa alınan üyelerimiz olmak üzere tüm emekçilerin yarına güvenle bakabildiği, maruz kaldıkları hukuksuzlukların son bulduğu bir yıl olması için örgütlü mücadelemizi sürdüreceğiz.

Savaşın ve sömürünün olmadığı, emeğin ve insanca bir yaşamın hakim olduğu, demokratik, laik ve özgür bir ülkede, barış içinde ortak bir gelecek dileğiyle yeni yılınızı kutlarız.

Türkiye’de bir süredir toplumun geniş kesimlerini doğrudan ilgilendiren konularda yapılan yasal düzenlemeler, iktidar tarafından “torba yasa” düzenlemeleri ile hayata geçirilmektedir. Son yıllarda yoğun bir şekilde uygulanan “torba yasa” yöntemi ile değişiklik yapılacak yasalar muhataplarına ve onların taleplerine göre değil, iktidarın siyasal ihtiyaçlarına göre düzenlenirken, eğitim sisteminin en temel kurum ve kuralları alt üst edilmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 652 sayılı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının kabulü ile eğitimde denetim ve Maarif Müfettişleri ile ilgili köklü değişikliğe gidilmiştir.

Maarif müfettişleri, illerde il müdürlüklerine bağlı olarak inceleme, araştırma, rehberlik hizmetleri ile il müdürünün vereceği diğer görevleri yapacaktır. Düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içinde, “Bakanlık Maarif Müfettişi” unvanlı toplam serbest kadro adedini geçmemek üzere “Maarif Müfettişi”, “Eğitim Müfettişi”, “Milli Eğitim Denetçisi” ve “İl Eğitim Denetmeni” unvanlarını ibraz edilmiş, halen bakanlık teşkilatında görevli olanlar ile bakanlık teşkilatında şube müdürü ve üstü kadrolarda fiilen çalışanlar ve milli eğitim uzmanı ile milli eğitim uzman yardımcılarından yabancı dil ve tez şartını karşılayanlar arasından yapılacak “mülakat” ile başarılı olanların, Bütçe Kanunu ile belirlenen atama sayı sınırlarına tabi tutulmaksızın bakan onayı ile “Bakanlık Maarif Müfettişi” olarak atanabilmesinin önü açılmıştır. Başka bir ifade ile sınavla iş başına gelen Maarif Müfettişleri, mevcut kadro ve dereceleri ile alt bir göreve atamaları yapılarak, bir kez daha hukuksuz bir uygulama hayata geçirilmek istenmektedir.

Türkiye’de 81 ilde toplam 2400’e yakın maarif müfettişi görev yapmaktadır. MEB Maarif Müfettişleri mesleğe farklı tarihlerde farklı şekillerde alınmış olsa da, genel olarak belirli bir öğretmenlik kıdemine sahip en az dört yıllık fakülte mezunları arasından, yarışma sınavı, mülakat, hizmet içi eğitim, hizmet içi eğitim sonunda tekrar bir sınav, ardından üç yıllık müfettiş yardımcılığı ve nihayet yeterlilik sınavı ile alınmaktaydı.

Maarif müfettişleri hem laik, bilimsel, nitelikli eğitimin güvencesi hem de inceleme ve soruşturmalarda hakkaniyetin temsilcisi olmaları nedeniyle eğitim sisteminin sağlıklı işlemesi açısından bugüne kadar önemli görevler üstlenmişlerdir. MEB’in böylesine önemli bir yapıyı keyfi bir şekilde düzenlemesinin en önemli nedeni, maarif müfettişlerinin büyük çoğunluğunun karma ve laik eğitim yönünde tutum sergilemeleri, hukuk dışı talimatlar karşısında genellikle hukukun yanında saf tutmalarıdır. Maarif müfettişlerinin inceleme ve soruşturmalarda hakkaniyetli davranmaları, hukuk düzeninden yana tutum sergilemeleri, iktidarın istediği gibi hareket etmemeleri nedeniyle tasfiye edilmeleri ve mülakata dayalı yeni sistem üzerinden yeniden düzenlenmesi sağlanmıştır.

İktidara gelen her siyasi oluşum, hatta aynı partiden olmalarına rağmen bugüne kadar göreve gelen her bakan kendi kadrosunu oluşturma ve kendi neslini inşa etmek için denetim sistemini kendi anlayışına göre biçimlendirmek istemiştir.

MEB Teşkilat Kanununda yapılan değişiklikle eğitim kurumlarının büyük kısmı yıllarca gerçek anlamda denetim görmesi fiilen engellenmekte, eğitim kurumlarında siyasi kadrolar eliyle keyfi tutum ve uygulamaların önü açılmaktadır. Ayrıca son dönemde belirgin bir şekilde artan usulsüzlük, yolsuzluk, çocuk istismarı gibi durumların daha da artmasını, yürütülen soruşturmaların çoğunun üzerinin örtülmesini tahmin etmek zor değildir.

Ülkenin her yerinde okul öncesi eğitimin gelişmesi için üstün gayret gösteren müfettişlerin bakanlık tarafından pasifize edilmesi, çoğu kaçak ve resmi olmayan eğitim kurumlarının, dini cemaatlere bağlı olarak faaliyet yürüten yurt görünümlü kursların hızla artmasına yol açacaktır. Son yıllarda fiilen uygulanmaya başlanan okullarda karma eğitim uygulamasına adım adım son verme girişimleri daha da hızlanacak, kız ve erkek öğrenciler ayrı katlarda, ayrı binalarda hatta ayrı kampüslerde öğrenim görmesinin önü açılacak, eğitimin MEB eliyle dinselleşmesi süreci hızlanarak laik ve bilimsel eğitim anlayışından uzaklaşılacaktır.

Hiçbir yeterliliğe sahip olmayan, tamamen siyasi tercihlerle, kendisini atayanlara biat edecek, “hükümetin memuru” olarak hareket eden kişiler Maarif Müfettişi yapılacak, iktidardan farklı düşünen herkes tasfiye edilecektir. Zorlu süreçlerden geçerek bu mesleğe kabul edilenler ise il milli eğitim müdürlüklerinde görevlendirilerek fiilen tasfiye edilecek, kariyer ve liyakatleri yok sayılacaktır. MEB ve eğitim politikaları açısından son derece önemli olan inceleme ve soruşturma işleri, bu konuda yeterli birikimi ve uzmanlığı olmayan kişilerce taraflı olarak yapılacak, denetimlerde hukukilik ve objektiflik ilkesinin göz ardı edilerek, telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaşanmasının önü açılmaktadır.

İçinde eğitim ve çocuk geçen (Kur’an kursu, yurt, belediyelere veya başka kurumlara ait rehabilitasyon merkezi, İSMEK, çeşitli bakanlıklara bağlı olarak faaliyet gösteren teknik eğitim, mesleki eğitim, eğitim kurumları ve diğer kurumlardaki AB eğitim teşvikleri, vb.) her türlü kurumun Maarif Müfettişleri tarafından denetlenmesi gerekirken, tam tersi yönde adımlar atılması ve denetim mekanizmasının baştan aşağı değiştirilmesi dikkat çekicidir. Önümüzdeki süreçte özellikle iktidara yakın dini cemaat, vakıf ve dernekler tarafından açılacak olan eğitim-öğretim kurumları, öğrenci yurtları görünümlü Kur’an kursları vb yapılara karşı yasal yaptırımların azaltılması kuvvetle muhtemeldir.

14 yılda altı bakan değişikliği yaşanmasına rağmen altısının politikaları birbirine benzemediği halde, söz konusu bakanları tek ortak noktası MEB’de yaşanan siyasi kadrolaşma olmuş, bu durum MEB’in Türkiye’de en güvenilmez bakanlık haline gelmesini sağlamıştır. Eğitimde bugüne kadar yapılan tüm atamalar, özellikle mülakat sınavlarının şaibeli yapılması, hemen hemen tüm atama ve terfilerde iktidara yakın kişilerin “seçildiği” yönünde kamuoyunda yaygın bir yargı oluşmuş durumdadır. Yapılan son değişikliklerle birlikte bu yargının ne kadar doğru olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

MEB eğitim müfettişliği kurumu gibi önemli bir kurumu açık açık tasfiye ederek, “emir-komuta zinciri” içinde çalışacak yeni bir sistem oluşturmuştur. MEB, siyasal çıkarlar uğruna eğitim sistemi açısından yıllardır önemli bir işlev gören bakanlık müfettişliği kurumunu tasfiye etmesinin acı sonuçları önümüzdeki dönemde daha açık bir şekilde görülecektir. Eğitim sistemi iktidarın siyasal hedeflerine göre değil, eğitim biliminin evrensel ilkelerine göre düzenlemelidir.

KESK Adana Şubeler Platformu İhraç olan üyeleriyle ilgili dayanışma konseri düzenledi.
Seyhan Belediyesinin katkılarıyla Yaşar Kemal Kültür Merkezinde düzenlenen Sadık Gürbüz Konserine KESK Genel Başkanı Lami ÖZGEN, KESK MYK üyemiz Ramazan GÜRBÜZ ve Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran KARACA, sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcisinin katılııyla gerçekleştirilmiştir. Konserde bizleri yalnız bırakmayan üyelerimize ve katkı sunanlara KESK adına teşekkür ederiz.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve iç mekan

 

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta ve geceGörüntünün olası içeriği: 1 kişiGörüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, oturan insanlar, kalabalık ve iç mekanGörüntünün olası içeriği: 1 kişiGörüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve iç mekan

Açığa Alınanlar Geri Döndü, İhraçlarda Geri Dönecektir.
Değerli Basın ve Kamuoyuna 
Toplumsal muhalefeti örgütleyen 21 yaşındaki KESK; Savaşa karşı barışı, ölümlere karşı yaşamı, birlikte ve bir arada yaşamayı savunarak toplumun ortak sesi ve toplumun vicdanı olmuştur. 2002 yılında iktidar olan AKP 2013 yılına kadar cemaatle birlikte yasama, yürütme ve yargıya yapılan hukuksuz müdahalelerle devletin tüm birimlerini ele geçirme konusunda karşılıklı olarak istenilen her şeyin alınıp verildiğini “ne istediler de vermedik” ifadelerinde biliyoruz. YÖK’ü kaldırıp üniversiteleri özgürleştireceğiz diyen AKP iktidarı bugün üniversitelerde rektörlük seçimlerini kaldırmıştır. 17-25 Aralık yolsuzluklarının teşhiri nedeniyle ittifak bozulmuş ve karşılıklı olarak iktidar kavgası verilirken ülke adeta savaş alanına dönmüştür. Bu politikalarının sonucundan;
Savaş mağduru çocuklara oyuncak götüren sosyalist gençler,
Emek, barış, demokrasi diyen emekçiler,
Patilerinin mitinglerine katılan halk,
Düğünlerinde halay çekenler,
Eve gitmek için otobüs duraklarında bekleyenler,
Maç güvenliğini sağlayan polisler,
Çarşı iznine çıkan askerler,
Ve daha nice masum insanımız acımasız ve gaddarca katledilirken, siyasal iktidar sorumluluğunu perdelemek için yaşanan her olaya, yayın yasağı, yargıda açılan dosyalara gizlilik kararı getirilmektedir. Haziran 2015 tarihinden bu yana ülkemizin çeşitli yerlerinde patlayan bombalar sonucu 397’si sivil, 63’ü asker ve polis olmak üzere 460 yurttaşımız yaşamını yetirmiş ve binlerce yurttaşımız ise yaralanmış veya sakat kalmıştır.

Görüntünün olası içeriği: 12 kişi, oturan insanlar ve yazı
Değerli Basın Emekçileri;
15 Temmuz darbe girişiminin gün ülkenin tüm olanaklarını ve zor aygıtlarını eline geçirmiş ve FETO’CU olarak kamuoyuna tanıtılan ahlaksız ve vicdansız bir kesim başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere devlete ait kurum ve kuruluşluları bombalayarak ve ülke savunmasında kullanılacak olan f-16’lar, helikopterler ve tanklarla yüzlerce sivil yurttaşımız katledilmesine ve binlerce yurttaşımızın ise yaralanmasına ve sakat kalmasına neden olmuştur. Darbe girişiminin olduğu ilk günden itibaren darbecileri ve darbe girişimine imkân ve olanak sağlayanları kınadık ve bugünde kınıyor ve lanetliyoruz.
Siyasal iktidar darbecilerle hesaplaşmak, yaratılan tahribatı onarmak yerine OHAL ilan ederek Kanun Hükmünde Kararnamelerle binlerce masum ve muhalif kamu çalışanını adeta “cadı avına” çıkarcasına mağdur etmiştir. 15 Temmuz darbe girişiminden buyana 87 bin kamu çalışanı ihraç 112 bin kamu çalışanı ise açığa alınmıştır. KESK’in yürütmüş olduğu diplomasi, örgütsel ve hukuksal mücadele sonucu; 8 Eylül 2016 tarihinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle açığa alına 11285 Eğitim Sen üyesinin tamamı ise görevine iade edilmiştir. 
Değerli Basın Emekçileri;
Sürgün edilen, açığa alınan ve ihraç edilen arkadaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi için örgütsel ve hukuksal mücadelenin yanında fiili ve meşru mücadelemizi aylardır “biz haklıyız biz kazanacağız” şiarı ile alanlarda çeşitli eylem ve etkinliklerle sürdürmekteyiz.
28 Kasım 2016 tarihinde Viyana’da yapılan 8. ITUC (Uluslarası Sendikalar Konfederasyonu) İnsan ve Sendikal Haklar Komitesinde Türkiye’deki durum özel olarak görüşülmüş, Konfederasyonumuz sendikal haklar, insan hakları ve demokrasinin mevcut durumu hakkında bilgi vermiş, toplantıda geleceğe yönelik planlamalar yapılırken ITUC’tan Türkiye’deki mevcut durumu protesto etmek, keyfi biçimde görevden alınan sendika üyeleri konusunda farkındalık sağlamak ve ihraçlar edilenlerin işlerine geri iade edilmeleri için küresel bir eylem organize etmeleri çağrısında bulunmuştu.
ITUC, Konfederasyonumuzun bugün başlatacağı “İşimi Ekmeğimi İstiyorum” yürüyüşüyle eş zaman küresel bir eylem gerçekleştirme kararı alarak tüm dünya sendika ve konfederasyonlarıyla paylaşmıştır. ITUC bu kapsamda, üyelerinden 19 ve 20 Aralık tarihlerinde Türkiye Başbakanı’na ihraç edilen çalışanların göreve iade edilmesini talep eden protesto mektupları gönderilmesini istemiş ve bu etkinlik protesto mektupları gönderilerek gerçekleştirilmiştir.

Görüntünün olası içeriği: 20 kişi, ayakta duran insanlar ve iç mekan
AKP hükümeti, toplumda ve parlamentoda sağlanan darbe karşıtı tutuma dayanarak en tepeden en aşağıya darbe girişiminde payı olan herkesin yargı önünde hesap vermesini, bir daha böyle bir girişime meydan vermeyecek yasal düzenlemelerin yaşama geçirilmesi yerine ne yazık ki Olağanüstü Hal ilan etmeyi tercih etmiştir. KESK olarak diyoruz ki “Haklar OHAL ve KHK’lerden Önce Gelir! İhraçlarınıza, Açığa Almalarınıza, Sürgün ve Cezalarınıza Teslim Olmayacağız ve direneceğiz. “İşimi Ekmeğimi Geri İstiyorum” şiarı ile İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen KESK‘li yoldaşlarımızı selamlıyor ve başarılar diliyoruz.
Kamusal, parasız, ulaşılabilir, bilimsel, laik, anadilinden eğitim diyen, Savaşa karşı barışı, ölümlere karşı yaşamı savunan, çalışanların iş ve ücret güvencesinden taviz vermeyen 2077 KESK’li arkadaşımız görevlerine derhal iade edilmelidir. 
OHAL ilanı üzerinden 5 ay gibi bir zaman geçmesine rağmen darbe girişiminin en önemli ayağı olan siyasal ayağına ilişkin tek bir adım dahi atılmadığı gibi yaşanan gelişmeler siyasi iktidarın böyle bir niyetinin de olmadığını göstermektedir. Bunun yerine olağan koşullarda TBMM’den bu kadar kolay geçemeyecek olan Bireysel Emeklilik Sistemi, Varlık Fonu gibi emekçilerin, toplumun kaynaklarını sermayeye-patronlara aktaran yasal düzenlemeler OHAL koşullarında rahatça hayata geçirilmiştir. Diğer taraftan 15 Temmuz darbe girişiminin aktörü FETÖ/PDY ile mücadele için ilan edildiği söylenen OHAL ve buna dayalı olarak çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle siyasal iktidarla aynı görüşü paylaşmayan geniş bir kesim hedef tahtasına konulmuştur.
FETÖ/PDY olarak adlandırılan yapıya karşı,15 Temmuz’dan itibaren değil, en başından beri mücadele ettiği herkesçe bilinen KESK darbecilerle mücadele” iddiasıyla başlatılan açığa almaların, ihraçların hedefi haline getirilmiştir. Kamuda siyasi fişlemeler ve ihbarlar üzerinden başlatılan soruşturma süreçleri, hukuksuz ihraç ve açığa alma uygulamaları, kapsamları genişletilerek sürdürülmüş, aileleri ile birlikte 1,5 milyon insan doğrudan mağdur edilmiştir.
OHAL’in ilan edilme gerekçeleri ile uygulamaları arasında giderek derinleşen çelişkiler, hukuksuz ihraçlar ve açığa almalar karşısında sessiz ve tepkisiz kalmamız mümkün değildir. Uluslararası sözleşmeleri, Anayasa’yı, yasaları, insan haklarının en temel ilkelerini ihlal eden OHAL ve KHK’lara karşı mücadelemiz, tüm yasaklar ve engellemelere rağmen kesintisiz sürecektir.
Bunun için sokağın sesinden korkanlara, tehditler yağdıranlara, engellerle önümüze duvar örmeye kalkanlara inat, Hakların OHAL ve KHK’lardan önce geldiğinin altını bir kez daha çizerek sendikal hak ve özgürlüklerimizi yok sayan OHAL Hukukunun ürünü yasaklara karşı bugün “Ekmeğimi Geri İstiyorum” şiarı ile İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen arkadaşlarımızı KESK Adana Şubeler Platformu adına selamlıyor ve kutluyoruz. 21.12.2016

 

KESK Adana Şubeler Platformu Adına
Ahmet KARAGÖZ
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı

Dün gece İstanbul Dolmabahçe’de gerçekleşen iki bombalı saldırı sonrasında, 38 kişi yaşamını yitirmiş, 14’ü yoğun bakımda olmak üzere toplam 136 kişi de yaralanmıştır.

Hemen belirtmek isteriz ki bu saldırıyı lanetliyor, yaşamını yitirenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara ise acil şifalar diliyoruz.

Eğitim Sen olarak, halkın can güvenliğinin tehdit altında olmadığı, herkesin barış, huzur ve güven içerisinde yaşayabileceği demokratik bir ortamın hızla inşa edilmesini istiyoruz.

“Haklar, OHAL ve KHK’lardan önce gelir! İhraçlarınıza, Açığa Almalarınıza, Sürgün Ve Cezalarınıza Teslim Olmayacağız!” şiarıyla 10 Aralık 2016 Cumartesi günü Mersin bölge mitingi düzenlenecektir. Katılımınızı bekliyoruz.
Katılmak isteyenlerin 05053967311 nlu telefona kayıt yaptırmaları rica olunur.
KESK Adana Şubeler Platformu

Adana Alevi Platformu İhraç ve Açığa alınan KESK üyeleri için Atatürk parkında basın açıklaması gerçekleştir. Açıklamaya Çok sayıda demokratik kitle örgütü üye ve yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirilen basın açıklamasını Adana Pir sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Şükrü ŞAHİN yaptı.

Şahin; AKP iktidarının "Allah'ın lütfü" dediği darbe girişimi bahanesi ile halka karşı sürdürdüğü saldırılar hu kesmeden devam ediyor.
Son çıkarılan KHK ile platformumuz bileşenlerinden PSAKD ve AKD üyesi sayın Güven Boğa Seyhan Belediyesi Kültür ve Sosyal işler müdürlüğü görevini İcra ederken kamudan ihraç edilmiştir. Nedeni kendisine söylenmedi ama biz nedenini biliyoruz. Neydi Güven Boğa'nın ihraç nedeni;
Barış ve kardeşliği tüm Adana'ya yaymak İçin olanca gücü İle çalıştığı için tehlikeli işler yapıyordu.


Belediyenin kapısını halka açıp satranç turnuvalarından, konserlere, panellerden sinema gösterilerine kadar halkın aydınlanması için çabalıyordu bu nedenle de tehlikeliydi.
Güven Boğa Alevilerin hak alma mücadelesinde onların yanında olmak bir yana bizzat mücadelenin içinde olduğu için tehlikeliydi.
Kamudan ihraç edilen KESK'li tüm dostlarımızın ihraç edilme özellikleri aynıydı aslında. Muhaliftiler. Savaşı istemiyorlardı. Soyguna talana hayır diyorlardı. Tıpkı bir defa yetmeyip iki defa İhraç edilen PSAKD Adana Şubesi üyelerimizden Ali Rıdvanoğulları gibi, tıpkı üyemiz Ülkü Gülşen Hocamız gibi, tıpkı üyemiz aktivistimiz Güven Boğa gibi. Biz de muhalifiz ve de üyelerimize ve tüm KESK'Iİlere dönük bu hukuksuz saldırının durdurulmasını ve de haklarının iadesini istiyoruz.
Değerli dostlar; geçen hafta Adana Aladağ'da hep beraber bir AKP klasiğine daha tanık olduk. 11'! çocuk biri eğitmen 12 canımız devlet eli ile yerleştirildikleri cemaat yurdunda katledildiler. Devlete ait yurda yıkım kararı alan yetkililer nedense alternatif olarak sadece kamuoyunda Süleymancılar olarak bilinen cemaat yurdunu tercih etmişlerdi. Amaç çocuklara barınma yeri bulmak değil bu yoksul halk çocuklarını kendileri için devşirmekti. Bu çocukların katledilmeleri ile ilgili davayı da aynı Madımak Katliam Davasını takip ettiğimiz gibi, Maraş, Gazi davasını takip ettiğimiz gibi takip edeceğiz. Çünkü kapalı bir yerde yanmanın ve devlet erkini sadece alevlerin içinde görmenin ne olduğunu biz Aleviler çok iyi biliriz. İçeride çocukların, dışarıda ailelerin neler çektiklerini biz çok iyi biliriz. Bu nedenle yanlarında olacağız, mücadelemizi onlar için daha fazla yükselteceğiz.


Değerli dostlar; Valilik önünde yaşanan bombalı saldırıya dair de Adana Alevi Platformunun düşüncelerini beyan ederek açıklamamızı bitireceğiz. Adana Valilik binası önünde bomba yüklü bir araç patlatıldı 2 işçi hayatını kaybetti, onlarca insan yaralandı. Bu saldırıyı bir kez daha sizlerin önünde lanetliyor ve de hayatını kaybeden canlara Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar diliyoruz.
AKP elini KESK'ten çek...
Yakanlar aynı yakılanlar aynı...

ADANA ALEVİ PLATFORMU